dengeSİZ

Çekip gitmeye taktım bu aralar. Bu kadar çok düşünüyorsam çekip gitmeyi vardır bi adilik sonunda. Kendimi tanıyorum. Ben adi bir insanım. Ama aynı zaman da iyi de bir insanım.
Çekip gitmek fikrine gelince hiç gülmeli değil. Canım acıyor durup dururken. Hastalık hastası olacakmışım gibi sanki. Bulunduğum hiç bir yerden tam doyum elde edemiyorum. Kuyruğum mesela... Uzasın uzasın dedim, uzadı. Şimdi yokluğu varlığı bir.
Sevgililer geçer gider, dostlar da öyle. Geçip gitmeyen bir ben varım hayatta, hayatımda. Geçip gitmiyor ve kurtulamıyorum kendimden. Pişmanlıklar o kadar çok ki. Böyle gelen şeylere zamanında bişey demeyişimin cezasını böyle giderlerken çekiyorum adeta.
O şarkıyı dinliyorum şimdi: "sapozkelekh". Seviyorum elimde değil. Ama bazen elimizdedir sevip sevmemek,gidip gitmemek. Ama ben yine de gidemiyorsam elimde olmadığından mıdır? Yoksa gerçekten gitmek istemiyor muyum?
Ağrıyorum. Karnım başım falan değil. Ben ağrıyorum alenen. Şimdi bunları yazıyorum kötümser kötümser. Bir güneş açsa bak nereye dönüyor yazılar. Yok sevdiğimi uyurken izledim de yok efendim güneş,börtü, böcek ...

Ama şimdi içim ağlıyor, içim kararıyor elimde değil.


Yalnızım şu anda, bu noktada.
Zaten mutluyken yazılmıyor hiç bir şey. Ya birine lanet, ya bir şeye isyan ya da bir mutsuzluk ibaresi yazdıklarım. Hatta belki tüm yazılanlar...
Kendimi herkesle bir tutmaktan hiç hoşlanmam. İnsanları küçümserim de. Küçümsemek derken; "o ne anlar" dediğim olur. Bana öyle diyenle de hiç iişim olmaz.Hemen uzaklaştırırım kendi hayatımdan, kocaman dünyamdan. Bencilim ben biraz ve adiyim. Ama bunu daha önce söylemiştim zaten...
Bak yazdım rahatladım. Son cümleleri yazıyorum bu yazı ile ilgili ve yüzümde adi bir gülümseme var. Adiyim ve bana yakıştığı gibi gülümsüyorum.

Düş Sezar bugün!!!!!!!

Bugün...

Bugün öylesine bir gün...
Bugün sıradan bir gün.
Bu yıl için öyle.
Geçmiş zaman olur ki,, günlerden bir gün bir 26 mart günü keyifli uyandım. Keyifli insanlar tanıdım. Hiç birini fazla takmadım ve biri tarafından hafızaya alındım. Ben de onu aldım. Damarlarımdan kalbime, beynimden gözlerime kadar...
Sonra verdim gitti sokaklara. Sokaklardan geri alamadım ya da almadım bilemem. Çok uzun sürdü tam 2 saniye.
Kimdi giden ya da kimdi kalan hesaba vurmadım.
Bir baktım "tık tık" gelmiş.
Bir baktım "..." gitmiş.
Belki de ben gelmişim ve gitmişim, orasını bilemem.
Orasına sadece inanabilirim.
Hiç bir şey sonsuz değil onu bilebilirim.
Biliyorum.
Son olarak seni sevgiyle anıyorum...

Ne?

Ne olacak?
Nasıl olacak...
Bugün farkettim. Deli gibi çalışıyorum,deli gibi kitap okuyorum, öğrenmeye anlamaya çalışıyorum.
Ya sonra?
Toprak olup gideceğiz, o bilgiler de benimle toprak olacak. Hatta toprak bile olmayacak. Diğer tarafta kim bilir ne işime yarayacak o bilgiler. Bir şeyler bırakmalı, bir şekilde hatırlanmalı bu dünyada. Her şey bomboş olamaz. 50-60 yıllık bir sahne olamaz hayat. Daha fazla bir şey olmalı. Ama ne?
Hakikat nerede?
Bu hayatın neresinde?
Bir cevap olmalı. Herkesin aradığı soruya tek bir cevap olmalı ve onu bulmalı...
Onu bulmak için bir şeyler yapmazsam her an ölebilirim.

..KADIN..

"Gerici, özgür kadını istemez.
Çünkü özgür kadın onun sonudur.
Özgür kadın kültür demektir.
Özgür kadın; sanat, resim, edebiyat, kitap, dergi,
Gazete, heykel, sinema, tiyatro, muzik demektir.
Özgür kadın akıl demektir…
Öyle şeyh-meyh uçmaz…
Özgür kadın dürüsttür.
Şeyh uçmadığı zaman zaten 'hani uçmadı,
Niye uçtu diyecekmişim?…' der özgür kadın.
Özgür kadın ; modern yaşamdır.
Çatal-bıçak demektir.
Çağdaş kadın için; insanin karnında zikir edecek diye
Her gun bulgur yenilmez.
Ne de sadece erkegin caninin istedigi bir cuma gecesi sevismenin kerameti vardir.
Özgür kadın temizdir.
Öyle kirli çoraplari, kokan ayaklari, tıraşsiz yüzü,
Gülyağından parfümü olan erkeği sokmaz yatağına.
Özgür kadın demokrasidir.Köle olmaz.
Mirasını ister, birey olarak tanınmak ister,
Söz hakkı ister, eşitlik ister.
Dayak yiyip, aşağılanıp, itilip-kakılmak istemez.
Özgür kadın çağdaşlıktır.
Çünkü özgür kadının doğurup büyüttüğü çocuklar,
Gericiye asla ümmet olmazlar.
Ne dergahlara muşteri çıkar özgür kadının yetiştirdiği çocuklardan,
Ne tarikatlara mürit, Ne de gericiye oy verecek saflar…

Bu yüzden; gerici özgür kadını sevmez.
Kadın özgür olsun istemez.
Ve onu örtmek, kapatmak, susturmak, bastırmak icin,
çarşafa-türbana sarmak ister.
'Türban' diye tutturmaları bu yüzdendir.
Gericinin sonudur özgür kadın…

Bekir COŞKUN"

Killing me softly....

Strumming my pain with his fingers
Singing my life with his words
Killing me softly with his song
Telling my whole life with his words
Killing me softly with his song

I heard he sang a good song
I heard he had a smile
And so I came to see him
And listen for a while
And there he was this young boy
A stranger to my eyes

I felt all flushed with fever
Embarrassed by the crowd
I felt he found my letters
And read each one out loud
I prayed that he would finish
But he just kept right on....

//
tam olarak bu noktadayım, ölüyorum...

Dön bak dünyaya...

Biri var aklımda, sesi uzak,yüzü uzak,evi uzak...
Aklıma geldikçe yalnızlıktan, yalnızlığımda boğuluyorum. Hani bir haber alır da ağlayamazsın, o nefesin,hıçkırıkların boğazında düğümlenir,yutkunamazsın.Zaten yutkunsan da ağlayacaksın.

Yalnız kaldıysan kalkıp pencerenden bir bak; güneş açmış mı, yağmur düşmüş mü?
Dön bak dünyaya!
Herkes gitmişse, sakince arkanı dön bir bak, dostun kalmış mı, asşkın solmuş mu?
Dön bak dünyaya...

Umutsuzca yattığım yatağımdan güneşe uyanmak isteyerek açtım gözümü. Yağmur almış yürümüş, penceremden baktığımda gördüğüm arka bahçe cıvık çamur olmuş.

Tek tesellim Mart'ın ortasında olmamıza rağmen bir sonbahar havasıyla karşı karşıya olmuş olmak.Sonbahar sevilesidir çünkü.
Ama yalnızlık sardı her yanımı,kulaklarım çınlıyor. Sen de beni anıyor, düşünüyor ya da özlüyor olabilir misin acaba? Yoksa kalbimde, ta içimde kopan fırtınalar sonunda tüm bedenimi sardı da ben mi uğultular duyuyorum.
Onca zaman geçti, hiç mi özlemedin?
Söylediklerin yalan mıydı, hiç mi sevmedin ?

Bugün arayacaksın, hissediyorum.Lütfen yanıltma beni...

Need

Filmler, şarkılar, kitaplar, kadehler, şişeler...
Dört bir yanım, bir de tepe var, beş bir yanım sarılmış durumda.
Yine de yapmadan duramıyorum, seni düşünüyorum...
Dirseklerimi masama,avuçlarımı şakaklarıma götürüyor ve düşünüyorum...
Ne yapıyorsun?
Gerçekten...
Şu an ne yapıyorsun, ne düşünüyorsun.
Varlığımın farkında mısın? Sildin mi beni parmak ucunla...

"git dersen giderim, kal dersen kalırım"...

Seni kullanıyorum senin haberin olmadan.
İçmek için seni kullanıyorum, dertlenecek düşünecek biri olsun diye...
Düşünmek için seni kullanıyorum,başka düşünmeye değer birini bulamadığım için..

Yazdığın mektupları da okuyacağım,bir şişe daha açacağım.
Yazdığım ama gönderemediğim mektupları da okuyacağım,
Seni hatırlamak için,
Seni özlemek için.

Seni düşünüyorum şu an; "ne yer, ne içer, ne izler, neye güler" diyorum kendi kendime.
Eski masumiyetin,eski güzelliğin,esi tavrın duruyor mu hala?
Sesini duymaya o kadar ihtiyacım var ki...

Mutsuz Dair

Şairler,yazarlar bize hep aşklarını anlattılar,hiç aşk vermediler.Ama hep aşktan bahsettiler ve olabileceğine inandırdılar.İnanmak,yaslanmak ihtiyacımızdan olacak ki hep aradık.Her taşın altına baktık,her bardağı aşk diye içtik... Sadece sarhoş olduk,aşığız sandık.Sonra vücudumuz alkolü atarken türlü yollarla, biz birbirimizi aldatmaya ve birbirimizden vazgeçmeye başladık. Beraberliğimizin tadını çıkarmak yerine ayrılacağımız günü düşünüp üzüldük hep.Hep suçu zamana atmakla meşguldük, biz ve ilişkilerimiz masumdu,tüm suç yelkovanın akrebe tur bindirme hırsındandı.Zaman lehimize işlese bile biz alehimize gördük,hep mutsuzduk.Herkes küçük şeylerle mutlu olmaya çalışırken biz her küçük mutsuzlukta kafamızı taşlara vurduk.Evet biz buyduk;mutsuzduk! Kim bilir, belki de biz mutsuzluğumuzdan ötürü mutluyduk!Tüm mevsimlerden hazetti insanlar.Ama bizim gibiler hep mutsuzdu..En sıcak aşkları yaşarken rutubetli aşkları özledik."Ben acı çekmeyi seviyorum." dedik;iyi halt ettik.Alışmış kudurmuştan beterdir misali hep alışmışlığımızın üzerine gittik.Bizler terkedilmek için,ayrılmak için yaşadık her şeyi.En kocaman dostlukları,dağdeviren aşkları. Ya küsersek diye hesaplar yaptık,ya biterse... Olmaması gereken ne varsa içten içe onu istedik ve becerdik her seferinde.Dar ve soğuk sokaklarda birbirimize sarılıp ısınmayı tercih etmektense,o sokaklarda bulutlarla beraber sevdiklerimize ağlamayı tercih ettik.En büyük aşkları yaşamaktansa,en büyük aşklara imrenmeyi vazife bildik. Sevdiğimizin elini tutarken en hüzünlü aşk şarkılarını seçtik kendimize...Hep elimizde olmayan her ne varsa ona sulandık. "Hiçbir istediğim olmuyor" dedik, "Neye dokunsam kuruyor" dedik. Halbuki o dokunduklarımızı kurutan sevgisiz sevgilerimizdi.En büyük kahkahalarımızı attıktan sonra "hayırdır inşallah"dedik.Gülmeyi,eğlenmeyi,mutlu olmayı kendimize bir türlü yakıştıramadık. Bazen küçük geldi belki ama;mutluluk bize hep bol geldi. Haketmedik diye belki,inanmadık asla elimizdeki şeyin mutluluk olabileceğine."Daha çok canım yanmalı,daha hüzünlü şarkılar söylemeliyim,daha çok kanamalıyım,daha çok daha çok daha çok yormalıyım beynimi üzülmeye..."Zor olan her şeyin daha güzel olacağına inanmış olduk,mutsuzluğa uğramış bulunduk.Tam kalkıp gidecekken nüfusuna geçmiş bulunduk..Afedersin hayat!Aslında istemediğim şeyleri çok istediğim ve elde edemediğimde senden nefret ettiğim için...ve afedersin hayat; bana sunduğun gülücükleri elimin tersiyle ittiğim için...


Gözlerimi kapatıyorum ve karşımda,perdenin hemen ardında bir okyanus görüyorum.Masamdan kalkıp açıyorum perdeleri,kulağımda dinlendiren bir ses ve akustik çalgıların yumuşaklığı.Okyanusun mavisi bugüne kadar bilinen tüm mavilikleri utandıracak bir canlılıkta sanki.Zemheri ayaz mavisi.Her şeyden arınıyorum sanki yavaş yavaş.Bu arınmaya ihtiyaç duyuran senden,mavi hariç tüm renklerden,biraz benden,biraz şehirlerden... Konuşulmayanlardan,saklananlardan,içe atılanlardan,dışa vurulanlardan,sana olan sevgim ve nefretimden... Yani her şeyden. Kıyıya yaklaşıp bir taş alıyorum yerden;sadece pişmanlıklarımı da atmak için içimden.Gerinip atıyorum o taşı gücümün yettiğince derinine kıyının.Önce "taş olsam şimdikinden özgür olurdum!" dediğim günü atıyorum içimden.O taşın şu an o soğuk denizin dibinde kendi iradesiyle durmadığı ne kadar sert bir gerçek! Ben attım onu,ben karıştım ona! Şimdi de almak istiyorum onu ordan eski yerine koymak.Ama yapamıyorum,tüm pişmanlıklarımın geri dönüşü olmadığı gibi bundan da dönemiyorum.Sadece hüzünle arkasından bakıyorumYaptıklarımda anlam aramıyorum,amaç gütmüyorum hiç. İnanmadığım şeylerin korkusunu atıyorum içimden,aslında hiç var olmayanların yokluğundan korkmuşum bunca zaman. Bir tek ben varmışım meğerse benim hayatımda.Sen ya da o ya da başkası değil. Çözemedim hiç başkalarının düğümlediği ipleri.Daha da dolaştım bunca zaman.Dışardayım artık ben,şarkılardayım filmlerdeyim... Tam olarak nerdeyim,sadece kendi hayatımın merkezindeyim. Beni şuursuzca eleştirenler nerden bilsinler? Yaşımın ve yaşanmışlığımın azlığına kanaat getirenler benim neyden ne kadar etkilendiğimi nerden bilsinler.Onlar kalp şiryanlarında ne taşıyorlar ki? Müziç fikirler mi yoksa doğallığa dayanan sevgiler mi? Ben çiçeklerin renklerini çok sevmedim hiç bir zaman.Onların doğallıklarını sevdim,yağmura hasretleri,güneşe ihtiyaçlarını utanmadan göstermelerini sevdim en çok.Yağmura yapraklarını açmalarını,güneşi gördüklerinde boyunlarını kaldırmalarını, düşünmeden "evet sana ihtiyacım var" demelerini... Ve ben hayatımdaki çiçeklerin değerini hep bildim. Okaynusun utanmaz canlılıktaki maviliği kendinden emin ve değişime kapalı; ben bu düşünmemi durdurana kadar ellerini göğsünde kavuşturmuş bir asker gibi güven veren çatık kaşlarıyla duracak karşımda. Bir çift göz uğruna pişmanlıklar,hatalar,anlık hazlara dayalı sahte sevişmeler.. Kırık gülümsemeler,kaypak dostluklar,sevmeden sevişmeler,zoraki sevinçler... Hepsi akıp gidiyor içimden ağır ağır... Bu okyanus harika,daha fazla yakınında durup onu elde etmişim gibi hissetmek istemiyorum.İçeri girip uzaktan bakıyorum. O zaman büyütüyorum onu daha da ve mavisini ferahlatıcı buluyorum. Yani her şey benim penceremden güzel göründüğü kadar güzel değil;bunu biliyorum. Penceremi kapatıp kitabıma dalıyorum;konuşmanın ve yazmanın, bir şeyleri hareketlendirip akıtmanın rahatlığıyla...

Çelişki

Burada böyle oturmuş seni anlatan, seni hatırlatan şarkıları dinliyorum. Sen farkında dğilsin ama ben senin yerine kendimden intikam alıyorum.
Roller değişti!
Sen beni umursamıyorsun, ben koşuşturuyorum ortalıkta. Peşinden değil, ortalıkta. Çünkü nerdesin, kimlesin, ne yersin, ne içersin hiç bilmiyorum ve bir de üstüne üstlük merak ediyorum.
Kediciktin sen!
Ama aslan olmuşsun sanki. Tabi kaybedecek bişey yok ortada. Bulamadım ki seni kaybedeyim .
Seni mi arıyorum yoksa kaybolan heyecanlı geçmişimi mi? Bundan bile emin değilim.
Kimsesizlikten sana, hatıralarına ve şarkılarına sığınıyorum. Deli oluyorum. Ses ver, ışık yak,
neredesin?

Rüyamdaki Aptal Çocuk...

Rüyamdaki aptal çocuk,
Hala aklımda adın!!!
Yakışmaz mı İstanbul bize.
Korktun, kaçıp gittin işte...
Rüyamdaki aptal çocuk!!!



şarkı sözü çalınıtıdır,çocuk eklentidir.

KKK

-Gecen gün kalem ve silgi ilişkisini yazıyordum ya aslında kırmızı kurşun kaleme değinecektim.ama yazı aldı götürdü beni. Kırmızı kurşun kalem diyorum şimdi. Ben hiç sevmezdim.hiç demeyeyim,bana hakkı geçmiş kırmızı kurşun kalemler oldu hayatımda. az seviyorum ama ölse üzülürüm yaniJ her neyse.. KKK yani kırmızı kurşun kalem,öğretmenin gözüne girmek için bire birdir. Başlık atarsın,1,2,3,4,… diye sıralandırmayı yaparsın,havalı olur. Bir de yazı yazarken sayfanın sağ alt kenarı katlanmıyorsa tamamdır. Öğretmenin gözde öğrencileri arasına girmen için bir eksiğin yoktur. Ben kırmızı kalem yerine yeşil ya da mor kuru boya kalemlerimi kullanırdım. Hatta annem stilist olduğundan bin bir çeşit kurşun kuru boyası vardı. Böyle bizim 12lik ya da24lük setlerimizde olmayan renkler vardı. Onları çalıp okula götürürdüm,hava atardım. “Aaa nerden buldun” diyenlere bazen “kendim yaptım” diyordum.:Bazen de “Avusturya’dan, kamboçya’dan geldi” gibi, o yaşlarda haritada yerini bile gösteremeyeceğim yerleri söylerdim. Çok havalı olurdu. “aşık” olduğum bir çocuk vardı, Onurcan. Bana “bana o kalemlerden getirirsen seninle evlenirim” demişti. O an aşkım bitmişti ona.”kendimi kullandırtacağımı sanıyorsan yanılıyorsun” demiştim artık hangi film ya da diziden duymuşsam… J KKK’e geri dönelim. KKK alırdı bana babam ve bir de ataç. Çünkü ben sayfanın yanını kıvırırdım yanlışlıkla.babam da öğretmen beni sevsin diye elinden geleni yapardı.Öğretmenim de Şerife Akşar’dı.muhtemelen yaşıyordur,kim bilir ne yaptı ne etti… bazen kırmızı kalemin ucunun sivriliği giderdi. Ben kalem tıraşı çok sevdiğim için asla kalem tıraşsız gezmezdim hala da öyle,çünkü uçlu kalemi sevmiyorum ben elim ağrıyor yazarken. Neyse kalem tıraşı olmayan zavallılar,koyu ve dikkat çekici yazmak için kalemin ucunu ağızlarına sokup ıslatır,sulu boya gibi yazarlardı. İğrenç olurdu,pisliğin daniskası olurdu. Her şey bi kenara KKK’e ayıp olurdu,saygısızlık olurdu.ben yapmazdım. Çok sıkışınca KKK ile bastırarak yazardım yine koyu olurdu.Kırmızı kalem severdi o yüzden beni.6sınıftan sonra pek kullanmadım.ama özlüyorum bazen onu. Ne de olsa 5 yıl aktif bir şekilde yer aldı okul hayatımda. Ay lav yu KKK.

Don't Cry

Ağlama...
Ağladığını düşünmeme izin verme...
"Ağlamak güzeldir" derler inanma!
Ağladığını düşünürken ben, çok neşeyle eğlenme sen.
Ağlamaktan gözlerin kızarmış,ağlama artık.
Çok gülme de ama. Çok gülersen çok ağlarsın derler çünkü.
Ağlama, korkarım.
Ben ağlattım sanarım.
Sandırma,ağlama.
Ağlarsan kıyamam,kıyamam ki küçüğüm.
Sen küçüksün.
Ağlama...
Sakın ağlama..
Gül biraz,kırık bakma öyle.
Kırılmış bilek gibi bakma öyle.
Kırılmış bilek gibi bakar gözlerin.
Ağlama.
Güçlü ol.
//
N'aber?
"kırık şarkıları severim ben" dedim.
"biliyorum"dedi;"seni az çok tanıyorum!...".


Evet ben en huzurlu olduğum anlarda bile kırık,buruk şarkılar dinledim. Çünkü hep bir kırıklığım vardı bir şeylere karşı. Herkesin vardır... Biri sevgiye kırgındır biri sevgiliye... Belki de hayata,aileye... Bir direniş olsun isterim hep içimde, bir isyan. Sıkıntı veren aşkları seçer hastalıklı insanlar. Huzurlu ilişkiler liman gibidir onlar için,derin nefes alırlar,güç toplarlar,cesaret alırlar ve artık hazırdırlar fırtınalı denizlere yelken açmaya. Islanmaya,korkmaya,yorulmaya... Bu ilişkilerin dili bir başkadır. Ne bildiğimiz dildir ne de tam tersidir. Bu dilin ne olduğunu deği,l ne olmadığını söyleyebiliriz ancak. Bu dili kullananlar bile ne anlatmak istediklerini bilmez ama birbirlerini anlarlar. Bu da karşılıklı kırık hayatların bir uygunluğu olsa gerek. "git" dersin,ama gitmesini istemezsin. Gözlerini görmek istesin;ama gözgöze gelmezsin. Çağırırsın ama gelmesini istemezsin. Çağırsın istersin ama gitmek istemezsin. Ararsın ama arayanın sen olduğunu bilmesini istemezsin,ama inansın istersin. İsmiyle hitab edersin ama kalbinde taşırsın... Başkasına anlatırken o yoktur hayatında; ama bazı geceler onsuz,onunla uyursun.. Ya da ona uyur ,ona uyanırsın. Rüyanda onu gördüğün için Allaha şükredersin ama arasan geleceğini bile bile aramazsın. Onun en sevdiği kazağı giyersin ve bu seni, onu görmekten daha mutlu kılıverir. Hem onu yormaktan hem yorulmaktan "pis" bir zevk alırsın. O zevke yenik düşer kendini de onu da mutsuz edersin ama bundan mutluluk duyarsın. Onu kırmaktan çok korkarsın ama kırmaktan da hiç mi hiç çekinmezsin. Onun seni nasılda kırdığını düşünürsün... Ama o seni hiç kırmamıştır senin gözünde... Ona ait olduğunu düşündüğün her hücren paramparçadır aslında ama sen bir bütünmüşsün gibi her an onu düşünürsün. Düşünmekten çalışamazsın "çık aklımdan da hayatıma devam edeyim" dersin kendi kendine ona. Onunla kahkaha attığınız yerleri kazırsın beynine aslında; ama hiç bahsetmezsin kimselere. Ona ağladığın,ağlamamak için dişlerini sıktığın saatlerce uyumadığın zamanlar vardır kesinlikle. Onlar senin hayatının ona ayrılmış kısımlarıdır ki en mutlu anlarına tekabül eder. Bu tip ikililer belki bir arada olsalar, elele tutuşup uzuuun uzun yollar yürüseler, bu "ilişkisiz ilişkiden" bunca şeyi kazanmazlar. Tabi kazanmaksa bunun adı... Bu kişiler birbirlerinin fallarında "ayakları bir kafaları ayrı iki kişi" ya da "kafalar aynı ama ayrılar" diye geçerler. Bu ilişkiler biterler ama bitmezler. Kişiler konuşmamaya başlayabilirler,görüşmemeye başlayabilirler,bir gördüklerinde konuşup diğerinde tanımamazlıktan gelirler. Çünkü hala ne istediklerini bilmemektedirler. Konuşsa her kelime çıkmadan geri dönecekmiş gibi gelir, konuşmasa diğerinin söyleyeceklerini meraktan delirir... Kelimeler düğümlenir de düğümlenir... Bu tip ilişkiler insanı yorar,yalandırır,yaşanmışlandırır. Çünkü çelişkiler,duygu yüklemeleri organizmayı bozar.Beraber tükenirler... Bu tip ilişkiler asla tek başına yaşanmazlar. Biri diğerini düşünüyorsa diğeri bunu hisseder;en azından bi an aklından geçer. Sonra buna benzer yorgun,incinmiş ilişkiler yine yaşanır ama hiç biri diğerinin yerini almaz.Kimse diğerinin yerini tutmaz ve hepsi güzel hatırlanırlar... Ardarda bu tip ilişkileri yaşamak zordur,bir kırık hayat bitmeden diğeri başlamaz.Belki huzur bulmaya gidilir,dinlenilir sonunda ya geri dönülür ya geri dönen kucaklanır ya da yaralarını sarsın diye yaralılardan yardım istenir... İçinde "hala, eskisi gibi, o günler..." gibi kelimelerin geçtiği tüm şarkılar,onlar bilmese de onların şarkısıdır sonsuza kadar. Birbirlerini hatırladıkları şarkılar bile kırıktır... Onlar da birbirine kırgındır. Onlar kırılmamak için eğilirler,bükülürler. Seni seviyorum demezler ama her cümlenin yankısı "seni seviyorum" dur. Bu işler böyledir...

JOKER

Hayat adeta biz zavallı insanlarla dalga geçmek için yaratılmış. Biz kendimizi akıllı zannedip “hayat” dediğimiz oyunda en iyi hamlelerle oynama çabasında oradan oraya koşuşturuyoruz. Bu dünya için “bu dünya o kadar kötüdür ki, şöyle azıcık daha kötü olsa varolamazdı artık” denmiştir kimi düşünürlerce –ki bence son derece haklıdır da. Hayat bir defter,biz yazıyoruz yazıyoruz,sayfaları çeviriyoruz. Ama bazen öyle şeyler yazıyoruz ki sayfalar sonrasında bile olsak o eski sayfada kalan şeyleri tekrar okuyoruz. Sıkılmadan,yılmadan yaşamaya çalışıyoruz hayalimizde. “Joker” dir o olaylar,o kişiler… Artık sizin jokeriniz her neyse…

Herkesin JOKER’i kendine…

Kimi bir yaz tatilini unutamaz,kimi bir kahkahayı, kimi bir teni, kimi bir dokunuşu… Diyorum ya herkesin jokeri kendine. O dönemin şarkıları, o dönemin dizileri, esprileri,araba modelleri bile akılda kalır. Aslında akılda kalmaz,akla kazınır. Bazen şansa o dönemin şarkısını dinlersin,esprisini duyarsın, bazense o sayfaları kendin açarsın. Bir sana bir o’na kadeh çıkarırsın.Ama yine de bütün şarabı tek başına içersin… Hele kendin açmışsan o sayfayı bir anlık,o kapıdan kendi isteğinle girersen daha heyecanlı. Pis bir sevinç içinde, dudaklarda ilginç, manasız bir tebessüm ve gözlerde bir hüzün.

Herkesin JOKER’i kendine…

Diyorum ya ne olduğu fark etmez,bir arkadaş,bir sevgili, bir olay, bir yaz, bir tatil… Baban, oğlun,sevgilin, dostun… ya da hepsi, ya da hiçbiri. Genelde bir sevgilidir ya o,hadi neyse. Herkesin Joker’i vardır. Adı üstünde, joker o. Onun kredisi bitmez. Adımı çağırdığı an olsa,o an yine bakarım, “efendim” derim kibarca.”Gel” dese gidemem ama, o da “gel” demez bilirm. O da bilir,ben çağırsam da gelmez elbet. Tabi ben de onun jokeriysem.Zaten Jokeri joker yapan,onun da beni joker yapmasıdır bir yerde… Joker’e şarkılar söylersin, “ama sen varsın” dersin. O her nerdeyse, her kimleyse… Belki de sen her nerdeysen.

Herkesin JOKER’i kendine…

Hayat garip.Jokerim, Jokersin, Joker… Benim de jokerim var elbet, biliyorum da konuşuyorum. Ben ful papazı da severim,kare ası daha da severim. Vale parlaktır,yakışıklıdır.Papaz da karizmatiktir,güven sağlar,oturur konuşursun derdini anlatırsın,o da dinler. Joker dinlemez. Ama o el,eline Joker gelmiş olması bile seni mutlu eder. Jokeri yaşamak seni mutlu eder…

Benim Jokerim,her neyse ya da her kimse, başkasının da jokeri olmaz umarım asla. Çünkü korkarım başkası da onun jokeri olacak diye. Benim jokerim bana kalsın, ben de onda kalayım Joker olarak,bu bana yeter…


-joker J
-j harfini hiçbir yazımda kullanmadığım kadar kullandım.
-j güzeldir.
-b en güzelidir.
-aBcçdefgğhıİjkLmnoöprsştUüvyz.
-havalar bi garip.
-bu yazıda “asa” kelimesini kullanmayı çok istedim ama kısmet olmadı.
-ama sen varsın.
-schopenhauer okumadan ölmeyin.
-okumayacaksanız hiç varolmamak yeğdir.
-dalları bastı kiraz.
-günaydın Jokerler, her nerde Jokerseniz

Silgi & Kalem

Hala kullanılıyor mu bilmiyorum ama bizim ilkokuldayken,yani 1’den 8’e kadar bir kurşun bir de kırmızı kurşun kalemimiz vardı. Gerci ortaokul dediğimiz dönemde kırmızı kalemin yerini pilot ve tükenmez kalemler almıştı. Hatta bazen kurşun kalem yerine artistlik olsun diye tükenmezle yazardık. Ben yazmazdım. Çünkü benim yazım çirkindi ve çok sık yanlış yazardım. Sürekli karalamak zorunda kalırdım. O yüzden kurşun kalem artı silgi favorimdi. Kurşun kalem ve silgi ikilisinin hayatımdaki yeri büyüktür. Koskoca finallere bile o ikisi olmadan giremem. Önemli derslerde ikisinden biri yoksa yanımda rahat olamam. Diken üstünde otururum. Silgimi evde unutmuş olsam kalemim ve ben hüzünle boğuluruz. Derse giderken stres olurum. Hele derse hoca değil asistan gelirse ve quiz yapacağını açıklarsa kurşun kalem karşısında çok utanırım. Benden tek beklentisi olan silgiyi evde unutmuşumdur. O an ölsem üzülmem. Kaleme anlatırım; “canım” derim. “merak etme,çalıştım ben bu konulara,silgiyi bilerek bıraktım evde,onun işi yok bugün “ diyerek içine su serpmeye çalışırım kalemin. Ama onun gözü silgiyi arar bilirim. Çünkü bilirim o duyguyu. Ama her şeyden çok beni ne utandırır bilir misin sevgili gönül dostu füsun? Bilemezsin,söyleyeyim.beni en çok çalıştığım sınavın ilk dakikasında bir kelimeyi yanlış yazmak utandırır. Karizmam sıfırdır kalem karşısında. Bana bir daha güvenmek istemez. Bir de yandaki kızdan silgisini ister ve zorla evdeki silgiyi aldatırsa benim yüzümden kalem,söyleyecek sözüm,yüzüne bakacak yüzüm yoktur artık. Çünkü güven sarsıntısı nedir bilirim ben. Benim güvenim sarsılırsa önce üzülür sonra gülerim. Böyle dengesiz biriyim ama affetmem. Bazen affetmiş gibi görünürüm ama affetmem. Affetsem bile asla unutmam.Nedeni başka bir yazının konusu ama unutmam. Kaleme çiçekler alırım,şarkılar söylerim, “aramızda kalacak” derim. O da bana acır aslında. Ama biz odaya girdiğimizde silgi anlar her şeyi,”gözüne göz değmiş yarim,sana kim baktı” der.kalem utanır bakamaz ben utanırım bakamayız işte silgiye. O kalemin yaptığı her şeyi siler ama bu ihanet ona ağır gelir. Ben de sebep olduğumdan yerin dibine geçer ,alt kattaki komşunun yemek masasına davetsiz misafir olmak isterim;olamam.silgi pandora’nın kutusunu açmıştır bir kez. Ama ben artık yandaki kızdan silgi istemiyorum,bi çizgi çekiyorum üstüne. Bir tek bir hoca var onun sınavında çizgi çekmiyorum. “koca kız oldun,silgin yok mu” diyor,alınıyorum gururuma yediremiyorum.
Böyle yani. Hayat bundan ibaret,hatalar hep başkalarının yüzünden oluyor. En azından başkaları merdivene bir basamak koyuyor..
Kalem ve silgi ilişkisi benim hayatıma dair.
Kuru fasülye pilav kadar,
Eda özülkü metin özülkü kadar,
Zeki alasya metin akpınar kadar,
En azından kerem ile onur kadar, ya da
Rakı balık kadar…

8 ve 13'e Acırım Ben

8 ve 13 e acırım ben. Acımam ama 8 olmak istemem,hele 13 hiç… mesela5 şanslıdır,3 de. Ama 8in şans dünyasında yeri yoktur 13ün hiç yok.havariyle ilgisi yok 13 şanssızdır,13ü sevmezler,”benim uğurlu sayım 13” demez kimse. 13 son yudumdur,garson alıp götürür. 23 güzeldir,nisanı vardır temmuzu vardır. 8in bir şeyi yoktur.şubatı bile yoktur benim gözümde. 18 şanslıdır,3 de şanslı ama 13 ve 8 şanssızdır. Hayat 8 ve 13 için zordur. Erkek gibi olmalı,bayan gibi görünmeli ve eşek gibi çalışmalıdır 8 ve 13. ama hiç biri olamaz tam anlamıyla.
Aslında 8, 13e göre daha şanslı bir sayıdır. 13 en kötüsüdür. Bilardoda bile 8in hiç olmazsa bi havası vardır 13 tınn!!

Hayat 1,3,5, ve 0ın hayatıdır. En zengin sayılar onlardır. 0ın olup olmadığını bile bilmiyoruz ama en zengin sayı odur benim gözümde. 8 ve 13 ise Tülin ile caner gibidir. Çağırıldıklarında gelirler ağlayıp dönerler. 0 ve 1,2,3,5 ise Tarkan,sezen aksudur şebnem’dir zaman zaman. Ama asla tülinle caner gibi değildir… 13 ve 8 tırttır,zırttır.
İnsan 8 yaşında 2. ya da 3. sınıftadır ve ilk sene harala gürele geçmiştir. Ama artık okuldan sıkılmanın zamanı gelmiştir.13yaşında da biyolojik gelişmeler olmaya başlar. Artık kız erkek bir arada değildir. Sevmez 13ü kimse. Artık erkekler lastik atlamaz ve kızlar futbol oynamaz, 9aylıkta kaleye geçirilmez.
Sonuç olarak 8 ve 13 zavallıdır.sonsuzdan daha eksiktir. Sonsuz niye eksiktir dersen o başka bir yazının konusudur. 8 i ve 13 ü sevelim kullanalım.sayısal oynarsak 8i ve 13ü de yazalım.

Mavi Cinayet



Epey oldu, bir kaç ay kadar...
Pelin'i öldürdüm.
Acısız, kansız oldu.
Ama masumum ben, zamanı geçmişti.
Ama katilim ben, ölmeyi hiç istemedi..