tek istenen şey tanınmak. "biz varız, burdayız" diyerek sesini duyurmak. tek istenen anayasanın 10. maddesinde "kanun önünde eşitlik" başlığında tanınmak. aslında böyle bir talebe gerek bile olmamalı. çünkü yasa şöyle diyor: "herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. bu da transeksüelleri içine alması gereken bir madde ama hala onlar bunun savaşını veriyorlar.
19 haziran 2011 tarihinde taksim meydanı transeksüeller, gökkuşağı bayrakları, eşcinseller, heteroseksüeller, çiftler, tekler, gayler... ayrımsızca eğlendiler. hem de transeksüeller için. fotoğraflamak istediğim o kadar çok kare vardı ki.
"hayatımda bu kadar ibneyi bir arada görmedim" diyen insanlardan tutun da; elele, müzik ve ritimle kopan heteroseksüel ve eşcinsel çiftlere kadar ne kadar enteresan kareler vardı. meydandan tünele kadar süren yürüyüşte bizim arkadaşımla en çok dikkatimizi çeken şey, etraftan bakan gözlerin kendine güvensizliği, orada bir şekilde "ben buyum" veya "ben bunları destekliyorum" diyebilen insanlar kadar olamamak. öylece bakıyorlardı yüzlerinde boş bi rgülümseme ile. kimisi alkışlayıp destek olurken yaşlı başlı amcalar telefonlarına çekiyordu transeksüelleri ve gökkuşağı bayraklarını. "ne yapacak acaba, eve gidip çocuğuna mı gösterek" demeden de duramadım.
şaka bir yana, her şey bir yana, orada onlarca hatta belki yüzlerce insan bir şeyin birliğini beraberliğini ve özgürlüğünü yaşıyordu, o hava mükemmeldi. binbir renk vardı, herkes gülüyordu, bambaşka muhabbetler bile dönse herkes eşitlik için, hakları için, nefret cinayetlerinin politikleşmemesi için oradaydı. birilerinin o yürüyüşten haberi bile olmayacak belki, ama bir o kadarı da imrenerek baktı onca güzel insana...
hiçkimse, hiçbir zaman öteki olmayı haketmez, haketmemeli. sevdiği için, ruh ve beden uymadığı için asla ötekileştirilmemeli. Nice trans onur haftalarına...
16-19 haziran 2011 / istanbul
daha geniş bilgi için;
http://transpride2011.tumblr.com/
http://www.istanbul-lgbtt.org/lgbtt/
http://www.vol-trans.blogspot.com/
ilginizi çekebilir: transamerica
Helal Olsun
Anadolu Ajansı muhabiri Kayhan Özer, o özel anı sabitlemiş. Milliyet’te çıktı. Mükemmel bir hatıra fotoğrafı doğrusu.
Peron ya da balkon konuşması öncesi danışmanlarından bilgi alıyor.
Danışmanlar, rolünü abartan hademeler gibi karşısında el pençe divan durmuşlar; kahramanımız bir hususta kendilerini ikaz ediyor.
O odanın resimlerini daha önce de görmüşük. İddialı bir estetik önerisi.
Selçuki desenli kapının iki renk masa üstünde tekrarı, arka duvarın tuhaf ‘mış gibi’ kaplaması, önde dengede donmuş altın terazi vesaire...
Erdoğan kravatı atmış, rahat bir anında.
Onlara ne danışıyor olabilir? İnsan, karşısında hazırolda bekleyen adamlara ne danışabilir?
Erdoğan, bundan yıllar önce, Bahçeşehir Üniversitesi Uluslararası Liderlik ve Kamu Yönetimi Araştırma Merkezi’nde kurulan ‘Hükümet ve Liderlik Okulu’nun açılışında konuşmuş ve ezcümle, “Şüphesiz ki lider olunmaz, lider doğulur” demişti.
Lider doğmuşluğundan hiç kuşku duymadığımız Başbakan seçimlerde karşısında çırpınan sonradan olmalardan helallik istiyor şimdi.
Bütün incittiklerinden. Kendisi de açmış olduğu davalardan vazgeçerek başladı.
Güçlü olanın barış elini uzatması liderliğin şanındandır elbette.
Güçlü olanın ilk özrü dilemesi.
Biz de hakkımızı helal ediyoruz hep birlikte.
Bunca uzun iktidarın süresince halkı boşa sevindirdiğin ve Kürt sorununu barışa bağlamak konusunda hiçbir başarı elde etmediğin halde toplumun yarısının oyunu aldığın için sana helal olsun.
Özgürlük vaatlerinden çoktan caydığın ve özgürlük taleplerinin hepsini büyük bir saygısızlıkla yok saydığın halde yine oyunu çoğaltabildiğin için sana helal olsun.
Rakiplerinin zaniliğini, Aleviliğini öne çıkararak oy istediğin ve kazanabildiğin için sana helal olsun.
Ucube deyip ‘Allahuekber’lerle heykel yıktırdığın, sonra Azerbaycan’a selam yolladığın ve bunlara rağmen samimiyetinle sivrilebilmeyi başardığın için sana helal olsun.
Basın özgürlüğüne hiç yüz vermediğin, gazetecileri ve gazeteleri sonunda toptan hizaya getirebildiğin için sana helal olsun.
Sana muhalif bir göstericinden “Kadın mı kız mı bilmiyorum” diye söz edebilip bunu bir de bir güzel açıklayıp milyonlarca kadın seçmenden oy alabildiğin için sana helal olsun.
Vahşi polisinle gurur duyduğun, onun öldürdüğü muhalifini ardından öfkeyle anıp da inançlı seçmenden bunca oy alabildiğin için sana helal olsun.
Bunca şefkatsiz, bunca nobran, bunca nadan bir lider olarak baş tacı edildiğin için sana helal olsun.
Şimdi danışmanlarını karşına dizmiş, onlara yeni stratejiler dikte ediyorsun.
Ama unutma. Liderlik, bütün insana aykırı kurumlar gibi son derece gerilimli bir ikbal kapısıdır. O Kızılderili atasözünün dediği gibi; “Peşinden gelen kalabalık seni takip mi ediyor yoksa kovalıyor mu, asla emin olamazsın”.*
Love is Love
daha doğru düzgün konuşmayı bile bilmeyen bir kaç adabı eksik mahlukat kalkıp şunu diyor, "eşcinsellik bir yönelim değil, olsa olsa zorunluluktur" bu zorunluluğun da tedavisini psikolojik bir terapide görüyor. gazeteci soruyor bu terapi süreci nasıl işliyor diye. mahluk cevap veriyor. "ailenin psikolojik hikayesini alıyorsunuz, zaten dengesiz bir yapının var olduğunu görüyorsunuz. ilgisiz bir baba, baskın bir anne gibi psikolojik detayları yakalıyorsunuz. çocuk geldiyse çocuk üzerinden gidiyorsunuz. 30 yaş üstüyse kimse bilmiyor ailesi bilmiyor"
mahluk buna "kimlik bunalımı" diyor. "eşcinsellik özünde ailenin desteğini alamamış, toplumdan dışlanmış olan insanların içinde bulunduğu durum" diyor.
şimdi şöyle bir şey takılıyor aklıma, sen bir bilim insanısın, senin gibi de bir sürü bilim insanı(!), senin gibi düşünüyor. bilim insanı değil mi bunlar? bilimin neliğini sorgulamak ve insanın neliğini sorgulama en sonunda bilim insanını sorgulamak gerekir elbet ama saptırmayacağım.
bunlara göre,
her baskın annenin çocuğu eşcinsel olabilir.
her ilgisiz babanın çocuğu eşcinsel olabilir.
ailede herhangi bir tramva yaşayan çocuk eşcinsel olabilir.
adam baskın bir anne karakteri gördüğünde çocuğunu tedaviye "layık" görüyor. peki eşcinselliği iyileştirme çabanız kadar pedofili üzerinde de duruyor mu bu bilim insanları. eziyet, işkence, mazoşizm, alkolizm, madde bağımlılığı... bunların üstünde de duruluyor mu sahiden? neden bakanlar milletvekilleri bunlarla ilgili yorumlar yapmıyor hiç ve basın neden bunları vurmuyor yüzümüze?
insanlar kafasını kestikleri insanların yanında ellerinde kanlı bıçaklarla poz veriyorlar gülümseyerek ve bu fotoğrafları gururla annelerine babalarına yolluyorlar, doktorumuzun dediğine göre "baskın olmayan annesine ve ilgili babasına" gönderiyor. bunu neden araştırmıyor doktorlar. videoya canlı balığın yarısını pişirdiğini yarısının "canlı" kaldığını gösteren videolar ve bunu yiyen insanlar gösteriliyor, neden bunlara karşı çıkılmıyor? temizlik imandan gelirciler her yerde ter kokarken, rızk denen şeye konarken, inandıkları tanrının en bağışlayıcı olduğunu söylerken, günah işledi diye kadınları taşlarken...
ve dahası sorgulanmazken neden o kristal çocukların mahremine hastalık deniyor? bir kadının bir kadına aşık olması, bir adamın bir adamın koynunda uyuması neden cennetten yer satanları bu kadar ilgilendiriyor? neden eşcinsellik ve lgbt bireyler günahkar sayılıyor? genel ahlak kimin ahlakı?
şimdi onca işkence, onca kan kokusu, onca günah şehrimde gezerken, kimse "aşk aşktır" cümlesini ruhuna, yoluna, bedenine oturtan insana "günahkar" demesin.
fonda: Julia Stone - Winter On The Weekend
sabah sıcak bir dokunuşla uyanmak...

dün akşam uslu uslu muhabbet edeceğiz diye iş arkadaşlarımla sözleşip, gece 5 civarı yatağa doğru dik açılı iniş yaptım. yastığımın altına anahtar koydum ki "kocamı" görebileyim. ertesi günün -yani bugün- benim için ölümler üstüne bir ölüm olacağı o son 3'lü shottan belliydi. rüyamda içeride yatan bir iş arkadaşımı ve bir de eski sevgilimi gördüm. hangisiyle evlenirim bilemiyorum henüz. ama sabah yanımda yatan kızın telefonunun alarmının çalması beni her ne kadar sinir ettiyse de yataktan sarkan elime dokunan yumuşak sıcak kısa kesilmiş, sık kıllı ve "gırrrr, mırrrrrr" sesleri çıkartan o çirkin suratlı hayvancık içimdeki mükemmelor insanı ortaya çıkardı. sabaha lanet ederken, ağzımda sikimsonik içki ve sigara tadına katlanabildiysem o uyanışta, bunun nedeni Sebastian'dan başkası değildir. sıcacık bir dokunuş, gün doğumu sonrasında... tek beklentisi sevilmek olan bir dokunuş.
pi es ay lav yu: dün arkadaşlarımı meydandaki tramvay durağında beklerken greenpeace'çi bir çocuk dünyanın en tatlı gülümsemesiyle yanıma yaklaştı, kulaklığımı çıkarıp benzer bir gülümsemeyle teşekkür ederek kulaklığımı geri taktım. o da aynı gülümsemesiyle, "peki iyi günler" dedi...
bugün üniversitenin yemekhanesinde karşılaştık, kendisini görünce eski bir dostumu görmüş gibi mutlu olup kocaman gülümsedim, o da bana aynı şekilde gülümsedi. çok mutlu oldum lan :) bu da sevimli bir ayrıntı işte...
visa vol. iki pis kadın
...
...
...
...
...
...
beylikdüzü - taksim otobüsü 3.30 TL,
d&r'da kürk mantolu madonna 10TL,
kadıköy'de selpak 0.50 TL,
yukarıdaki fotoğrafların çekildiği anlara paha biçilemez.
"Tenim Adını Üşüyor" diyebilmek...
aşkın tanımı üzerine neler söyleyebiliriz ki?
vikipedi aşk'ı "Tutku ve bağlılık düzeyinde sevme olayı." diyerek tanımlıyor. Ne kadar da bağlayıcı, sınırlandırıcı ve eksik halbuki. bana iki kişi söyleyin ki aşk için aynı tanımı yapsın. yapamaz. kendi içinde ne kadar da farklı yaşanır bu duygu. ben de düşündüm çok, aşk nedir, ne değildir, çıkamadım içinden. çıkılmaz ki. ne salt duygusallığa, ne salt hormonlara bağlayabiliriz. bağlanmaz aaaaaabii! olamaz yani.
aşk için söylenebilecek yüzlerce güzel ve kötü şeyin yanında benim söyleyebileceğim tek şey aşkın insanı güzelleştirdiği. sadece fiziksel açıdan değil, her açıdan yüksek bir motivasyon ihtiva ettiği, sınırsız bir doyum yaşattığı. o aşık olunan insanın çok da önemi kalmıyor bu noktada, ah ne güzel aşık olur aşık! şiir gibi akıcı, dereler gibi yoğun, fırtına gibi güçlü...
tüm bunları "bakın ben aşık oldum" diye bağlamayacağım, "bakın ben şarkı dinledim" diye bağlayacağım. "ben bir şarkı dinledim ve aşkı özledim, aşkı sevdim" diyeceğim. mevz-u bahsinde bulunduğum şarkı bir Mabel Matiz çocuğu Kül Hece. Biri bu şarkıyı durdursun.
...
Nisan ayının tatlı yağmurlu ve coşkulu günlerinden birine gidin şimdi, gidin ve "ben en güzel onu sevdim" dediğiniz kişiyi düşünün. Önünü alamadığınız duyguları düşünün. zamanın durabildiğini, çok tuhaf boyutları onunla ya da hayaliyle gezdiğiniz adamı/kadını düşünün. Sonra Mabel Matiz'in o şarkıdaki huzurlu, masum ve sanki şarkıyı gülümseyerek söylüyormuş gibi gelen sesini dinleyin, eşlik de edin. Takılın kelimelere, dağılın, bulanın, karışın.
...
meleklerin içlenebileceği bir aşktan bahsediyorum,sarı uykuları düşünün, ellerinizin O'nu terlediği, teninizin O'nu üşüdüğü bir aşkı düşünün... hiç olmadı, bu şarkıya layık olamayacak birini kalbinizin çevresinden bile geçirmeyin... en acı sularınıza tat katmayacak kimse için gözünüzü kırpmayın.
ve seviliyorsanız siz birileri tarafından, birilerinin bu şarkıda sizi düşündüğünü, sizi hatırladığınızı biliyorsanız eğer, koruyun onu. sırf teni sizi üşüyor diye kutsayın onu...
...
Nisan ayının tatlı yağmurlu ve coşkulu günlerinden birine gidin şimdi, gidin ve "ben en güzel onu sevdim" dediğiniz kişiyi düşünün. Önünü alamadığınız duyguları düşünün. zamanın durabildiğini, çok tuhaf boyutları onunla ya da hayaliyle gezdiğiniz adamı/kadını düşünün. Sonra Mabel Matiz'in o şarkıdaki huzurlu, masum ve sanki şarkıyı gülümseyerek söylüyormuş gibi gelen sesini dinleyin, eşlik de edin. Takılın kelimelere, dağılın, bulanın, karışın.
...
meleklerin içlenebileceği bir aşktan bahsediyorum,sarı uykuları düşünün, ellerinizin O'nu terlediği, teninizin O'nu üşüdüğü bir aşkı düşünün... hiç olmadı, bu şarkıya layık olamayacak birini kalbinizin çevresinden bile geçirmeyin... en acı sularınıza tat katmayacak kimse için gözünüzü kırpmayın.
ve seviliyorsanız siz birileri tarafından, birilerinin bu şarkıda sizi düşündüğünü, sizi hatırladığınızı biliyorsanız eğer, koruyun onu. sırf teni sizi üşüyor diye kutsayın onu...
KÜL HECE
gözlerin şen çocuk sesleri açıyor,
gözlerin yelkenimin fenerleri.
bir sana titriyor gönüllü, yaprağım;
ellerim bir seni terliyor.
sana içlensin şimdi o melekler,
sende dursun akreple yelkovan,
içimdeki en acı suların bile bir tadı var.
uykular masal, uykular sapsarı
şimdi güz, yüzünün en güzel yanı
ay gümüş, şarkılarda mey
ah teninle konuşur tenim uyanır.
uykular büyü uykular bilmece
şimdi gül diken için bir kül hece
ay tutuklu geceler yürekte kor
ah ne fayda, gün ayaz
tenim adını üşüyor.
Entel Yazı / Başıbozuk Dünya
bu dünya gerçekten çok kötü lan. Çok mükemmel şeyler yaşamamın yanı sıra, genelleme yapıldığında harbiden kötü. insanlar da... Schopenhauer ve Nilgün Marmara aklımda dün öğle saatlerinden beri. hep aynı şeyleri düşünürken onların benden önce düşünmüş olup da söylemiş olmaları kendime bir koltuk bulmamı sağladı. evet, hayat kötüydü ve ya "neresinden dönülürse dönülsün kâr" ya da "en iyisi hiç doğmamış olmaktır; sonraki erken ölmek".
hayat kötü derken, bunalımlı depresif bir insan olduğum düşünülmesin, aksine ölmekten çok korkup "daha yapacak çok şeyim var lan, daha çok gülmeliyim" diyen biriyim. ama düşünüyor işte insan. Bu dünya üstünde benim gibi birinin yaşamasını hak etmiyor, benim gibi.
şimdi hayatıma kıymayacağım için, aslında mutlu ve huzurlu bile olduğum için, sadece dünyanın bana göre olmadığını düşündüğüm için ve Aruoba'ya hak vererek bu "bana göreliğin, bize göreliğin" suçunu kendime değil başıbozuk dünyaya atacağım için daha da huzurluyum.
ben ve benim gibiler, "çok kırıldık, daha da kırılırız. Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza"...(C. Süreyya)
bir de aklımda sesiyle vurgusuyla bir cümle çınlıyor. Ece Temelkuran diyor ki "siz nasıl, ne zaman bu kadar zalim oldunuz?"
Canınız sıkkınsa, "abi çok mutsuzum, çok huzursuzum, bi dayak yemediğim kaldı, bi dayak yesem rahatlarım derseniz reçetemi uygulayın;
Dayak Yemiş Gibi Hissetmek İsteyenler İçin 5 Maddelik Reçete;
Pain of Salvation - Undertow.mp3
Songs: Ohia - Lioness.mp3
Portishead - Roads.mp3
Umay Umay - Naylon.mp3
Mabel Matiz - Öteki.mp3
Moraran yerlerinize buz koymamanız önemle belirtilir...
wuhu eski sevgili
sevgili sevgilim...
bir şarkının aniden kulağımda çınlamasıyla yazıyorum bunları ve kendimi alamıyorum işte ne var. Seni görmeyeli -öyle sanıyorım ki- aylar oldu. neler yaşadın bilemiyorum, ben neler yaşadım sen de bilemiyorsun, ilgilenmiyor da olabilirsin; mümkün. seni ilk gördüğümde kafamın ne kadar güzel olduğunu anlatacaktım aslında, konu sen değildin. hep o kafadan olsam keşke, genel halim olsa o. Olmuyor, neyse. hazmedilmesi gereken bir takım, sikim bokum bir sürü götingirik şey olduğunu bilmeme rağmen, zaman zaman seni düşünmeden edebiliyor değilim. kızıyorum lan sana çok. çok sonraları benle ilgili durumlarda yaptığın yorumlar sevimli geliyor evet, ama keşke gelmeseydi. keşke benim hakkımda atıp tutsaydın geçmişte kaldığım andan itibaren. senin için yapmayı planladığım hiçbir şeyi yapamamış olarak içinde balon patlamış biri olarak şunu diyorum zaman zaman "başka bir yerde, başka bir zamanda, başka bir vücutta"...
düşünüyorum ne kadar sevmiş olabilirim... aslında benim çok sevmek gibi bir huyum yok güzel sevgilim, benim güzel sevmek gibi bir derdim var.
görüşürüz.
bir şarkının aniden kulağımda çınlamasıyla yazıyorum bunları ve kendimi alamıyorum işte ne var. Seni görmeyeli -öyle sanıyorım ki- aylar oldu. neler yaşadın bilemiyorum, ben neler yaşadım sen de bilemiyorsun, ilgilenmiyor da olabilirsin; mümkün. seni ilk gördüğümde kafamın ne kadar güzel olduğunu anlatacaktım aslında, konu sen değildin. hep o kafadan olsam keşke, genel halim olsa o. Olmuyor, neyse. hazmedilmesi gereken bir takım, sikim bokum bir sürü götingirik şey olduğunu bilmeme rağmen, zaman zaman seni düşünmeden edebiliyor değilim. kızıyorum lan sana çok. çok sonraları benle ilgili durumlarda yaptığın yorumlar sevimli geliyor evet, ama keşke gelmeseydi. keşke benim hakkımda atıp tutsaydın geçmişte kaldığım andan itibaren. senin için yapmayı planladığım hiçbir şeyi yapamamış olarak içinde balon patlamış biri olarak şunu diyorum zaman zaman "başka bir yerde, başka bir zamanda, başka bir vücutta"...
düşünüyorum ne kadar sevmiş olabilirim... aslında benim çok sevmek gibi bir huyum yok güzel sevgilim, benim güzel sevmek gibi bir derdim var.
görüşürüz.
MMMFFFSSS KOKMA ÖYLE KOKMA BÖYLE!!!!!!!

sevmek ne acayip bir şey lan. karşılıklı veya karşılıksız, bir şeyi sevmek... çok yüce bir şey lan valla. tabi ben bir insanı sevmek üzerine yazacağım şu an yazacaklarımı. çünkü çok önce dinlemiş olsam da bugün beni benden alan şarkıyı dinledim. yine nil, yine nil tarzı, romantik komedi gibi bir şarkı "hakkında her şeyi dilmek istiyorum". Şarkıda hem sevdiceğine sesleniyor nil, hem de kendine. diyor ki "güm güm güm atma kalbim, atma şöyle, duyulur dışardan..."
inanılmaz sevimli bir de bir güzel kokusunu çekiyor karşısındakinin, "kokma böyle, kokma şöyle" diyor. nasıl da gülümsetiyor.
sevmek güzel şey anlayacağınız, öyle veya böyle birini sevmek en güzel şey. "çık damarımdan" deseniz de hiç gitmesin istersiniz. ve bilmek istersiniz işte alenen, "hakkında her şeyi duymak istiyorum, her şeyi tek tek anlat istiyorum" diye kükrer içiniz. "yine görmek, yine öpmek filan"...
hakkında her şeyi duymak istiyorum!
bu cümle ise başta nil'den ve her şeyden bağımsız olarak tokat etkilidir. kimisi kaldıramaz hakkında her şeyi duymayı, bilmeyi vs. bilip hala seversen ezik olursun, bilmeyip sormazsan kafanda yazar yazar deli olursun. kurtuluşu yok. o yüzden en güzeli çocukluk aşkınla evlenmek lan. böyle beraber büyümeceler, sevgililerini tanımalar, sallamamalar "ımaaağn çocuktuk ayoooğl" tarzı tepkiler. valla lan. mesela ben, benle evlenecek adamın aklına sıçarım yani, çok net. bu saatten sonra kalk baştan anlat, ben böyleyim, şöyleyim, şunu şu yüzden severim bunu bu yüzden sevmem demek falan, uuu şit. ama yine de bilmek istiyor lan insan, lanet bir dürtü bu. Rabbım bizi neden böyle yarattın? isyan ettiğimden değil, anlamaya çalışıyorum. en "bana ne abi geçmişinden" diyen insan bile -ki bu ben oluyorum- yine de istem dışı olarak bir soru işaret saklıyoruz gözlerimize. halbuki mesela her ilişkide format atsalar bize. ağırlaşınca bir format daha, bir hatun daha, ağırlaştı mı bi format daha bi adam daha. bakın nasıl mutluyuz.
tabi hep şaka bunlar. sevmek sevilmek, mücadele etmek, göğüs germek, olduğu gibi kabul etmek... hepimiz için diliyorum, hep güzel şeyler bunlar.
neşem geldi lan yemin ederim. oysa mutsuz piçin tekiyim. yersen.
Ankara; iyi kalpli üvey ana...
bu kez ankara,
bir sığınak,
bir gül bahçesi,
bir sakin gezi,
bir maceralı gezi,bir dostluk zirvesi,
bazen sadece bir ışık huzmesi,
bazen ayakkabıya girmiş bir taş parçası.
biraz danslı, biraz gülmeli, biraz içmeli, biraz da düşmeli.
yok yok epey düşmeli. diş kırmalı morarmalı hani.
ve Ankara bir ada.
Şeyda'nın sorduğu "adaya düşsen kimi götürürsün" sorusu.
Hem alıp başını gitmek, hem aslında hiçbir şeyden kaçamamak.
"gelmiş bulunmak, kalmış bulunmak"
bir kaç çift gülen göz, "ben sezar'ım" diyen bir adam.
biraz işkembe, biraz mercimek...
biraz tavuklu türlü, biraz şirince şarabı.
biraz yalan, ama tatlı yalan, piçlik gibi.
minik bir pasta, sarı bir mum ve bir maytap gibi.
sevinen birinin gözlerine bakmak gibi.
bir albüm kapağı, bir şarkı, şüpheli bir şarkı, biraz da o şarkının şairi.
biraz sezen aksu, biraz cemal süreya.
epey bir birhan keskin...
bir uykuluk vedat sakman & zuhal olcay,
biraz leman, biraz classic, ilk aşk gibi bigos.
gençlik gibi eski yeni, göğsümde nefes gibi passage bar.
"abi sağ elim hem deee" dediğimde şen kahkahalar atan kadın.
Ankara gerçekten ne kadar üveysin...
Ankara gerçekten ne kadar iyi kalplisin...
...
3 kelime ile bir arkadaşlık nasıl anlatılabilir?
3 kelime ile bir şehir nasıl anlatılabilir?
25 yaşında 3 insan sokakta elele tutuşup "se le na, selena selena selena" diyebilir mi?
beleşe gelen gidiş biletine paha biçilebilir mi?
38liraya alınan dönüş biletinin kaç katını verebiliriz zaman geri alınsın diye?
gökyüzüne baktığınızda kaç kere öpüşen bulut görebilirsiniz?
fajitanın içindeki biberin kalp şeklindeki kılçıklarının farkında olabilir misiniz?
en utandığımız an hangisidir?
en tutkulu ilişkiniz?
en tatlı gülümsemenizi bana ne karşılığı sunarsınız?
içime kaç zamanda yerleşebilirsiniz?
beni Tanrıya inandırabilir misiniz?
bize bir Tanrı varedebilir misiniz?
1 gece boyunca huzurdan ağlamama anlam yükleyebilir misiniz?
gaza gelip o yaprağa değemeyip yere tüm bedenimle değdiğimi hayal edebilir misiniz? yerden kalktığımda ki bakışları beynimden silebilir misiniz? o anı fotoğraflaştırabilmemi sağlayabilir misiniz?
mavi ojelerimE "abi çok gay yeaa" denmesine benimle beraber gülebilir misiniz?
kafe çıkışı, tutayım diye uzatılan bir elin verdiği güveni verebilir misiniz?
vücut sıvılarının karşılıklı istekle iki vücut arasında gidip gelmesi güzel bir şeydir. elinizi tutan elim terlese de elimi tutmaya devam eder misiniz?
beni uyandırmak için üstüme atlar mısınız?
ruj sürmeye üşendiğimden, rujlu dudaklarınızla beni öper misiniz?
misafirimi sevgiyle karşılar mısınız?
bir kanepede azimle iki kişi yatmaya çalışır mısınız?
çorbacıya "bira var mı" der misiniz?
başkasının eli, minik de olsa yaralandığında akan kanı avucunuzda durdurmaya çalışır mısınız?
durmadan "beni kimse sevmiyor" diyen bir adamı sevebilir misiniz?
bencilliklerinizi hatalarınızı kaç insanın yanında korkusuzca paylaşabilirsiniz?
aşkı nasıl açıklarsınız?
en utanç verici sırrınızı anlattığınızda kaç kişi anlar sizi?
kaç kişi sizi sevmenin yanında bunu gösterbilir?
bir sarılmayla bir bakışla kaç kişi içinizi okuyabilir ve okutabilir kalbinin köşelerini?
kaç kişiyi gerçekten anladığınızı hissedersiniz?
kaç kişi kuramadığınız cümleleri kendi kafasında birleştirebilir?
kaç Once yaşanır ki bir daha şu kısacık ömrümüzde?
...
İşte benim Ankara'mdaki, benim arkadaşlarım hep böyle.
bir sığınak,
bir gül bahçesi,
bir sakin gezi,
bir maceralı gezi,bir dostluk zirvesi,
bazen sadece bir ışık huzmesi,
bazen ayakkabıya girmiş bir taş parçası.
biraz danslı, biraz gülmeli, biraz içmeli, biraz da düşmeli.
yok yok epey düşmeli. diş kırmalı morarmalı hani.
ve Ankara bir ada.
Şeyda'nın sorduğu "adaya düşsen kimi götürürsün" sorusu.
Hem alıp başını gitmek, hem aslında hiçbir şeyden kaçamamak.
"gelmiş bulunmak, kalmış bulunmak"
bir kaç çift gülen göz, "ben sezar'ım" diyen bir adam.
biraz işkembe, biraz mercimek...
biraz tavuklu türlü, biraz şirince şarabı.
biraz yalan, ama tatlı yalan, piçlik gibi.
minik bir pasta, sarı bir mum ve bir maytap gibi.
sevinen birinin gözlerine bakmak gibi.
bir albüm kapağı, bir şarkı, şüpheli bir şarkı, biraz da o şarkının şairi.
biraz sezen aksu, biraz cemal süreya.
epey bir birhan keskin...
bir uykuluk vedat sakman & zuhal olcay,
biraz leman, biraz classic, ilk aşk gibi bigos.
gençlik gibi eski yeni, göğsümde nefes gibi passage bar.
"abi sağ elim hem deee" dediğimde şen kahkahalar atan kadın.
Ankara gerçekten ne kadar üveysin...
Ankara gerçekten ne kadar iyi kalplisin...
...
3 kelime ile bir arkadaşlık nasıl anlatılabilir?
3 kelime ile bir şehir nasıl anlatılabilir?
25 yaşında 3 insan sokakta elele tutuşup "se le na, selena selena selena" diyebilir mi?
beleşe gelen gidiş biletine paha biçilebilir mi?
38liraya alınan dönüş biletinin kaç katını verebiliriz zaman geri alınsın diye?
gökyüzüne baktığınızda kaç kere öpüşen bulut görebilirsiniz?
fajitanın içindeki biberin kalp şeklindeki kılçıklarının farkında olabilir misiniz?
en utandığımız an hangisidir?
en tutkulu ilişkiniz?
en tatlı gülümsemenizi bana ne karşılığı sunarsınız?
içime kaç zamanda yerleşebilirsiniz?
beni Tanrıya inandırabilir misiniz?
bize bir Tanrı varedebilir misiniz?
1 gece boyunca huzurdan ağlamama anlam yükleyebilir misiniz?
gaza gelip o yaprağa değemeyip yere tüm bedenimle değdiğimi hayal edebilir misiniz? yerden kalktığımda ki bakışları beynimden silebilir misiniz? o anı fotoğraflaştırabilmemi sağlayabilir misiniz?
mavi ojelerimE "abi çok gay yeaa" denmesine benimle beraber gülebilir misiniz?
kafe çıkışı, tutayım diye uzatılan bir elin verdiği güveni verebilir misiniz?
vücut sıvılarının karşılıklı istekle iki vücut arasında gidip gelmesi güzel bir şeydir. elinizi tutan elim terlese de elimi tutmaya devam eder misiniz?
beni uyandırmak için üstüme atlar mısınız?
ruj sürmeye üşendiğimden, rujlu dudaklarınızla beni öper misiniz?
misafirimi sevgiyle karşılar mısınız?
bir kanepede azimle iki kişi yatmaya çalışır mısınız?
çorbacıya "bira var mı" der misiniz?
başkasının eli, minik de olsa yaralandığında akan kanı avucunuzda durdurmaya çalışır mısınız?
durmadan "beni kimse sevmiyor" diyen bir adamı sevebilir misiniz?
bencilliklerinizi hatalarınızı kaç insanın yanında korkusuzca paylaşabilirsiniz?
aşkı nasıl açıklarsınız?
en utanç verici sırrınızı anlattığınızda kaç kişi anlar sizi?
kaç kişi sizi sevmenin yanında bunu gösterbilir?
bir sarılmayla bir bakışla kaç kişi içinizi okuyabilir ve okutabilir kalbinin köşelerini?
kaç kişiyi gerçekten anladığınızı hissedersiniz?
kaç kişi kuramadığınız cümleleri kendi kafasında birleştirebilir?
kaç kişinin gözlerine bakıp ensesinden öpebilirsiniz?
kaç kişi için atarsınız sokağa kendiniz "eğlenelim" diye?kaç Once yaşanır ki bir daha şu kısacık ömrümüzde?
...
İşte benim Ankara'mdaki, benim arkadaşlarım hep böyle.
bugün, yine sen gelirsin diye odamı topladım.
bugün, yine sen gelirsin diye temizlik yaptım.
bugün, yine sen gelirsin diye camları sildim.
bugün, yine sen gelirsin diye eve bahar doldurdum.
bugün, yine sen gelirsin diye sevdiğin tatlılardan yaptım.
bugün, yine sen gelirsin diye seveceğin kitaplar aldım.
bugün, yine sen gelirsin diye uzun bir solukla uyandım.
bugün, yine sen gelirsin diye yüzümü güldürmeye çalıştım.
bugün, yine sen gelirsin diye parfüm sıktım.
bugün, yine sen gelirsin diye kahve içmedim.
bugün, yine sen gelirsin diye küçük bir çocuğa gülümsedim.
bugün, yine sen gelirsin diye annemi aradım.
bugün, yine sen gelirsin diye kapıyı kilitlemedim.
bugün, yine sen gelirsin diye janis joplin dinledim.
bugün, yine sen gelirsin diye çarşaflarımı değiştirdim.
bugün, yine sen gelirsin diye tişörtlerimi ütüledim.
bugün, yine sen gelirsin diye bekledim.
bugün yine gelmedin.
hangisini yapmamış olayım; bilemedim...
bugün, yine sen gelirsin diye temizlik yaptım.
bugün, yine sen gelirsin diye camları sildim.
bugün, yine sen gelirsin diye eve bahar doldurdum.
bugün, yine sen gelirsin diye sevdiğin tatlılardan yaptım.
bugün, yine sen gelirsin diye seveceğin kitaplar aldım.
bugün, yine sen gelirsin diye uzun bir solukla uyandım.
bugün, yine sen gelirsin diye yüzümü güldürmeye çalıştım.
bugün, yine sen gelirsin diye parfüm sıktım.
bugün, yine sen gelirsin diye kahve içmedim.
bugün, yine sen gelirsin diye küçük bir çocuğa gülümsedim.
bugün, yine sen gelirsin diye annemi aradım.
bugün, yine sen gelirsin diye kapıyı kilitlemedim.
bugün, yine sen gelirsin diye janis joplin dinledim.
bugün, yine sen gelirsin diye çarşaflarımı değiştirdim.
bugün, yine sen gelirsin diye tişörtlerimi ütüledim.
bugün, yine sen gelirsin diye bekledim.
bugün yine gelmedin.
hangisini yapmamış olayım; bilemedim...
ay lav yıldız teknik üniversitesi!
bu aralar her şey garip ve hızlı bir şekilde ilerliyor. beklenmedik, şaşırtıcı ve güzel de aslında... günlerim uzadı, en güzeli bu. odam süper evet, hıhım :) yaheyya...
canımı sıkan tek bir şey var... canımı sıkan da değil aslında. nasıl anlatsam bilemiyorum. hayatınızda hiç, birini son kez görecekmişsiniz gibi hissettiğiniz oldu mu? ama bu sonluk ölüm gibi bir şey değil, bu sonluk vazgeçmek gibi, vezgeçilmek gibi... tuhaf bir duygu yüklendi bir süredir omzuma. bak yazamıyorum, anlatamıyorum da. "son" kelimesinin ironik olarak bir başlangıç olmasının altında yatan bir durum gibi. zirvede bırakmak gibi de olabilir. ofisten ayrılırken iki arkadaşımın "bu gece soooooğğğnn" demesi gibi de olabilir. hani son olmayan bir sonluk bu.
yok anlatamadım. yıllar sonra bu yazıyı okuyup haklı mı çıkmış olacağım acaba...
her neyse, ne diyorduk. dün akşam yarım ekmekle menemen yiyerek kendimi aştım. ama azimliyim ağalar. hep sağlık, saf sağlık. o yüzden öğlen arasında sigara bulsam iyi olacak...
bu da şüpheli bir şey işte...
canımı sıkan tek bir şey var... canımı sıkan da değil aslında. nasıl anlatsam bilemiyorum. hayatınızda hiç, birini son kez görecekmişsiniz gibi hissettiğiniz oldu mu? ama bu sonluk ölüm gibi bir şey değil, bu sonluk vazgeçmek gibi, vezgeçilmek gibi... tuhaf bir duygu yüklendi bir süredir omzuma. bak yazamıyorum, anlatamıyorum da. "son" kelimesinin ironik olarak bir başlangıç olmasının altında yatan bir durum gibi. zirvede bırakmak gibi de olabilir. ofisten ayrılırken iki arkadaşımın "bu gece soooooğğğnn" demesi gibi de olabilir. hani son olmayan bir sonluk bu.
yok anlatamadım. yıllar sonra bu yazıyı okuyup haklı mı çıkmış olacağım acaba...
her neyse, ne diyorduk. dün akşam yarım ekmekle menemen yiyerek kendimi aştım. ama azimliyim ağalar. hep sağlık, saf sağlık. o yüzden öğlen arasında sigara bulsam iyi olacak...
bu da şüpheli bir şey işte...
Visa Vol. Dacar
sanayi mahallesi - taksim metrosu 1.65 TL,
cem adrian konseri - 34,5 TL,
dürüm kola çay 10 TL,
Dacar'la konserde hüzünlenmenin tadına paha biçilemez...
...
yarım kaldı, sende kalsın yarım
tadın kaldı ben de kalsın tadın
bir daha dokunursan, bir kez daha bana dokunursan
karışırız karışır dünle yarın
bizi üzen neyse burda bitsin...
bugün ilk defa bir sevgilim olmadığı için üzüldüm. çok güzel bir haber almıştım ve çok üzüldüm lan... çok garip bir duyguydu. biri sevgilim değil diye üzülmedim. sevgilim yok diye üzüldüm. halbuki hep "abi olsa dert olmasa dert" diye geçiştirdiğim bir durumdur bu.
ve kimseyi koyamadım o noktaya. kimseye o hevesle veremedim bu haberi.
çok garip lan. ilk kez böyle bi eksiklik hissettim. sanırım "aamaaan yalnız geldim yalnız gideceğim, sikerler" diye atıp tuttuğum, estiğim gürlediğim günler geride kaldı.
sadece beni gerçekten seven herhangi biri tarafından takdir edilmek istemiştim oysa ki.
bu kadar...
ve kimseyi koyamadım o noktaya. kimseye o hevesle veremedim bu haberi.
çok garip lan. ilk kez böyle bi eksiklik hissettim. sanırım "aamaaan yalnız geldim yalnız gideceğim, sikerler" diye atıp tuttuğum, estiğim gürlediğim günler geride kaldı.
sadece beni gerçekten seven herhangi biri tarafından takdir edilmek istemiştim oysa ki.
bu kadar...
"arkadaşları birbirine bağlayan birçok şey var...
utanç verici bir olay üzerine beraber gülmek, ihtiyaç anında birbirini rahatlatmak, affetmek için kalbimizde o gücü bulmak. Ama arkadaşları birbirine en çok bağlayan, her şeyi değiştiren bir sırdır"
arkadaşlar...
neye arkadaş dediğimize de bağlı ama geçen akşam arkadaşlarımla konuşurken neler neler konuştuğumuzu düşündüm de şimdi. o ha abi neler neler konuştuk. nelere o ha ha dedik. ne sırlarımızı söyledik bilmem kaçıncı kez.
şimdiye kadar çok kez kazık yemiş ve belki de atmış biri olarak(yo yo bilu sen kazık atmış olamazsın) orada bulunan kişileri düşündüm şimdi. ne kadar da güzeldiler. kahkahalar atarken de, tartışırken de... şimdi yukarıdaki yazıyı okuyunca aklıma geldi. iyi ki varlar lan...
canlarım benim..
utanç verici bir olay üzerine beraber gülmek, ihtiyaç anında birbirini rahatlatmak, affetmek için kalbimizde o gücü bulmak. Ama arkadaşları birbirine en çok bağlayan, her şeyi değiştiren bir sırdır"
arkadaşlar...
neye arkadaş dediğimize de bağlı ama geçen akşam arkadaşlarımla konuşurken neler neler konuştuğumuzu düşündüm de şimdi. o ha abi neler neler konuştuk. nelere o ha ha dedik. ne sırlarımızı söyledik bilmem kaçıncı kez.
şimdiye kadar çok kez kazık yemiş ve belki de atmış biri olarak(yo yo bilu sen kazık atmış olamazsın) orada bulunan kişileri düşündüm şimdi. ne kadar da güzeldiler. kahkahalar atarken de, tartışırken de... şimdi yukarıdaki yazıyı okuyunca aklıma geldi. iyi ki varlar lan...
canlarım benim..
bir kıpırdarsak yolun sonuna kadar gidebilirmişiz gibi...
bir kıpırdarsak yüzümüze güldüğümüz gibi ardımızdan da gülebilirmişiz gibi...
bir kıpırdarsak içmize hızla yürürmüşüz gibi...
bir kıpırdarsak birbirimizi daha çok sevebiliriz gibi...
...geliyor sana.
aslında bana da.
"ama üstümde beyaz gömlek var, dürtme içimdeki narı..."*
bir kıpırdarsak yüzümüze güldüğümüz gibi ardımızdan da gülebilirmişiz gibi...
bir kıpırdarsak içmize hızla yürürmüşüz gibi...
bir kıpırdarsak birbirimizi daha çok sevebiliriz gibi...
...geliyor sana.
aslında bana da.
"ama üstümde beyaz gömlek var, dürtme içimdeki narı..."*
*birhan keskin
cemal süreya kimdir bilmeseydim, çok daha mutlu olabilirdim...
aynen öyle.
eğer cemal süreya okumamış olsaydım, şiirlerini, yazılarını hayatıma katmamış olsaydım daha çabuk sevebilir, daha çabuk sevilebilirdim her seferinde. ama okuduk işte erkenden bildik adamı. o aziz adamı. bir insanı böyle güzel sevebilmekti aşk, çok sevebilmek değil ki. onun şiirlerini okudum sevdiğim kadınlara bugün, onun şiirlerinde andım ilk aşkımı, onun dizelerinde hırpaladım yıllar öncesinin esmerliğini ve onun şiirleriydi yüzüme sille tokat girişen. bana cemal süreya'nın bir şiirini söylemeyen adamları sevemedim hiç, cemal süreya'nın kitabından bir sayfanın altını çizmeyenleri sevemedim. işin en kötüsü ben hiç, cemal süreya'nın sevdiği gibi sevilmedim.
"aklıma kadeh tutuşun geliyor, Çiçek pasajı'nda akşam üstleri" demedi sevgililerim bana, çiçek pasajına götürmediler bile. Ayışığında oturduğumuzda bileğimden öpmediler beni. kapı aralığında soluğumdan öpmediler beni. kimse mutsuzluğa varolmadı benimle, olmasını istemedim de. "sesinde ne var biliyor musun, eski öpüşler var" demediler bana, dedirtmedim belki. geçmişe bakmadan, kimseye ihanet etmeden yaşatamadım kendimi kimsenin içinde.
şimdi aşk diye düşündüğüm şeylerde yine bir dizesi gelir zihnime Cemal Süreya'nın. Şöyle der;
"Yürüyor muyduk,
Yoksa bir doğa parçasının
Altını mı çizdiriyorlardı bize?"
ne yapıyorduk bilemedim ey sevgililerim, aşık olmuyor, aşklaşıyorduk belli ki...
Çünkü bilirsiniz, içim akar benim bir mısraya, kanım akar hatta. sürekli anlam yüklerim kelimelere, taşıyamayacaklarını bilsem de.
yine de ötesine geçemediklerim vardır. Şöyle derler;
Kuşlar toplanmış göçüyorlar,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
...
Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka,
eğer cemal süreya okumamış olsaydım, şiirlerini, yazılarını hayatıma katmamış olsaydım daha çabuk sevebilir, daha çabuk sevilebilirdim her seferinde. ama okuduk işte erkenden bildik adamı. o aziz adamı. bir insanı böyle güzel sevebilmekti aşk, çok sevebilmek değil ki. onun şiirlerini okudum sevdiğim kadınlara bugün, onun şiirlerinde andım ilk aşkımı, onun dizelerinde hırpaladım yıllar öncesinin esmerliğini ve onun şiirleriydi yüzüme sille tokat girişen. bana cemal süreya'nın bir şiirini söylemeyen adamları sevemedim hiç, cemal süreya'nın kitabından bir sayfanın altını çizmeyenleri sevemedim. işin en kötüsü ben hiç, cemal süreya'nın sevdiği gibi sevilmedim.
"aklıma kadeh tutuşun geliyor, Çiçek pasajı'nda akşam üstleri" demedi sevgililerim bana, çiçek pasajına götürmediler bile. Ayışığında oturduğumuzda bileğimden öpmediler beni. kapı aralığında soluğumdan öpmediler beni. kimse mutsuzluğa varolmadı benimle, olmasını istemedim de. "sesinde ne var biliyor musun, eski öpüşler var" demediler bana, dedirtmedim belki. geçmişe bakmadan, kimseye ihanet etmeden yaşatamadım kendimi kimsenin içinde.
şimdi aşk diye düşündüğüm şeylerde yine bir dizesi gelir zihnime Cemal Süreya'nın. Şöyle der;
"Yürüyor muyduk,
Yoksa bir doğa parçasının
Altını mı çizdiriyorlardı bize?"
ne yapıyorduk bilemedim ey sevgililerim, aşık olmuyor, aşklaşıyorduk belli ki...
Çünkü bilirsiniz, içim akar benim bir mısraya, kanım akar hatta. sürekli anlam yüklerim kelimelere, taşıyamayacaklarını bilsem de.
yine de ötesine geçemediklerim vardır. Şöyle derler;
Kuşlar toplanmış göçüyorlar,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
...
Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
...
Hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek,
Keşke yalnız bunun için sevseyadim seni...
...
Uzaklardaydın, oracıkta, öbür kıtada,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
...
İkinci bir parıltı var senin bakışlarında,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
...
Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
Şu sözler söylendikten sonra, bunun üstüne laf söyleyemeyen kimse inandıramaz beni aşka.
Şimdi sen ey sevgili!
Şimdi sen ey sevgili!
"Bana bir laf et ki binlerce,onbinlerce görüntü anlatamasın!"
Şimdi ey aşk, "önce öp, sonra doğur beni"
bir sabah hayatımdaki en tatlı kadınlarla Cemal Süreya okunduktan sonra tüm büyüsüyle yazıldı.
19052011
aynı yazarın, aynı kitabının, aynı noktası burkmuşsa içimizi aynı gecede, işte ben buna tesadüf diyemem. ben buna aşk da demem sevgilim korkma, ben buna küçük bir büyü derim. uzaklaşan ellerimizi arada bir birbirine değdiren bir büyü. değdiren ama tutmasına izin vermeyen bir büyü. şimdi gülümsedim sevgilim, ama içimden. yüzüm gülmedi ve sen yanımda olsaydın anlardın hep anladığın gibi "noldu" derdin, "bir şey mi diyeceksin?". Sonrası yok sevgilim.
Sonrası kalır...
Sonraya hep bir karanfil kalır...
biz ki bir konuşuruz, geriye on şey kalır.
Sonrası kalır...
Sonraya hep bir karanfil kalır...
biz ki bir konuşuruz, geriye on şey kalır.
uçuyor kavallar!
bu tip yazılar yazarken aslında kendimi garip hissediyorum "eleştirmen değilsin ki sen" diyorum. ama müşteriyim lan ben diyerek kendimi haklı çıkartıyorum. neyse, uzun lafın kısası, dün çok sevgili bir dostumla seni görmem imkansız konserine gittik. saat 22:45 civarı soluğu Nublu'da almıştık ki ekip üyelerini sokakta rakı içerken görünce gülümsedik. Biraz konuştuktan sonra içeri girdik.
Seni görmem imkansız iki güzel kadından oluşuyor ve tam olarak yaptıkları müziğin türü nedir bilemiyorum. inanın bilemiyorum ama çok seviyorum. deneysel müzik diye bir şey varsa eğer, bu onları anlatabilir. Sahnede bir masa, önlerinde minik klavyeler ve bilmediğim bir teknik ekipman daha, bir bardak da rakı!
Allah'ım, bu ne keyif. Zaten çok sevdiğim şarkılarını dinlemeten yeterince zevk almışken, bir de o ekipmanları sayesinde müzik alt yapısı daha da bir ortaya çıktı. Daha çok izlenmeli, daha çok takip edilmeliler. Bu iki güzel kadın Gaye Su Akyol ve Tuğçe Şenoğul. Gaye Seni Görmem İmkansız dışında Toz ve Toz'da da yer alıyor. Daha önce de Mai'de yer almış. Tuğçe ise hem Kahinar'da hem de Seni Görmem İmkansız'da. Gaye resim çiziyor, Tuğçe blog yazıyor vs. Daha araştırsam neler çıkar. Yani her yerde bu kızlar...
Konser sırasında ikisi de pek neşeliydiler ve dinleyenler de pek keyifliydi. İtiş kakış olmadan kimisi yerde kimisi ayakta şarkılara eşlik eden de vardı, sohbet eden de. Ancak arkamızda bir çift ayarsız bizi sinir etmedi değil. Çok mutlusun adlı şarkılarını da yanımda boylu boyunca duran Mabel Matiz'e armağan etmeleri de jest oldu.
bu grubun henüz bir albümü yok. Olsa ne iyi olur mu? bilemem. ama şarkılarıyla bir yerlere dokundukları kesin. bir kaç yeri sallayıp bir kaç taşı yerinden oynattıkları kesin. bulun onları, dinleyin, izleyin, sevin...
Mehmet güreli'nin "kimse bilmez"ini bir de onlardan dinleyin,
en gizli ve çürük oda'da bayılın,
saygım var, kum enfes kokar'da kendinizi kaybedin,
çok mutlusun'u damardan alın.
dahasında da bana teşekkür edeceksiniz zaten...
ha bir de kafalarındaki şeyler kaval. adını bilmediğim böyle de bir şarkıları var, uçuyor kavallar!
Seni görmem imkansız iki güzel kadından oluşuyor ve tam olarak yaptıkları müziğin türü nedir bilemiyorum. inanın bilemiyorum ama çok seviyorum. deneysel müzik diye bir şey varsa eğer, bu onları anlatabilir. Sahnede bir masa, önlerinde minik klavyeler ve bilmediğim bir teknik ekipman daha, bir bardak da rakı!
Allah'ım, bu ne keyif. Zaten çok sevdiğim şarkılarını dinlemeten yeterince zevk almışken, bir de o ekipmanları sayesinde müzik alt yapısı daha da bir ortaya çıktı. Daha çok izlenmeli, daha çok takip edilmeliler. Bu iki güzel kadın Gaye Su Akyol ve Tuğçe Şenoğul. Gaye Seni Görmem İmkansız dışında Toz ve Toz'da da yer alıyor. Daha önce de Mai'de yer almış. Tuğçe ise hem Kahinar'da hem de Seni Görmem İmkansız'da. Gaye resim çiziyor, Tuğçe blog yazıyor vs. Daha araştırsam neler çıkar. Yani her yerde bu kızlar...
Konser sırasında ikisi de pek neşeliydiler ve dinleyenler de pek keyifliydi. İtiş kakış olmadan kimisi yerde kimisi ayakta şarkılara eşlik eden de vardı, sohbet eden de. Ancak arkamızda bir çift ayarsız bizi sinir etmedi değil. Çok mutlusun adlı şarkılarını da yanımda boylu boyunca duran Mabel Matiz'e armağan etmeleri de jest oldu.
bu grubun henüz bir albümü yok. Olsa ne iyi olur mu? bilemem. ama şarkılarıyla bir yerlere dokundukları kesin. bir kaç yeri sallayıp bir kaç taşı yerinden oynattıkları kesin. bulun onları, dinleyin, izleyin, sevin...
Mehmet güreli'nin "kimse bilmez"ini bir de onlardan dinleyin,
en gizli ve çürük oda'da bayılın,
saygım var, kum enfes kokar'da kendinizi kaybedin,
çok mutlusun'u damardan alın.
dahasında da bana teşekkür edeceksiniz zaten...
ha bir de kafalarındaki şeyler kaval. adını bilmediğim böyle de bir şarkıları var, uçuyor kavallar!
Mabel Matiz - Arafta
ben bu adamla bambaşka bir şarkıda tanışıp, bambaşka şaraplarda bambaşka sokaklarda, bambaşka barlarda yaşadım. En sevdiğim şarkısı kliplenmişken, sadece göğsüm kabardı ilk izlediğimde. dedim ki "o ha". bunu diyebildim tüm hüznümle. sanki o şarkılarını tümünü benimle yapmış, o şarkılarda çok büyük emeğim varmış gibi gururlandım. elindeki gitarı ben almışım, üstündeki gömleği ben dikmişim gibi gülümsedim sahnedeyken. şimdiyse bu klibe bakıp, bir bebeğin dünyaya gelişine şahit olur gibi, bir çiçeğin bahara açışını izler gibi heyecanlanıyorum.
mabedimde kutlusun mabel,
kutlu kal.
(3 yıllık blogumdaki tek video)
masal

seninle güzel bir masala imza atabilirdik sevgilim.
sen ve ben "biz" olabilirdik.
olamadık.
sen olamadın...
değil bir masala inanmak,
bir masal yazabilirdik sevgilim.
ama sen yoktun.
şimdi ben gülen çocuklara kendi masallarımı anlatıyorum.
evet gülüyorlar, ama geçiyorlar.
sen olsaydın eğer,
bizim masalımızı yaşamak isteyebilirlerdi.
sen, olamadın!
SANA GİDEN YOLLAR KAPALI
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni.
Ne kadar yakınmdan ve aradan uçtum
İnsanlar evler, aramızda duvarlar gibi.
Uyandım uyandım hep seni düşündüm.
Yalnız seni, yalnız sesnin gözlerini.
Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli.
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum oradan oraya,
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki.
Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
Kaç kez sana uzaktan baktım 5:45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki.
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi.
Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki.
Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki.
İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi;
Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu,
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri...
Cemal Süreya
kaç söz?
böyle yaz, böyle yazı mı olur?
pus oturmuş ağırlığıyla denize
göz gözü görmez bir mavi.
sus pus bugün buraları, anonslar ince
diyorlar ki;
böyle yaz, böyle yazı mı olur?
tek heceye mecalsiz sırılsıklam, kıpırtısız yokmuşum gibi.
gözlerim açık, telefonda elim, seni özledim.
ne çabul almışlar kederlerini, ne çabuk almışlar hüzünlerini..
daha mı fazlaydı ağrısı kalbinin doludizgin benden önceki?
kaç söz kurtarır, nefessiz kaç kulaç çıkarır beni sana?
kaç söz?
aşk gibi bir şey...
BANUÇ
ÖZZY
DUKİTO
DACAR
KRALİÇE
ve günün konuğu
MABEL MATİZ...
hepinizi canım kadar seviyorum.
iyi ki varsınız amına koyim lan!
Sevgili Sementa
"Sementa!!
Sementa diye bir kadın tanısam asla karşı koyamaz aşık olurdum. Çok net aabi!! Düşünsene adı sementa. sementa asla çirkin olamaz. buna eminim. bir arkadaşım beni arayıp "hacı sementayla sinemaya gideceğiz, testere13'e" dese bile koşarak giderim. izlediği filmleri izler, dinlediği müzikleri dinlerim. Elma şekeri falan alırım ona. Olmadığım biri gibi bile davranır, -ki bunu hangimiz yapmıyoruz- olmamı istediği kişiye bürünürüm. Sementa olsa hayatımda, durmaksızın güler ve güldürürüm. ama yok. geçmişim isabellerle, güneşlerle anabellerle, o kadınlarla dolu olsa da, sementasızlık bazen çok ağır."
Sementa diye bir kadın tanısam asla karşı koyamaz aşık olurdum. Çok net aabi!! Düşünsene adı sementa. sementa asla çirkin olamaz. buna eminim. bir arkadaşım beni arayıp "hacı sementayla sinemaya gideceğiz, testere13'e" dese bile koşarak giderim. izlediği filmleri izler, dinlediği müzikleri dinlerim. Elma şekeri falan alırım ona. Olmadığım biri gibi bile davranır, -ki bunu hangimiz yapmıyoruz- olmamı istediği kişiye bürünürüm. Sementa olsa hayatımda, durmaksızın güler ve güldürürüm. ama yok. geçmişim isabellerle, güneşlerle anabellerle, o kadınlarla dolu olsa da, sementasızlık bazen çok ağır."
garbage
önce derin bir nefes çekti kadın, kamyonun önünde. gülümseyip gözlerime baktı ve "birgün şöyle derin bir nefes alacağım, bahar gelecek. Çünkü bütün bulutları alacağım içime. Sonra da beni çöpe atarsınız" dedi. gülümseyerek kalakaldım. "garbage deriz ondan sonra sana" dedim gülerek. bir sigara molasındaydık. geçti gitti...
bugün çok garip bir şey oldu. çok büyük bir arkadaşlık ve incelik mercii olan(!) facebook'tan beni yıllar önce yakın arkadaşım olan bir kız eklemiş. bunun nesi enteresan derseniz, bu kız daha ben o yaştayken hep hayatımda olmasını istediğim ender insanlardandı. o zaman da en az şimdiki kadar maldım gerçi, hemen canım cicim yapardım insanları. neyse, ama bu kız tüm arkadaş ortamımızdaki kızlardan ve erkeklerden farklıydı. onu daha bi severdim benbundan 7 yıl önce onunla küsmemiş olsaydık, istiklalde gece yarıları kolkola kahkahalar atıyor olurduk eminim. sonrasında aynı arkadaş ortamında veya karşılaştığımız yerlerde hep kötü kötü baktı bana, neden küstüğünü bile anlamamışken her şey ortaya çıkıverdi. tam bir kızdı o, benden hoşlanan çocuktan hoşlanmıştı. o ha bu bloga ilk kez böyle bir şey yazdım. çok tuhaf. sonra onlar birlikte oldular yıllarca. sonra ayrıldılar falan 1 yıl önce sanırım. şimdi o kız beni eklemiş.
çok garip ya, içimde tuhaf bişey hissettim. kırık gibi.yok değil. nasıl desem. hani keşkeletti beni. garip lan amına koyim... kabul ettim arkadaşlık talebini ve "bu kimdi yeaaa 20 ortak arkadaş varmış" dedim. fotoğrafına bakınca da kaşlarımı kaldırarak gülümsedim, "aah" dedim.
tuhaf, hassaslaştırdı beni şu an için...
çok garip ya, içimde tuhaf bişey hissettim. kırık gibi.yok değil. nasıl desem. hani keşkeletti beni. garip lan amına koyim... kabul ettim arkadaşlık talebini ve "bu kimdi yeaaa 20 ortak arkadaş varmış" dedim. fotoğrafına bakınca da kaşlarımı kaldırarak gülümsedim, "aah" dedim.
tuhaf, hassaslaştırdı beni şu an için...
Ankara: Frigya dili ve Yunancada Ἄγκυρα ("Anküra" okunur), Gemi çapası demektir.

aşti,
7.cadde,
sevgi,
ilgi,
dostluk,
köfte ekmek,
sucuklu yumurta,
bol sigara,
3. cadde,
leman,
kanka tabağı,
tekila,
viski,
vodka,
kusmuk,
kahkaha,
özlem,
mordevrim,
anı,
hatıra,
gözyaşı,
kavga,
gülümseme,
tarot,
anne,
anneanne,
dede,
efes dark,
passage,
cafe classic,
seven,
iğrenç lokma,
abi çok kötüydü yeaaa,
beşevler,
bahçeli,
monitör üstü tozu,
yıllanmış soda,
tavanda ay manzarası,
ted mosby,
ah aha ahahha,
ankaray,
ikilik öğrenci,
ulus minibüsü,
paso,
"valla aben yabancıyım,bunu verdiler"
lahmacun,
olips,
tuzlu fıstık,
survivor,
ışın karaca,
uyku,
uykusuzluk,
duş,
tuvalet,
kuyruk,
türk kahvesi,
yastık kavgası,
kayıp alf,
patti smith,
çoluk çocuk,
"aaal"
nargile,
100 şekerli nescafe,
kapı koluna takılan kazak
djarum black,
itiraf,
şişe çevirmece,
i never,
striptiz,
olmeca'ya saxo,
küçüğüm,
seks,
kamasutra,
i phone4,
"selam biz sevgiliyiz",
guruldayan mideler,
cem adrian,
sarı gelin,
aygız,
bezelye,
bezelye :),
kereviz yaprağı,
çılgın kamil koç kornası,
sümük,
tıkık,
ağzımdan fırlayan lolipop,
nihat doğan,
pascal nouma,
ankara kedisi,
sokak kedisi,
azarlamacı taksici,
truncu volvo c30,
otogarda çay,
otogargara,
tekrar aşti
ve
neslihan,
elif,
şeyda,
ayça,
süleyman,
cansu,
burak...
7.cadde,
sevgi,
ilgi,
dostluk,
köfte ekmek,
sucuklu yumurta,
bol sigara,
3. cadde,
leman,
kanka tabağı,
tekila,
viski,
vodka,
kusmuk,
kahkaha,
özlem,
mordevrim,
anı,
hatıra,
gözyaşı,
kavga,
gülümseme,
tarot,
anne,
anneanne,
dede,
efes dark,
passage,
cafe classic,
seven,
iğrenç lokma,
abi çok kötüydü yeaaa,
beşevler,
bahçeli,
monitör üstü tozu,
yıllanmış soda,
tavanda ay manzarası,
ted mosby,
ah aha ahahha,
ankaray,
ikilik öğrenci,
ulus minibüsü,
paso,
"valla aben yabancıyım,bunu verdiler"
lahmacun,
olips,
tuzlu fıstık,
survivor,
ışın karaca,
uyku,
uykusuzluk,
duş,
tuvalet,
kuyruk,
türk kahvesi,
yastık kavgası,
kayıp alf,
patti smith,
çoluk çocuk,
"aaal"
nargile,
100 şekerli nescafe,
kapı koluna takılan kazak
djarum black,
itiraf,
şişe çevirmece,
i never,
striptiz,
olmeca'ya saxo,
küçüğüm,
seks,
kamasutra,
i phone4,
"selam biz sevgiliyiz",
guruldayan mideler,
cem adrian,
sarı gelin,
aygız,
bezelye,
bezelye :),
kereviz yaprağı,
çılgın kamil koç kornası,
sümük,
tıkık,
ağzımdan fırlayan lolipop,
nihat doğan,
pascal nouma,
ankara kedisi,
sokak kedisi,
azarlamacı taksici,
truncu volvo c30,
otogarda çay,
otogargara,
tekrar aşti
ve
neslihan,
elif,
şeyda,
ayça,
süleyman,
cansu,
burak...
tüm bunları topladığımızda içimde yemyeşil bir ışık topu. biraz kımıl kımıl, biraz gergin, büyüyüp patlar belki...
sen de ki heyecan, ben diyeyim ki huzur, o desin ki mutluluk...
işin sonuda o ışıklı top Ankara'nın ta kendisi...
Dikkat Arafta Şüpheli Bir Şair Var...

29 Nisan 2011'de iksv'de yaşanacak duygu çalkantısından ben sorumlu değilim...
Mabel Matiz, Mabel adını Kumral Ada Mavi Tuna adlı romandan alıyor. Matiz ise müziğini en iyi tanımladığına inanarak adına eklediği ve "çok sarhoş, düşkün kimse" anlamlarına gelen eski Yunanca kökenli argo bir kelime. 2008'den bugüne gitar-vokal ağırlıklı kaydettiği şarkılarını ve cover demolarını kişisel web sitesi üzerinden anonim olarak yayımlayan Mabel Matiz, 2009'da müziğine ilgi gösteren Engin Akıncı ile tanışarak ilk solo albümünün hazırlıklarına başladı, Alper Erinç ve Alper Gemici ile bir araya gelerek stüdyoya girdi. Matiz, kendi adını taşıyan ilk albümünün ilk konserinin heyecanını Salon takipçileriyle paylaşmaya hazırlanıyor
Kapı Açılış : 20.30
Biletler : Masa düzeni 25 TL Öğrenci 15 TL
aslında sen tüm o güçlü görüntünün ardında ne kadar da "çürük" ve "edilgensin" sevgilim...
yapan değil, yapılan...
arayan değil, aranan... (burada bulamamayı da ekliyorum haliyle)
isteyen değil, istenen... (bu nedenle asla seçemeyen, seçilmeyi bekleyen)
anlatan değil, anlatılan...
elde eden değil, elden ele dolaşan...
bir şeylerin olması için çaba sarfetmeyen, çabanın ne olduğunu bilmeden, boyun büken...
o kadar zayıfsın, o kadar edilgensin ki sevgilim, aslında istenen bile değilsin belki de. istemiyorum seni ben bile... kendinin bile değilken nasıl başkasının olabilirsin ki...
özgürlük naraları atma bana "kimseye ait değilim, özgürüm" diye. çünkü sana vurulan zincirlerin anahtarını atıverdin çoktan uçurumdan. acı çekersem, üzgün ve mutsuz olursam kimse bana bulaşmaz diye düşünüyorsun. haklısın. insanlar senin için "o öyle" diyor bana. "o öyle, o pasif, isteksiz"... bir taş gibi, bir kaya gibi görünüp dokunduğumda kum olan...
"peki" diyeceksin, "peki madem bu kadar iğrencim, neden yazıyorsun bunu bana?"
cevabım yok, hislerim var.
acını görüp, hoş olmayan bakışlarla bakıyorum sana, neden sence?
sen bile cevaplayamazsın bunu!?
ve sen, sen sevgilim...
sevmeyi bilmediğinden sevilemeyeceksin asla...
yapan değil, yapılan...
arayan değil, aranan... (burada bulamamayı da ekliyorum haliyle)
isteyen değil, istenen... (bu nedenle asla seçemeyen, seçilmeyi bekleyen)
anlatan değil, anlatılan...
elde eden değil, elden ele dolaşan...
bir şeylerin olması için çaba sarfetmeyen, çabanın ne olduğunu bilmeden, boyun büken...
o kadar zayıfsın, o kadar edilgensin ki sevgilim, aslında istenen bile değilsin belki de. istemiyorum seni ben bile... kendinin bile değilken nasıl başkasının olabilirsin ki...
özgürlük naraları atma bana "kimseye ait değilim, özgürüm" diye. çünkü sana vurulan zincirlerin anahtarını atıverdin çoktan uçurumdan. acı çekersem, üzgün ve mutsuz olursam kimse bana bulaşmaz diye düşünüyorsun. haklısın. insanlar senin için "o öyle" diyor bana. "o öyle, o pasif, isteksiz"... bir taş gibi, bir kaya gibi görünüp dokunduğumda kum olan...
"peki" diyeceksin, "peki madem bu kadar iğrencim, neden yazıyorsun bunu bana?"
cevabım yok, hislerim var.
acını görüp, hoş olmayan bakışlarla bakıyorum sana, neden sence?
sen bile cevaplayamazsın bunu!?
ve sen, sen sevgilim...
sevmeyi bilmediğinden sevilemeyeceksin asla...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















