Canım kızım, canım kardeşim...
Sevgili kızım, sevgili dert ortağım...
Canımın parçası, güzel kardeşim...
hangi sıfatı yazsam eksik sanki, değil mi? Mutlu oluşlarını, telaşla bana bir şeyler anlatmanı, sormanı, paylaşmanı...
Gülmeni, ağlamanı, kıkırdamanı, utanmanı, güzelliğinle çirkinliğinle her şeyinle hayatımda olman bana o kadar güç veriyor ve o kadar huzur veriyor ki anlatamam. Savaşmadan sevmelerine, şu dünyanın onca pisliği içinde kendin ve saf kalabilmene, kurban eti kesen o ellerle yaptığın viski servislerine...
Buraya yazamam yaşadıklarımızı, paylaştıklarımızı; sığdıramam ki...
Sadece seni çok sevdiğimi söylesem yeterli mi ya da hep yanımda olmanı istediğimi, yanında olacağımı söylemem?
Önümüzde hayallerimiz, kalbimizde saflıklarımızla, iyi niyetlerimiz ve olgunluklarımızla -ama bazen çocukluklarımızla da- sen hep benim kızım, sen hep benim kardeşim olacaksın.
Şimdi biz bir avuç dolusu güzellikle ve közde dönerlerimizle...
Şimdi ve sonra ve hep olsun be kızım, hep olsun kardeşim...
İyi ki doğdun, iyi ki varsın...
Canımın parçası, güzel kardeşim...
hangi sıfatı yazsam eksik sanki, değil mi? Mutlu oluşlarını, telaşla bana bir şeyler anlatmanı, sormanı, paylaşmanı...
Gülmeni, ağlamanı, kıkırdamanı, utanmanı, güzelliğinle çirkinliğinle her şeyinle hayatımda olman bana o kadar güç veriyor ve o kadar huzur veriyor ki anlatamam. Savaşmadan sevmelerine, şu dünyanın onca pisliği içinde kendin ve saf kalabilmene, kurban eti kesen o ellerle yaptığın viski servislerine...
Buraya yazamam yaşadıklarımızı, paylaştıklarımızı; sığdıramam ki...
Sadece seni çok sevdiğimi söylesem yeterli mi ya da hep yanımda olmanı istediğimi, yanında olacağımı söylemem?
Önümüzde hayallerimiz, kalbimizde saflıklarımızla, iyi niyetlerimiz ve olgunluklarımızla -ama bazen çocukluklarımızla da- sen hep benim kızım, sen hep benim kardeşim olacaksın.
Şimdi biz bir avuç dolusu güzellikle ve közde dönerlerimizle...
Şimdi ve sonra ve hep olsun be kızım, hep olsun kardeşim...
İyi ki doğdun, iyi ki varsın...
Bilu'nun Bahçesi
Yıllarca Sabahattin Ali'nin de dediği gibi iki insanın pekala birbirine yetebileceğine inandım durdum. Yalnız yaşamaya başlayınca anladım ki, bir insan pekala kendine yetiyor. Bir de kedi olunca daha da enfes oluyor.
En zoru koca salıncağı kurmaktı ama elbette becerdim. Canım evim 😍
annesinin bir tanesini sevsinler...
"ben" diyor önce, sonra babamı da kastederek "biz sizi hiç eksik bırakmadık" diyor. kendinden emin.
"hiçbir şeyden eksik bırakmadık."
doğru söylüyor. canını dişine katan, en güzel bisikleti alan, en güzel ayakkabıyı alan, hiçbir sosyal aktiviteden geri bırakmayandı annem, annemiz, ailemiz. ne modaysa geri kalmayalım diye aldı, yaşımızın gerektirdiği hiç bir oyundan, hiç bir gezmekten, okumaktan, koşmaktan, en güzel yataklarda en güzel çarşaflardan geri bırakmadı beni. içip dağıtmama kızmadı, piercing yaptırmama, dövme yaptırmama.
dişim aprısa onlar öpünce geçti. ayağımı yardım, babam kaptı kucağına, kaşımı patlattım annem kahroldu benden çok.
ayaklarım hep yamuktu, ağrılarım dinsin diye sipastik ortopedik ayakkabılarımı hiç eksik etmedi. gecelerce ateşimi ölçtüler, son çıkan telefonu hediye ettiler yok canlarıyla belki de. birçoğunun annesi, "kızım mühendis olsun, doktor olsun" diye istenmeyen nice meslekler seçtirirken zorla, annem felsefe okumamda en büyük destekçimdi. bana bir ley olmaz annem babam abim var dedim.
bana alırken sevgilime de pantolon aldı, bana yaparken sevgilime de yemek yaptı. hayatıma giren kimseyi yargılamadılar, hepsine güler yüz gösterdiler.
içleri dese de ben üzülürken "ben demiştim" demediler. sırtımı sıvazladılar. haber bile vermeden motosiklet aldım, "aman kızım" dediler, "allaha emanet ol" dediler.
güzel güzel çocuklar ölürken bir bir, "ben direneceğim" dediğimde benimle geldiler. mahallenin çocuklarıyla merdivenleri gökkuşağına boyadılar.
bir kez olsun utandırmadılar, bir kez olsun utanmadılar. anlatamadıklarımı anlatabileceğimi hissettirdiler hep.
ama ben ne yaptım? el kızları el oğlanları için, için için ağladım gecelerce. el kızlarıyla el oğlanlarıyla içtim ölesiye, eğlendim anlatamayacak kadar çok belki de.
sonra kırık kalpler, annesinin bir tanesinin kalbi kah aşkla doldu taştı kah acılarla parçalandı. her şeyi göze alıp kalbimin hayatımın merkezine koyduklarım "bardağı uzatır mısın" der gibi rahatça yok saydılar dostlukları, aşkları, arkadaşlıkları ve bir o kadar da kaldırıp başımı bulutlara değdirdi, gökkuşağından kaydırdı. gün oldu ben dedim "bardağı uzatır mısın" diye, nice annesinin bir tanelerine.
sonuç?
gidiyorum buralardan bugün yarın. el oğullarıyla el kızlarıyla, annesinin bir tanesi olarak annelerinin bir taneleriyle. varıyorum nice keşkelere, neyselere. oradan başka bir tanelere...
üzmeyin annelerinin bir tanelerini. bizlerin parçaladığı hayatlardan sadece daha güçlü hayatlar çıkacak. üzmek için üzmeyin bir taneleri. büyütün, sevin, gözlerine bakın, ellerini tutun.
bu dünya ne sana ne bana ne de bir başka annesinin bir tanesine kalmaz...
"hiçbir şeyden eksik bırakmadık."
doğru söylüyor. canını dişine katan, en güzel bisikleti alan, en güzel ayakkabıyı alan, hiçbir sosyal aktiviteden geri bırakmayandı annem, annemiz, ailemiz. ne modaysa geri kalmayalım diye aldı, yaşımızın gerektirdiği hiç bir oyundan, hiç bir gezmekten, okumaktan, koşmaktan, en güzel yataklarda en güzel çarşaflardan geri bırakmadı beni. içip dağıtmama kızmadı, piercing yaptırmama, dövme yaptırmama.
dişim aprısa onlar öpünce geçti. ayağımı yardım, babam kaptı kucağına, kaşımı patlattım annem kahroldu benden çok.
ayaklarım hep yamuktu, ağrılarım dinsin diye sipastik ortopedik ayakkabılarımı hiç eksik etmedi. gecelerce ateşimi ölçtüler, son çıkan telefonu hediye ettiler yok canlarıyla belki de. birçoğunun annesi, "kızım mühendis olsun, doktor olsun" diye istenmeyen nice meslekler seçtirirken zorla, annem felsefe okumamda en büyük destekçimdi. bana bir ley olmaz annem babam abim var dedim.
bana alırken sevgilime de pantolon aldı, bana yaparken sevgilime de yemek yaptı. hayatıma giren kimseyi yargılamadılar, hepsine güler yüz gösterdiler.
içleri dese de ben üzülürken "ben demiştim" demediler. sırtımı sıvazladılar. haber bile vermeden motosiklet aldım, "aman kızım" dediler, "allaha emanet ol" dediler.
güzel güzel çocuklar ölürken bir bir, "ben direneceğim" dediğimde benimle geldiler. mahallenin çocuklarıyla merdivenleri gökkuşağına boyadılar.
bir kez olsun utandırmadılar, bir kez olsun utanmadılar. anlatamadıklarımı anlatabileceğimi hissettirdiler hep.
ama ben ne yaptım? el kızları el oğlanları için, için için ağladım gecelerce. el kızlarıyla el oğlanlarıyla içtim ölesiye, eğlendim anlatamayacak kadar çok belki de.
sonra kırık kalpler, annesinin bir tanesinin kalbi kah aşkla doldu taştı kah acılarla parçalandı. her şeyi göze alıp kalbimin hayatımın merkezine koyduklarım "bardağı uzatır mısın" der gibi rahatça yok saydılar dostlukları, aşkları, arkadaşlıkları ve bir o kadar da kaldırıp başımı bulutlara değdirdi, gökkuşağından kaydırdı. gün oldu ben dedim "bardağı uzatır mısın" diye, nice annesinin bir tanelerine.
sonuç?
gidiyorum buralardan bugün yarın. el oğullarıyla el kızlarıyla, annesinin bir tanesi olarak annelerinin bir taneleriyle. varıyorum nice keşkelere, neyselere. oradan başka bir tanelere...
üzmeyin annelerinin bir tanelerini. bizlerin parçaladığı hayatlardan sadece daha güçlü hayatlar çıkacak. üzmek için üzmeyin bir taneleri. büyütün, sevin, gözlerine bakın, ellerini tutun.
bu dünya ne sana ne bana ne de bir başka annesinin bir tanesine kalmaz...
Meneviş
Camdan dışarı bakarak gömleğini ilikliyordu, arkasını döndü. Yatağa uzanmış uyuyan kadına baktı. İliklenecek düğme kalmamıştı ama iliklerine kadar huzur dolmuştu.
Kadın yavaşça gözlerini araladı, izlendiğini hissetmişti ve bunun verdiği haklı gururla dudaklarını aralayıp meneviş gözleriyle gülümsedi. "Hadi beni uyut öyle git", dedi.
Gömleğini düzeltti, gülümsedi; yatağa doğru dört yavaş adım atarak kadının üzerine eğildi. Aralıklı üç kısa öpücükte kavuştu dudakları.
"Kendine dikkat et" dedi kadın, gözlerini kapadı ve beş dakika önceki uykusuna kaldığı yerden devam etti. Yataktan doğruldu, gülümsedi. Sevmeye kaldığı yerden devam etti.
Hisar manzarası hiç olmadığı kadar huzurlu ve güzel, diye düşünerek şehrin kalabalığına karıştı.
Plaza orospuları, gözlerinde dolar işareti görülen yavşak patronlar, malvarlığı gibi telefonlar ve cüzdanlar, gereksiz hükümet problemler artık hayatta sadece birer bibloydu.
Raflar kitaplarla, kolonlar aşk şarkılarıyla doluydu. Çekilmez bir dünyayı, çekilmez altı küsür insanı çekilebilir kılan şeyin tek bir kadın olması onu da gülümsetti. Yolda giderken aynaya baktı, bir yanı asya bir yanı avrupayken, meneviş gözlü kadının kokusu üstüne sinmişken hayat her şeye rağmen kötü olamaz, diye düşündü.
Kulaklığındaki müzik de inanmak için degil ama arkadaş olmak için yarattığı Tanrı tarafından ayarlanmış tatlı bir sürpriz olabilirdi ancak...
Ceylan Ertem - Ütopyalar Güzeldir
Şükrü Abim...
Kadın parmaklarını birbirine doladı çözdü, doladı çözdü... Sevişmenin hemen ardından, insanın bütün damarlarını dolduran o bulantıya benzer pişmanlığa ne demeli peki, dedi.
Bıçak gibi gülümsedi başucundaki adam. Bedenin doğası ile toplumun ahlakı arasında soluk almanın ete kemiğe bürünmüş zorunluluğuydu. İçine günah karışmamış bir sevinç gösterebilir misin, dedi.
Şükrü Erbaş
Rüya idi
Korkmaktan korkma, ödün bile kopsun!
Sonra kapa gözünü bas karanlığa, belki biri taş döşemiştir; kimbilir?
Evren çok hızlı ilerliyordu ve tam canım bitti derken, tam başaramadım, işi alamadım derken seni yerden sektiriyordu. Dibi görmeden yükselmek yoktu ve biz dibi görmeyi ölmek sanmaya devam ettik. Yerden sektiğinde kolun acıyordu, burnun kanıyordu, yine acıyacaktı; yine kanayacaktı.
Acıyacağını bilmek acıyı azaltmıyor olabilirdi ama seni izleyenleri fark etmeni sağlıyordu.
Sonra uyandım, ellerinin içini öptüm.
Ne güzel gün...
Bir insani anlamak
"cümlelerle olmaz. kelimelerle ise asla! gerçekten var mıdır böyle bir şey, anlaşılabilir bir varlık mıdır insan? anlaşılıp da hak verilen ya da nefret edilen bir organizma mıdır? "seni anlıyorum" cümlesinden bir adım ötede mi yoksa beride midir?
bilmiyorum ve hiç bilmedim. sanırım bilemeyeceğim de.
yine can çekişmelerle geçirilen bir gece, 7 milyar yalnızlık ve uyanılan yeni gün. bugün ne olacak peki? hiç. rüyamda ailemin yanına gitmiştim mesela bu gece. günübirlik bir ziyaret. annem "akşama geç kalma, yemek yapacağım senin için. biber dolması" dediğinde ben can havliyle çırpınıyordum, rüyamda; "geç kalmak değil de yarına iki dövme randevum var, gelemeyebilirim."
tam bu an uyandım rüyadan. nasıl acımışsa canım, rüyalarım nasıl işgal edilmişse artık. kaybedebileceğim 300-400 tl değil derdim, ömrümü kaybetmişim ben, can çekişmemin nedeni, bu. beni uykudan mıh gibi uyandıran bu. hala kaybetmemek için çablamamın nedeni bu.
oysa benim uyandığım saatte ofis köşelerinden hayata dair entry'ler giriyor aklıselimler. selimeler. yalnızlığa ve şehvete dair fikir belirtiyorlar. anlamaktan fakat anlaşılamamaktan bahsediyorlar.
gece sözler veriyorlar, kendilerine ve başkalarına. sabah ise unutuyorlar. ağır geliyor her şey onlara. yaşamanın ağır gelmesi gibi. korkaklar çünkü. cesaretsizlik cehennemleri olmuş.
oysa her sabah çok güzel bir kadınla uyanmak için evrendeki her şeyi yok edebilirim ben. başarırım bunu. tüm okulları, iş yerlerini, ofisleri, bankaları, devlet dairelerini.
her sabah aynı can sıkıntısı ve aynı sıkılmışlıkla uyanmamak için her şeyi yok sayabilirim. ve "seni anlıyorum" dediğim her insana bunu ıspat içinse, o kişinin cinsiyeti kadınsa onu öpüp, koklayıp sevebilir, cinsiyeti erkekse onunla çıplak elle geberene kadar kavga edebilirim.
artık anlamanın bir adım ötesinde devam etmesi gerekiyor varlıklarımız. çünkü artık anlamanın bir adım ötesinde yok oluyoruz. madem uyuyoruz. neden yalnız uyuyoruz köşelerde? madem her an ölüyoruz, neden yapayalnız ölüyoruz? madem anlıyoruz, neden anlamaktan bir adım öteye geçmiyoruz?
artık "seni anlıyorum" diyenlere karşılığım hazır; "beni anlamaktan bir adım öteye geç. kadınsan öp, kokla, sev, seviş. erkeksen, kavga et benimle.""*
bilmiyorum ve hiç bilmedim. sanırım bilemeyeceğim de.
yine can çekişmelerle geçirilen bir gece, 7 milyar yalnızlık ve uyanılan yeni gün. bugün ne olacak peki? hiç. rüyamda ailemin yanına gitmiştim mesela bu gece. günübirlik bir ziyaret. annem "akşama geç kalma, yemek yapacağım senin için. biber dolması" dediğinde ben can havliyle çırpınıyordum, rüyamda; "geç kalmak değil de yarına iki dövme randevum var, gelemeyebilirim."
tam bu an uyandım rüyadan. nasıl acımışsa canım, rüyalarım nasıl işgal edilmişse artık. kaybedebileceğim 300-400 tl değil derdim, ömrümü kaybetmişim ben, can çekişmemin nedeni, bu. beni uykudan mıh gibi uyandıran bu. hala kaybetmemek için çablamamın nedeni bu.
oysa benim uyandığım saatte ofis köşelerinden hayata dair entry'ler giriyor aklıselimler. selimeler. yalnızlığa ve şehvete dair fikir belirtiyorlar. anlamaktan fakat anlaşılamamaktan bahsediyorlar.
gece sözler veriyorlar, kendilerine ve başkalarına. sabah ise unutuyorlar. ağır geliyor her şey onlara. yaşamanın ağır gelmesi gibi. korkaklar çünkü. cesaretsizlik cehennemleri olmuş.
oysa her sabah çok güzel bir kadınla uyanmak için evrendeki her şeyi yok edebilirim ben. başarırım bunu. tüm okulları, iş yerlerini, ofisleri, bankaları, devlet dairelerini.
her sabah aynı can sıkıntısı ve aynı sıkılmışlıkla uyanmamak için her şeyi yok sayabilirim. ve "seni anlıyorum" dediğim her insana bunu ıspat içinse, o kişinin cinsiyeti kadınsa onu öpüp, koklayıp sevebilir, cinsiyeti erkekse onunla çıplak elle geberene kadar kavga edebilirim.
artık anlamanın bir adım ötesinde devam etmesi gerekiyor varlıklarımız. çünkü artık anlamanın bir adım ötesinde yok oluyoruz. madem uyuyoruz. neden yalnız uyuyoruz köşelerde? madem her an ölüyoruz, neden yapayalnız ölüyoruz? madem anlıyoruz, neden anlamaktan bir adım öteye geçmiyoruz?
artık "seni anlıyorum" diyenlere karşılığım hazır; "beni anlamaktan bir adım öteye geç. kadınsan öp, kokla, sev, seviş. erkeksen, kavga et benimle.""*
*eksisozluk
beklenmedik bir şarkının,
beklenmedik saniyelerinde,
beklenmedik bir şiir girer...
beklenmedik bir anda,
beklenmedik bir insan,
beklenmedik şekilde hayatına girer...
ağladıkça - sezen aksu - deniz - ahmet kaya - birhan keskin.
hepsi ne güzel de oldu...
gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.
bilemem, belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.
beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim.
ah benim sesimle
söylesem de, inanmazlar
benzemiyor çünkü bir dile.
döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
döndüğüm bu sema sensin döndüğüm.
sen benim kara ömrüme vuran
suyumu harelendiren sevincimdin.
onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
titreme daha fazla kalbim.
bağışla kendini artık
onu da bırak gitsin.
o senin en ezel gününden kaderin.
sen onu nasılsa
bin kere daha seveceksin...
beklenmedik saniyelerinde,
beklenmedik bir şiir girer...
beklenmedik bir anda,
beklenmedik bir insan,
beklenmedik şekilde hayatına girer...
ağladıkça - sezen aksu - deniz - ahmet kaya - birhan keskin.
hepsi ne güzel de oldu...
gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.
bilemem, belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.
beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim.
ah benim sesimle
söylesem de, inanmazlar
benzemiyor çünkü bir dile.
döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
döndüğüm bu sema sensin döndüğüm.
sen benim kara ömrüme vuran
suyumu harelendiren sevincimdin.
onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
titreme daha fazla kalbim.
bağışla kendini artık
onu da bırak gitsin.
o senin en ezel gününden kaderin.
sen onu nasılsa
bin kere daha seveceksin...
bir diş macunu sadece bir diş macunu değildir
iş seyahatine giden sevgilinin diş macununu alıp götürecek olmasından ötürü, sabah çıkarken fırçamın üstüne macun sıkıp gitmesi...
aşk tanımlarını çok uzakta aramamak gerek.
aşk bir diş fırçasının ucunda...
aşk tanımlarını çok uzakta aramamak gerek.
aşk bir diş fırçasının ucunda...
Geyikli Gece
bu şiiri bilmeden önce,
bi'şey olmuştu;
şey demiştim kendime:
"bugün birini öldürsem rahatlarım"
sonra
kendimi nasıl öldürürüm derken uyuya kaldım...
rugan pabuç
en güzel günlerimin üç mel'un adamı var:
ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım hatıralarımın camını...
en güzel günlerimin üç mel'un adamı var:
biri sensin, biri o, biri ötekisi...
düşmanımdır ikisi... sana gelince...
yazıyorsun... okuyorum...
kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa, insanın bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
ne yazık! ne kadar beraber geçmiş günlerimiz var;
senin ve benim en güzel günlerimiz...
kalbimin kanıyla götüreceğim ebediyete ben o günleri...
sana gelince, sen o günleri
- kendi oğluyla yatan, kızlarının körpe etini satan bir ana gibi satıyorsun!.
satıyorsun: günde on kaat,
bir çift rugan pabuç, sıcak bir döşek ve üç yüz papellik rahat için...
en güzel günlerimin üç mel'un adamı var:
biri sensin, biri o, biri ötekisi... kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
sana gelince... ne ben sezarım, ne de sen brütüssün...
ne ben sana kızarım ne de zatın zahmet edip bana küssün...
artık seninle biz, düşman bile değiliz...
ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım hatıralarımın camını...
en güzel günlerimin üç mel'un adamı var:
biri sensin, biri o, biri ötekisi...
düşmanımdır ikisi... sana gelince...
yazıyorsun... okuyorum...
kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa, insanın bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
ne yazık! ne kadar beraber geçmiş günlerimiz var;
senin ve benim en güzel günlerimiz...
kalbimin kanıyla götüreceğim ebediyete ben o günleri...
sana gelince, sen o günleri
- kendi oğluyla yatan, kızlarının körpe etini satan bir ana gibi satıyorsun!.
satıyorsun: günde on kaat,
bir çift rugan pabuç, sıcak bir döşek ve üç yüz papellik rahat için...
en güzel günlerimin üç mel'un adamı var:
biri sensin, biri o, biri ötekisi... kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
sana gelince... ne ben sezarım, ne de sen brütüssün...
ne ben sana kızarım ne de zatın zahmet edip bana küssün...
artık seninle biz, düşman bile değiliz...
Hani
Hani hayatınızda yanından ayrıldıktan sonraki 5 dakika gülümsediğiniz insanlar var ya, hh işte onlar iyi ki var.
uh
yaşadığımız şeyler canımızı ne kadar yakıyor bilemiyorum. ama can yakan hatıraları anmak daha çok yakıyor. tıpkı güzel bir günü hatırlamanın yaşamaktan daha güzel olması gibi.
ve rüyalar...
rüyaların gerçeklerden daha şiddetli olması canımı sıkmıyor değil...
aslında tam olarak da böyle değil. fal bakarken verdiğim örnekler gibi. nokta atışlı olanlardan.
çok sevdiğim adam bana haber bile vermeden çekip gitti. kendimi göt gibi hissettim. geri döndüğünde onun suratına işeyeceğim.
bu onun lafı.
hiçbir şey tam değil ve buna canımız sıkılıyor ya, her şeyin tam olmasını hayal etmeye beynim elvermiyor. sanırım tam olmamak daha iyi. tamamlayan şeyleri aramaktan daha iyi.
hadi hadi gittim ben hadi gittim ben.
30 yaşıma geldim, her şey eksik. ama süper eksik yani. en fazla böyle güzel eksik olabilirdi. sadece eksiklikleri düşünmediğim zamanları özlüyorum. yani, yine eksik olsun ama pek de bu kadar farkında olmadığım zamanları. daha mı duyarsız, daha mı cahil, daha mı bir şey.
daha bir şey. taze nane kıvamında.
ve rüyalar...
rüyaların gerçeklerden daha şiddetli olması canımı sıkmıyor değil...
aslında tam olarak da böyle değil. fal bakarken verdiğim örnekler gibi. nokta atışlı olanlardan.
çok sevdiğim adam bana haber bile vermeden çekip gitti. kendimi göt gibi hissettim. geri döndüğünde onun suratına işeyeceğim.
bu onun lafı.
hiçbir şey tam değil ve buna canımız sıkılıyor ya, her şeyin tam olmasını hayal etmeye beynim elvermiyor. sanırım tam olmamak daha iyi. tamamlayan şeyleri aramaktan daha iyi.
hadi hadi gittim ben hadi gittim ben.
30 yaşıma geldim, her şey eksik. ama süper eksik yani. en fazla böyle güzel eksik olabilirdi. sadece eksiklikleri düşünmediğim zamanları özlüyorum. yani, yine eksik olsun ama pek de bu kadar farkında olmadığım zamanları. daha mı duyarsız, daha mı cahil, daha mı bir şey.
daha bir şey. taze nane kıvamında.
fıtrat meselesi
sadece kan var bizim buralarda...
ne bir çiçek, ne bir böcek.
sadece kan, ahlaksızlık, haksızlık var.
her yerde polis var, mavi kırmızı ışıkları, sert copları var.
her yerde polis var ama hiçbir yerde adalet yok...
biz kaybediyoruz. biz kaybediyoruz çünkü o pis adamların kurallarına aklımız ermiyor.
biz affetmiyoruz ve zaman da affetmesin istiyoruz. yapabileceğimiz başka bir şey yok. çünkü bir sürü insanı öldüren, sakat bırakan gaz fişeklerine karşı elimizde nazım hikmet, cemal süreya, turgut uyar dizeleri ve karanfillerden başka bir şey yok. berkin'i öldürenlere duyduğumuz ya da ali ismail'i dövenlere duyduğumuz öfke sadece şaşkınlık olarak kalıyor. ethem'in hakimine de...
sadece şaşırıyoruz. küfürlerimiz yetmiyor, çünkü onlara yakıştırılacak sıfatları bilemiyoruz. onlar gibi pisleşip, haysiyetsizleşemiyoruz.
fıtratında şerefsizlik olanları, fıtratında hırsızlık, katillik, kula kulluk olanları anlayamıyoruz.
çünkü fıtratımızda kin yok, kardeşlik var.
biz güldükçe, "gülmek bana yakışmıyor, o zaman onlar da gülmesin" diyen bir çoğunluğun çobanı tarafından yönetilirken, nasıl bu kadar temiz kalabildiğimize biz de şaşırıyoruz.
ama diyorum ya, fıtratımızda şerefsizlik yok.
bu ülkede sadece kan var.
kana bulanmış herkes. etrafı kana bulayanın yaptığı haksızlıklara karşı susanın elleri de kanlı. bu ülkenin en az yarısının elleri kanlı.
görüyoruz.
masumluk, fıtratımızda var.
ne bir çiçek, ne bir böcek.
sadece kan, ahlaksızlık, haksızlık var.
her yerde polis var, mavi kırmızı ışıkları, sert copları var.
her yerde polis var ama hiçbir yerde adalet yok...
biz kaybediyoruz. biz kaybediyoruz çünkü o pis adamların kurallarına aklımız ermiyor.
biz affetmiyoruz ve zaman da affetmesin istiyoruz. yapabileceğimiz başka bir şey yok. çünkü bir sürü insanı öldüren, sakat bırakan gaz fişeklerine karşı elimizde nazım hikmet, cemal süreya, turgut uyar dizeleri ve karanfillerden başka bir şey yok. berkin'i öldürenlere duyduğumuz ya da ali ismail'i dövenlere duyduğumuz öfke sadece şaşkınlık olarak kalıyor. ethem'in hakimine de...
sadece şaşırıyoruz. küfürlerimiz yetmiyor, çünkü onlara yakıştırılacak sıfatları bilemiyoruz. onlar gibi pisleşip, haysiyetsizleşemiyoruz.
fıtratında şerefsizlik olanları, fıtratında hırsızlık, katillik, kula kulluk olanları anlayamıyoruz.
çünkü fıtratımızda kin yok, kardeşlik var.
biz güldükçe, "gülmek bana yakışmıyor, o zaman onlar da gülmesin" diyen bir çoğunluğun çobanı tarafından yönetilirken, nasıl bu kadar temiz kalabildiğimize biz de şaşırıyoruz.
ama diyorum ya, fıtratımızda şerefsizlik yok.
bu ülkede sadece kan var.
kana bulanmış herkes. etrafı kana bulayanın yaptığı haksızlıklara karşı susanın elleri de kanlı. bu ülkenin en az yarısının elleri kanlı.
görüyoruz.
masumluk, fıtratımızda var.
gülüşünün kıyısında...
gülüşün kıyısı diye bir şey var.
gülüşünün kıyısından öpmek diye bir şey var.
her gülüşün kıyısı olmaz. bazı gülüşlerde olur.
sevgilim bana bakarken oluyor mesela. bana bakıp "benim sevgilim gülüşü" atıyor ve orada bir kıyı oluşuyor.
o kıyı benim hayallerim, sahil kasabam, ahşap verandam, yaz rüzgarım, ılık kumsalım, çiçekli elbisem, merserize hırkam, fonda aşk tınılarım...
gülüşün kıyısı diye bir şey var.
gülüşünün kıyısından öpmek diye bir şey var.
sevgilimin gülüşünde kıyı var.
sevgilim lan.
bak o kıyıyı anlatamıyorum ya, sevgilim lan, onu da anlatamıyorum.
10cm3'lük kalbimde onyüzbinmetreküp yer tutan bir sevgilim...
sevgilim...
sevgililer günümüz değil sadece, her günümüz kutlu olsun.
seni çok seviyorum...
gülüşünün kıyısından öpmek diye bir şey var.
her gülüşün kıyısı olmaz. bazı gülüşlerde olur.
sevgilim bana bakarken oluyor mesela. bana bakıp "benim sevgilim gülüşü" atıyor ve orada bir kıyı oluşuyor.
o kıyı benim hayallerim, sahil kasabam, ahşap verandam, yaz rüzgarım, ılık kumsalım, çiçekli elbisem, merserize hırkam, fonda aşk tınılarım...
gülüşün kıyısı diye bir şey var.
gülüşünün kıyısından öpmek diye bir şey var.
sevgilimin gülüşünde kıyı var.
sevgilim lan.
bak o kıyıyı anlatamıyorum ya, sevgilim lan, onu da anlatamıyorum.
10cm3'lük kalbimde onyüzbinmetreküp yer tutan bir sevgilim...
sevgilim...
sevgililer günümüz değil sadece, her günümüz kutlu olsun.
seni çok seviyorum...
topuk
bir deniz kıyısındayım şimdi ben...
ucu bucağı yok. okyanus gibi. ne arkamı döndüğümde kumsalın sonu var, ne önüme baktığımda denizin sonu. yıpranmış bir bayrak gibi rüzgarda ses çıkarta çıkarta silkeleniyorum, savuluyorum... bir taş alıyorum yerden, sanki içimden bir pislik atar gibi tüm gücümle atıyorum taşı...
bir düzeni bozuyorum. kumsaldan bir taş eksiltip, denize bir taş ekliyorum...
topuklarım acıyor. topuklarım kanıyor. nasıl hisseder bir insan bunu? bir insan yüreğini nasıl topuklarında yaşar? topuklarım acıyor, gözümden kumlar dökülüyor, gerçekler nerede bilemiyorum.
üzgünüm, annem bana kızmıyor. annem beni göğsüne sokmuyor. annem bu noktada hiçbir şey yapamıyor...
saate bakıyorum. sanki bir rüya, saatim kum olup dökülüyor; zaman yok.
biraz önce kumsaldayım. şimdi metrodayım, kalabalığa karışıyorum. Müzik dinliyorum. kulaklığım kum oluyor, yine kumsaldayım. topuklarım ıslanıyor. topuklarım kanıyor. anlayamıyorum. arkama tekrar baktığımda korku filmlerindeki gibi karanlık bir şato görüyorum. akbabalar, kargalar... pis ağaçlar, kuru ve siyah. yeşil yok, mavi yok, mor yok...
deniz berbat bir mezarlığa dönüşüyor. topuklarım yok. bağırmaya ağzım yok. ellerime bakıyorum kum oluyor,ellerim yok...
sancıyla uyanıyorum...
sen varsın, yanımda huzurla uyuyorsun. evet huzurla. küçük gözlerine bakıyorum... hemen ardından topuklarıma. ellerime... her şey yerli yerinde.
sarılıyorum sana, kıpırdanıyorsun, yerleşiyorsun bana. sanki vücutlarımız bir yapbozun parçalarıymış gibi kavuşuyor birbirine. sıkıca sarılıyorum, gözünü biraz aralayıp gülümsüyorsun. tekrar uyumaya başlıyorsun. gülümsüyorum omzumdan bir yük kalkmış gibi.
yine beni sev sevgilim. yine benim ol. ak içimde, nefesin nefesim olsun; nefeslerimiz bir olsun. yine yemeklerimi ye, yine hırkalarımı giy. ayakkabılarımızı aynı yere çıkartalım. montlarımızı aynı yere asalım. hangi çamaşırları hangi renklerle yıkayacağını sor bana. beğendiğin filmleri anlat bana, yeni şarkılar dinleteyim sana. yine gelişine bir yer seçip tatil yapalım.
sarıl bana sevgilim, yaşa beni... seni yaşamama izin ver. beraberce üşüyelim, burnunu yanağımda ısıt, ellerinin içini öpeyim ben de. yüzümü yüzüne süreyim... zırh ol bana, zırh olayım sana... topuklarımız... topuklarımız bize kalsın, kremleyeyim çatlak ayaklarımızı. hangi pantolonu hangi gömlekle giyeceğini sor bana, ben de bereni kaldırım yanağını öpeyim...
yalnız değilsin sevgilim, yalnız değilim. sen engel gördüğünü söyle, ben engeli kaldırayım. kaldıramayacaksam eğer, beraber üstünden atlayalım...
elimi tut sevgilim yine, sadece elimi tut. bana bırak kendini, bizi biz yapayım hadi bırak kendini bana. bir kahkaha atalım içimizden çıkan kelebeklere bakalım...
hadi aşkım...
ucu bucağı yok. okyanus gibi. ne arkamı döndüğümde kumsalın sonu var, ne önüme baktığımda denizin sonu. yıpranmış bir bayrak gibi rüzgarda ses çıkarta çıkarta silkeleniyorum, savuluyorum... bir taş alıyorum yerden, sanki içimden bir pislik atar gibi tüm gücümle atıyorum taşı...
bir düzeni bozuyorum. kumsaldan bir taş eksiltip, denize bir taş ekliyorum...
topuklarım acıyor. topuklarım kanıyor. nasıl hisseder bir insan bunu? bir insan yüreğini nasıl topuklarında yaşar? topuklarım acıyor, gözümden kumlar dökülüyor, gerçekler nerede bilemiyorum.
üzgünüm, annem bana kızmıyor. annem beni göğsüne sokmuyor. annem bu noktada hiçbir şey yapamıyor...
saate bakıyorum. sanki bir rüya, saatim kum olup dökülüyor; zaman yok.
biraz önce kumsaldayım. şimdi metrodayım, kalabalığa karışıyorum. Müzik dinliyorum. kulaklığım kum oluyor, yine kumsaldayım. topuklarım ıslanıyor. topuklarım kanıyor. anlayamıyorum. arkama tekrar baktığımda korku filmlerindeki gibi karanlık bir şato görüyorum. akbabalar, kargalar... pis ağaçlar, kuru ve siyah. yeşil yok, mavi yok, mor yok...
deniz berbat bir mezarlığa dönüşüyor. topuklarım yok. bağırmaya ağzım yok. ellerime bakıyorum kum oluyor,ellerim yok...
sancıyla uyanıyorum...
sen varsın, yanımda huzurla uyuyorsun. evet huzurla. küçük gözlerine bakıyorum... hemen ardından topuklarıma. ellerime... her şey yerli yerinde.
sarılıyorum sana, kıpırdanıyorsun, yerleşiyorsun bana. sanki vücutlarımız bir yapbozun parçalarıymış gibi kavuşuyor birbirine. sıkıca sarılıyorum, gözünü biraz aralayıp gülümsüyorsun. tekrar uyumaya başlıyorsun. gülümsüyorum omzumdan bir yük kalkmış gibi.
yine beni sev sevgilim. yine benim ol. ak içimde, nefesin nefesim olsun; nefeslerimiz bir olsun. yine yemeklerimi ye, yine hırkalarımı giy. ayakkabılarımızı aynı yere çıkartalım. montlarımızı aynı yere asalım. hangi çamaşırları hangi renklerle yıkayacağını sor bana. beğendiğin filmleri anlat bana, yeni şarkılar dinleteyim sana. yine gelişine bir yer seçip tatil yapalım.
sarıl bana sevgilim, yaşa beni... seni yaşamama izin ver. beraberce üşüyelim, burnunu yanağımda ısıt, ellerinin içini öpeyim ben de. yüzümü yüzüne süreyim... zırh ol bana, zırh olayım sana... topuklarımız... topuklarımız bize kalsın, kremleyeyim çatlak ayaklarımızı. hangi pantolonu hangi gömlekle giyeceğini sor bana, ben de bereni kaldırım yanağını öpeyim...
yalnız değilsin sevgilim, yalnız değilim. sen engel gördüğünü söyle, ben engeli kaldırayım. kaldıramayacaksam eğer, beraber üstünden atlayalım...
elimi tut sevgilim yine, sadece elimi tut. bana bırak kendini, bizi biz yapayım hadi bırak kendini bana. bir kahkaha atalım içimizden çıkan kelebeklere bakalım...
hadi aşkım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





