ne kadar denersen dene olmuyor değil mi sevgilim?
sevilmiyor bir başka ten.
o kadar benziyoruz ki, gülmeden edemiyorum.
o kadar huysuzsun ki şaşırmadan edemiyorum.

o kadar aynıyız ki, düşünmeden edemiyorum sevgilim. sana bunun olacağını söylemiştim. "bunlar bunlar olacak, sen böyle diyeceksin ben de böyle" dedim.
ben demiştim sevgilim. sanırım ilk kez senin hakkında yanılmadım.

o kadar üşüyorum ki tenimde diken diken oluyor adın.
o kadar üzülüyorum ki, kimse öpmüyor içini avuçlarımın.

gülümseyerek kapatıyorum gözlerimi şimdi.
ne olur gel rüyalarıma.



Viyana


Viyana ne yana düşer?
içim kıpırdadı...

D


söyler misin, bir sigara içebilir miyiz beraber?
sen ve ben, bir sigara içer miyiz?
sigara bir içer miyiz?

anlatacaklarım var sana, bir sigara molasında. ama içebilmemiz gerekiyor o sigarayı. sen ve ben, bir sigara içebilir miyiz beraber. ölmeye yaklaşarak ama yaşamanın tadını kutlayarak...
buz gibi havada bir kapı önünde içerken sigaranı, dersin ya "bitmedi gitti meret, dondum"... İşte öyle uzun sürmeli.
...ve sıkıntının ortasında, cihangir kahvede elma çayının yanında içtiğin gibi keyifli...

bir şey takılıyor aklıma, soracağım, soramıyorum. ama artık sormam gerek biliyorum; "bir sigara içebilir miyiz beraber?

belki de bir sigara içmeliyiz beraber,
şimdi değilse de, başka zaman içeriz bi' sigara belki...
ortada kalan her suç benim olsun, anlaştık.
yeter ki yok olun gidin artık hayatımdan...
ne kadar da önemli bi insanmışım ki herkes birbirine girdi ardımdan vay anasını wuhuuaaa!!!

lise günlerimi de özlemiştim, iyi oldu 2-3 gündür hatırlattığınız pek iyi oldu amaçsızgiller. sizin deyiminizle "masaya para bırakıp" gidiyorum ben artık...


aklıma takılan soru: "herkes bu kadar güneşli güzel geçirmemizi istiyorsa, neden bunlar yaşandı?"

ona da tamam...


“Bir kadın, eğer aptalın teki değilse, er ya da geç enkaz halinde bir insan müsveddesiyle karşılaşır ve onu kurtarmayı dener. Kadın bunu yapmayı bazen başarır. Bir kadın, eğer aptalın teki değilse, er ya da geç aklı başında sağlıklı bir adam bulur ve onu enkaza çevirir. Kadın bunu yapmayı her zaman başarır.” - Cesare Pavese’nin günlüğünden.

buradan çaldım
süleyman!!!

bana bu uykusuz şehri niye bıraktın???
...ve işin sonunda, hoş geldin Anabel.

Sis

iki şehri var gecenin, biri gözümde tütüyor; birinin dumanı üstünde. yağmur gibi çöken siste bana bu uykusuz şehri niye bıraktın? göze alamadığım bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin. gece değil istediğin, hayli karanlık bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak hevesindesin. gözlerinden anlıyorum, henüz bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimse. gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız, göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir. öyle acıyor ki gözlerim, kim bağışlayacak? sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim. biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz biri sis içinde kirpiklerine kadar açık. bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum konuşkan gözlerinde tek sözcük bile. gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde kimsenin kimseye gözleri değmiyorsa şiir niye?
~asılı kaldım bir ipin ucunda...~
çizgiler çizik çizik, hem içimde hem dışımda.
anne, bileklerimi sen mi diktin.
sevgilim, bileklerimi sen mi kestin?

eski sevgili deyip geçmemekte, eski dost deyip geçmemekte üstüme yoktur. bir insanı bir kere sevdiysen, bir gece yıldızların altında susuşmuşsan ya da konuşmuşsan, bir sabah uyandığında yanında onu görmüşsen, hasta diye ilaç aldıysan ya da meraklandıysan, uzun süre görmediğinde kokusu burnuna geliyorsa, "bu şarkı o lan" diyorsan... bunların tümünü ve fazlasını 1 kişide toplayabiliyorsan sevmişsindir lan sen o insanı, en azından ben sevmişimdir. sonra nefrete dönüşemez o sevgi. ister sevgili, ister arkadaş, ister dost olsun adının çok da önemi yok gibi geliyor bana. bundandır herkesin resmi asılıdır duvarımda. bakıp gülümserim, bazen özlerim. özlediğim onların o bildiğim kokusu, bana gülümsemeleri, sırtımı sıvazlamalarıdır. şimdiki onlar değildir ya hani. o yüzdendir masamı süsler eski sevgililerimin ismini verdiğim çiçekler. her sabah birini daha çok severim. hayatımın her bölümünde birini daha çok sevdiğim gibi.

gelelim bugüne. bugün zor uyandım. aylardır uyandırma melodim olan earl grave'i değiştirmeye karar verdim. çorba içip çıktım evden. hava kapalıydı ama sıkılmadı içim... güzel günler gelecek biliyorum. giden herkesin bıraktığı güzellikler kalacak kucağımda.


bazen bana bir kez daha sarılman için üzülmeni dilediğim, yeminler ettiğim olmuyor değil. ama ayağımı kaldırıyorum hep, inan bana sevgilim...


ve buraya ne yazarsam olduğundan yazıyorum a dostlar; bugün sevgilim bana sürpriz olsun diye yemek yaptı.


kadın gibi, kısrak gibi...

bir kadın var orda hala soylu hala sır...
var ya kardeş mardeş dost falan da yalan bir noktada. varsa yoksa para amına koyim, en çok da bu ağrıma gidiyor lan...

senden sonra

senden sonra

bisiklete bindim

film kiraladım

çiğdem çitledim

şarkı söyledim

az konuştum

annemi dinledim

yeniden başladım

telefonlar çaldı

kimseyi iplemedim

kabuk kırdım

kilit açtım

duvar ördüm

dağa kaçtım

şeker ezdim

tuz ufaladım

küfürler ettim

taklalar attım

rüzgara tükürdüm

yatağıma işedim

kalbimi yırttım

dengimi buldum

derdimi siktim

yollara çıktım

sonları yaktım

diplere daldım

kipleri sildim

kirlere bastım

kancık oldum

erkek oldum

vuruldum

vuruldum

vuruldum...

mm

son radde!

her şeyi yalan, yanlış, yasak ve gizli yaşamaktan bıktım.

dün gece seni çok özledim. kimseye söylemedim. içim acıdı seni düşündükçe ve gülümseyerek uyudum.

öncesinde bir arkadaşımlar seni konuştuk. zaman tarlığından mütevellit çok ayrıntılı anlatmadımsa da en eğlenceli yanlarını anlatabildim sevgilim. pek eğlenceli biri olmadığından dolayı fazla konuşamadım zaten. ama bana deli dolu anılarını anlattı bir adam. onu üçüncü görüşümdü sanırım. bir de yolda karşılaşmıştık elde var dört. koynuna uzanıp boynunda uyuduğum insanları düşündüm. ne kadar da uzaktılar bana o anda.

dün gece seni çok özledim. kimseye söylemedim. biraz düşündüm seni ve yapabilecek bir şeyim olmadığından gülümsedim. sonra uyumuşum.

öncesinde otobüste sızdığım için durağımı kaçırdım. koşarak eve gitmek de vardı ama hava soğuk olduğundan taksi aradı gözlerim. sonra bindim taksiye. eve geldim. keyifliydim.

sonra seni çok özledim. boşverdim. sonra uyumuşum...
dizlerinin üstüne çökmüş, ruhu çoktan havalanmış bir bedene sarılmış ve "dön" diye ağlayan bir kadın kadar aptalım şimdi. öldüğün gerçeğiyle yüzleşmekten kaçarak sıkıştırıyorum seni göğsümde. utanmadan, düşünmeden, düşünemeden... üstünü başını yırtarcasına hırpalıyorum cansız bedeni, cansız aşkını ve seni...

ama yarın,
olmadı öbür gün,
yani en azından bir gün,
en kötü ihtimalle elbet birgün...

seni düşünmeyeceğim o gün. "ölüler bize yukarıdan bakar ve gülmemizi ister" diye inandıracağım kendimi. saçımı tutacağım saçlarını tutar gibi ve bileklerimi sevgilim, senin bileklerin gibi. sadece kesik değiller senden farklı olarak...

ve biliyorum yeniden başlayacağım Tanrı'nın bana yazdığı şiire cevap yazabildiğimde. şimdilik yazamayışım, yazamayacağımdan değil sevgilim, O'na ve sana layık olmak istedeğimden. dediğin gibi; "acelemiz yok" !!


fonda:hediye güven - koyu siyah.mp3

kalp

yine de kesip atamam seni,
benim tatlı kanserim.

yirmialtımartikibinonbireksiikibindört

ne kadar da güzeldi ya esqi günler.
şimdiyse yıllar yıllar geçmiş.
hiç o kadar hüzünlenmem sanıyordum.
"yıllar önceydi" demem sanıyordum.
ama öyle ya...

bir kırmızı kazak geliyor aklıma, gülümsüyorum.


fonda: teoman & şebnem ferah - en güzel hikayem.mp3

sevgilim, benim!

sevgilim bir hassas bitki çiçeği. yaklaşıp baksam dokunmadan duramam, dokunsam kopartmadan duramam. nefesim değse yaprağına, boyun büker bilirim...

sevgilim kızıl bir toprak parçası. dokunsam kuru gelir, nemine ulaşsam rengi değişir.

sevgilim bir kedi patisi. öpsem irkilir, sevmesem gerinir tenime.

ve sevgilim sen, sen gözlerime bakmış mıydın hiç? tutmuş muydun elimi ve değmiş miydin yüzüme? tırnaklarını batırmış mıydın tenime, acıtmış mıydın canımı?

ve sevgilim, ah bilsen nasıl istiyorum canının yanmasını ve lime lime olmasını etinin.
sevgilim, benim...


fonda: model - makyaj.mp3
sevgilim, özlemim...

ben de zaman zaman sinirlenirim, ama kibarca.

böyle zamanlarda susmayı tercih ettiğim doğrudur. siz korkuma verin ben çaresizliğime.
aslında vermeyin hiçbir şeyinizi. vermediniz çünkü hiç. "verdim" dediniz. "çok sevdim" dediniz, en ufak rüzgarda ellerimi bırakıp gittiniz. meğersem hiç gelmemişsiniz. bu saatten sonra da sakın gelmeyiniz.

ha beni kabahatli bulacak olursanız da susmayı tercih edeceğim elbet. sizler gibi yalan dostluklara pirim vermediğimdendir sebebi.
sormadan yargıladığınız her bir an, size bahşedilen kadere bir kez daha mecbur olmanızı diliyorum.
iyi günler.

hayat bazen çok zor lan. bütün sevgileri, aşkları, dert dediğimiz dertçikleri bir kenara atmama neden oluyor. ölünesi sevdalara bakıyorum ve siktir lan diyorum. siktir lan diyorum çünkü kalbim acıyor o kadını ağlarken gördüğümde, sinirlenirken, çaresiz kaldığını gördüğümde. içim parça parça oluyor. "dur" diyorum, "dur bir çaresini bulacağım". neye güvenerek söylüyorum bunu bilmiyorum. ama çaresizliğim daha da artıyor bana güvenirse diye. yine de diyorum, teselli etmeye çalışıyorum onu, "tamam halledeceğim. sıkma canını, söz uçar yazı kalır" diyorum. ne kalleşlikleri unuttuk" diyorum. "dayanamıyorum" diyor. "bugüne kadar kimseye boyun eğmedim, şimdi bu sebepten bu kişiye boyun eğmek ağrıma gidiyor" diyor. öyle dediğinde de kalbine ağrı giriyor. tutuyor kalbini.

o kalbini tuttukça benim kalbim parçalanıyor. bir çay koyup sigara uzatıyorum ona. "anne" diyorum. "annem" diyorum. "annecim, bak neler gördük geçirdik, az sabret bu da geçecek, bunu da unutacağız" diyorum. annem bana bakıyor. "ağrıma gidiyor billur" diyor. gitmez mi hiç diyerek içimden, sarılıyorum anneme. bir merhem olsa onun kalbine iyi gelen, hemen bulasam ona. bakıyor bana, gülüyor. diyor ki, "Allah'tan siz varsınız, Allah sizden razı olsun, hele bi abin gelsin de" diyor ve üç nokta koyuyor cümlesinin sonuna. sonra ben, "o değil de bu evi temizlemezsek çöp ev olacak ya" diyorum gülerek. o da gülüyor. "ben süpürdüm, sen de sil" diyor. öfleyerek banyoya gidiyorum. içim acıyor, gülüyorum.

biliyorum her şey geçecek. bu yazıyı okuduğumda "amma dram yapmışım lan" diyeceğim.
böyle işte.

yeni evimi, yeni muhitimi çok seviyorum da, buralarda hiç kedi yok, ona çok üzülüyorum.

yolcu'ya...

hayat sana oyunlar oynar yolcu sen ezelden ebediyete gidene dek, hep oyun. hiç bu kadar acımaz sanırsın canın ve kalbin hiç sevmez bu kadar... hep yanılırsın da hiç ders almazsın. kalbini elleriyle parçalayacak kadınları seversin hep yolcu, asla sarıp kollayacakları görmezsin. çekicidir acı, huzura rağmen. çaba göstermeyi sevdin yolcu, bir insanı mutlu edersen mutlu olacağını sandın. yanıldın yolcu, yanıldın, kandın... ağzından köpükler çıkartarak konuşan fahişelere gönlünü verdin, onlar arsızdı, aşık ve tutkulu sandılar kendilerini ve o kadar inanmışlardı ki yalan aşıklık palavralarına, seni de acımadan inandırdılar, kandırdılar yolcu.
aşktan ölünmedi hiç, yalnızlıktan da...
sen de ölürüm sandın ölmedin. öleceğini sandığın günleri "ben o zamanlar ölüyordum" diye anlattın. leman için de böyle anlattın, nermin için de, gülden için de... ama hiç ölmedin. leman'a rağmen ölmedin yolcu... bugün aşık olsan yine ölmeyeceksin.
ve sen her şeyi mutlu edip mutlu olmak için yaptın. sevgini büyüttün, kalbini büyttün uzattın onlara... onları da mutlu etmekten başka hiçbir amacın yokken onlar "sen beni mutlu edemezsin" dediler, mutsuz olmayı tercih ettiler, seni sevmediler belki de sevemediler. suçlamayacaksın yolcu, kalbine söz geçiremeyen birini asla suçlamayacaksın! sen sözünü geçirebildin mi ki kapılarında uyurken onların, hayır. suçlamayacak ve yargılamayacaksın seni sevmediler diye. yapmamalısın bunu. onlar büyük sevda sözleri söylerken susacaksın. "belki artık mutludur" diyerek gülümseyeceksin. çünkü mutlu olmasını istedin sen onca sevdiceğinin. birinin kokusunu birinin dokusunu birinin poposunu sevdin. ama hep sevdin. nasıl istersin, nasıl kıyarsın ki gözünün damlasına? sen kıyamazsın yolcu.

sen aşksın yolcu. senin bakışın aşk. sen aşkla baktığın için o orospular aşk. onlar da sana öyle bakabilselerdi sen aşk olacaktın onların gözünde, bakamadılar. üzülme yolcu. onlar da elbet bakacaklar birilerine aşkla ve sen tüm temizliğine dileyeceksin sadece... "bari şimdi mutlu olsa" sonra kafanı çevirip gideceksin. bir başka aşka. her birine kalmaya gittin ama hep kovuldun ya da kendini kovdurttun. yine kalmak isteyerek bakarak git yolcu. aşkınla git, kalbinle git o kadına. o seni aşkıyla aşktan gördüğünce sen de ona bak o nadiren bulunan saflıkla. beklemediniz mi hiç birbirinizi? beklemez olur musunuz? nasıl da özlemiştin sevilmeyi, nasıl da özlemiştin beklenmeyi, istenmeyi... nasıl da unutulmuştun yıllar var, önemsenmeyi...

ve kork yolcu, onun senden sıkılmasından kork, onun senden bıkmasından ve seni aslında sen olduğun için değil, öyle görmek istediği için öyle gördüğünden kork. ince ipi ince yapan uçurumdur ya hani, öyle sev, öyle heyecanlan şimdi yolcu...


yazan: yolcu

taze durmayı unuttuğuN şu şubat gününde,
Sen nasıl naif olsaN?
söylediN pek ince işlerSİN Sen;
Ben bakar, dalar, konuşur ve şahlanırIM.
birden susturduN tüm dünyayı Ben konuşAYIM diye,
nasıl sağırIM kendiME ilk defa toslayınca bir incelik abidesine,
yarattıM yenisini...

bildiğiN tüm küçük hayatlar yıkık ya,
Ben onarAMAM istemeZSİN.
sevdiğiM O gözler sessizse, inan çok çok uzakta gerçeğiN...

koşUP durAYIM, iyi ölü renkleri arasında bu gezegenin,
her şeye sahiBİM...
emin ol bu içtenlik BeniM,
Sen zaten yaşarken bambaşka bir alemde..

bildiğiN tüm küçük hayatlar yıkık ya,
Ben onarAMAM istemeZSİN.
sevdiğiM bu gözler sessizse, inan çok çok uzakta gerçeğiN...

Ben küçük prensiN, varlığıMla fethettiM mi sandıM garip dünyaNı?
boşa saydıM, bak, bunca beden zaferde Seninle yıllar sonra...
henüz boşanmadığım kocam ile kocam ilan ettiğim ama henüz evlenmediğim kocam birbirine mi yazıyor ne?

ps:bu yazıyı uzun zaman sonra okuyup büyük bir kahkaha patlatmak için yazdım.
sevgiler.

suyumu harelendiren sevinç: Ankara!


kafamda koşuşturan cümleleri durduramıyorum. engel olamıyorum ve toparlayamıyorum. cuma 12de inmem gereken ankaraya 2de inmişken başım dönüyordu heyecandan. hayatımda bu kadar heyecanla gittiğim çok az yer var. taksiciye "sen bekle 2 dakika" derken ellerimin titremesinin soğuktan olmadığını anlamıştım zaten. Adam tam karşımda duruyordu işte. "pardon" dedim, "bugün biri doğmuş"
Fuat baktı kaldı. kalbimin sesini duyuyor olurdu, tabi ben onunkini duymasaydım. sarılıp öpüşürken biz, "nası yani yeaaaaa" diye gülerek bağıran ve taş tekmeleyen ayçayı da unutmamak gerek. fuatı bırakıp ona sarıldığımda kalbim hala dışarı çıkarcasına atıyordu. fuat'ın gidip gelip "yaaa sürpriz yumurta mısın sen ya, seni yerim" diyerek beni sevmesi gülücüğüme gülücük, huzuruma huzur katıyordu. pasta kesip kivisiz dilimimi yedikten sonra en çok beklediğim anlardan 2. sırada olanı yaşamaya kurtuluş'a gittim.
saat 3müydü neydi, uykulu gözlerle bana tavuklu salata yapan nes'i sarılıp sarılıp öptüm. sarılıp sarılıp da uyudum. sabah uyandığımızda ise Bet'e yalanlar sallamakla meşguldük. her ne kadar geleceğimi anlamış olsa da kafasında soru işareti bırakabilmek için elimden geleni yaptım. kalmış neyse ki. o geldi, 3'lü yaptık. aynı anda şeyda ve elif'in de gelmesiyle evde "neeeeeeeeeee!!?!?!" sesleri yükselmeye başldadı. bu sırada çirkindim. duş alıp saçımı kuruttuğumda neyseki Bet beni beğendi. sonra ver elini 3. cadde dedik gittik ve içtik elbet. şeyda da içti kldsjlkasdjflkfjas. sonra 1001 fantezi ürettik oraya gidelim buraya gidelim diye, herkes otururken ben biraz gezindim darlanarak. baktım şöyle bi. "ankaradayım lan" dedim. "ne işim var lan benim burda" dedim. seviyorum lan ben burayı da demiş olabilirim devamında. içim kıpır kıpırdı, mutluydum alenen lan! sonra sülo'ya mesaj attım, dedim ki yarın benimsin bebişim. o da önce kızmış olsa da tamam dedi. umar da yarına dahil oldu ve ben sadece mutluydum. başka bir şey düşünmüyordum. am göt bok sik konuşup gülüyordum. içmedim de pek. çiğ köftecide yaşlandığımı ve yorulduğumu hissetmiş olabilirim. sonra evde içelim geyiği ile taksiye binmişsek de son hatırladığım kare, betle nes'in... (malum), şeyda'nın kolonların yanında "hiçbir şeyim az olmadı senin kadar" dinlediği, benim telefonla uğraştığım ve elif'in odasını toplaması. bet gidince sızmışım zaten.
pazar günü ise her ankara seyehatimde olduğu gibi tüm duyguları bir arada yaşamama sebep olan bir gün oldu. buluştuk, toparlaştık, ışıl bile geldi lan. nasıl kahkahalar yükseliyordu masamızdan.
herkes beni seviyordu orda ya, hepimiz çok mutluyduk. herkes bana "gitme oğlum, yarın gidersin" diyordu. "abi gitmem lazım yeaaa" diye şımarıklık yapıyordum ve lanet olsun sahiden gitmem gerekiyordu.
Aşık olup kendime koca mı bulmadım, umar'ı mehtaba karşı mı öpmedim*, süleyman'la karı kız mı kaldırmadım hohoho! bir de umar'ın getirdiği gül vardı ki, o başka bir yazının konusu. aklımda kalan en güzel an hep beraber, her kafadan başka ses çıkarken gülüşmelerimizdi işte. otogar'a gittiğimizde ise o gerzek duygu kapladı içimi işte. bilirsiniz. bitmemesi gereken şeylerin bittiği anda hissettiğimiz o duygu. umar damarıma girmese, otobüse binmeme 50 sn. kalmışken ağlamayabilirdim, içeri girip oturduğumda, lütfü "yanındakinin gideri var mı" diye sorduğunda yok yok demezdim. nes gözlerime baka baka el salladığında "hassiktir lan gidiyorum sahiden" demezdim. bir de bu kadar çok uyumazdım, ne bileyim abi. 1 hafta kendime gelemeyeceğim...

diyeceğim o ki, oraya ayak bastığımdan itibaren, sevdiğim insanlar tarafından sevildiğimi o kadar güzel hissettim ki. o kadar güzel güzel gösterdiler ki, hepsi benimle, ben hepsiyle... (uşak hepimize)
... o kadar mutluyduk ki...

sonra giden olmaktan nefret ettim.
sonra bir gün bizim istediklerimizin hep bizim olacağına inandım.
sonra "kime lan bu mesafeler" dedim isyan ettim.
sonra da "evet lan" dedim, "evet" kucağımda güllümle, müzik dinleyerek istanbul'a vardım.
pazar günü beni herkes, gözümdeki değeriyle sevdi.

teşekkürler
nes, beto, elif, şeyda, süleyman, umar ve lütfü...
onur teşekkürü, buket hanım'a :)


evet bi'tanem.
seni kandırdım :)
Birinin maskesini düşürmeden önce, yüzünü görmeye katlanabileceğimden emin olmak isterim.

Tam bu lafı okuyup "vay amına koyim lan, ne güzelmiş" dedim. Ardından feysbuk iletime, buna benzer bişey yazdım. tivitırıma yazmış da olabilirim. siktiret mevzu bu değil. Sevdiğim sandığım insanlardan birini düşündüm o an. Düşündüm ve onun gerçekte olan yüzünü değil maskesini sevişimi, maskesiyle sevişmişliğimi düşündüm. Gülümsedim. hayır o maskenin altına inmek istemiyordum. o kişinin içine girmek istemiyordum. çünkü ne zaman o kapıyı aralasam aslında aramızdaki milyonlarca bağın çoğunu koparabilecek şeylerle karşılaşıyordum. ama hayır, sevmeliydim ben onu, sevecektim hani. o da beni elbette... seviyordu hani. tümçirkinliğiyle hem de. şu an ona kızgın olduğumdan pişman olacağım şeyler yazmaktan da korkmuyor değilim. ama biliyorum işte tüm pisliklerini, yalanlarını, gurursuzluklarını ve iki yüzlülüklerini. yüzünü gördüm senin, içini gördüm.
lanet olsun ki sen de onlar gibisin işte. beni kıran, parçalayan onlarcası gibi. hem de beni sevenleri, hiç kırmayacak olanları savurmama sebep olurken.
şimdi içimde sana karşı yoğun bir şeyler var. ama adını bilemiyorum. belki sana dair değil kendime dairdir, bilemiyorum.
tüm bu "gerçek yüzünün" doğru olup olmadığını da bilmiyorum. hiçbir şey bilmiyorum, anlayamıyorum her zamanki gibi. gidişine hak verdim ilk kez. ben senin oyunların için fazla aptaldım, fazla masumdum.
sense iç hesapların ve işkencelerinle mutlusun, mutsuz gibi görünsende. "mut" ne garip bir kelime.
öyle işte.
sakın gelme.


peki vol.mordudak

Peki banu'nun ekme çabasının Dacar tarafından net bir şekilde bana yönlendirilmesi?
Peki taksicinin beylikdüzü'nde oturması?
Peki balkondan dacar'ı başka biri sanmam?
peki asla alkol satan market bulamamamız?
peki 4 şişe cumartesi?
peki benim hevesle nargile yapam?
peki ilerleyen saatlerde nargilenin unutulması?
peki benim ısrarka ve hala nagihan'a neslihan demem?
peki dacarın ağzına çorabını sokmam?
peki şarapların bitiminde benzinciden 6 bira daha almamız?
peki bira şat yaparken kusmam?
Peki kusmam, hem de evin tam ortasına kusmam?
Peki kusarken Banu taklidi yapmam?
peki lady gaga?
peki alejandro?
peki "gaga beni, ben alejandro'yu" ne abi?
peki TOLGA ne abiiiii?
peki tolganın "biraz kıllıyım ama..."sı?
peki melis ile bihter?
peki "keşke ben de nihal olsaydım"?
peki banu'nun aydınlanması?
peki dudaklarımız?
peki dacarın omuz hizamızda uyuması?
peki banu'nun dayanılmaz enerjikliği?
peki rose - love.mp3?
peki dacar'ın çalan şarkılara dayanamadığını 1 saat sonrasında dile getirmesi?
peki dacar'ın saçlarının yumurtasına karışması?
peki dacarın yumurtasında banu'nun gözünün kalması?
peki dacarın "işte türk kadını icadı" diyerek başını bağlaması?
peki dacarın başını bağlamasının sahiden iyi gelmesi?
Peki dacarın tokasının benim kafamdan çıkması?
peki sabah "sanki saatlerce sevişmişim gibi popom ağrıyor" demem?
peki meğersem düşmüş olmam?
peki düştüğümü hatırlamamam?
peki gogo?
peki derman?
Peki benim azimle istediğim gibi bir video aramam?
peki dacar'la banu'nun kapışması (nihoho)
peki benim kitap vermek istemeyişim?
peki annemin burç bilgilerinden kelli banu'nun çok heveslenmesi?
peki annemle dacarın her bokunun aynı olması?
peki kızlar gidince benim bayılarak uyumam?
peki mükemmel bir hafta sonu geçmiş olması?
peki peki anladık!!!

sonradan görme pekiler;
Peki annemin esas kızının Dacar olması?
Peki "bilu ile dacar birlikteyse..." genellemesi?
peki banu'nun kendini göstermek için soyunması ama bizim görmememiz?
peki Dacar'a şişeyi uzatmam? lkfjasdfkljdasklasjfaslkf


-KAFAMDA BÖCEKLER VAR-
Defne "JOY"
Çok insanla tanıştım. Çoğunu unuttum çoktan. Onlar da beni unutmuştur eminim. Kızmam hiçbirine. Alınmam. Üstüme almam.
Hayat çok hızlı bir tren gibi. Senin camından baktığın çok hızlı bir tren. Ne çok şey görürsün o camdan. Ne azını hatırlarsın.
Seninle tanıştığım günü hatırlıyorum mesela.
Bilindik, alıştığımız "Tanışmalar"a benzemediğini hatırlıyorum. Bir "Buluşma" gibiydi daha çok. Bir "Kavuşma". Beni, benim seni sevdiğim kadar sevdiğini gördüğümde çok rahatlamıştım. Çok korkmuştum beni sevmiyorsundur diye.
Dokunurdu öyle olsaydı.
Senin beni seviyor olman lazımdı.
İnsan yaşarken hep bir "Aferin" arar ya, toplar ya bulduklarını. Senin beni sevmen benim "Aferin"imdi.
Neden sevdiğini bimiyorsan gerçektir o.
Başka çaren yoksa eğer, sevmekten başka çaren yoksa gerçektir.
Ben bilmiyordum neden seni sevdiğimi.
"Başka" türlü bir kızdın sen. "I am a virgin, but this is a very old t-shirt" yazan bir tişörtün vardı.
Çok iyi yemek yapardın. Zetinyağlı fasulyeni hatırlıyorum.
Beslemeyi severdin. Misafiri severdin.
Sıkılınca "Sıkıldım.Git biraz." derdin.
Ben de giderdim. Bazen sen söylemeden anlardım, giderdim. Ayakkabılarımı giyerken ben, sen bana bakar, gülümserdin.
Çok yan yana uyuduk. Hiç sevişmedik. Kimseyi de inadıramadık.
Zaten bir müddet sonra inandırmaya da uğraşmadık.
Yan yana uyumaya devam ettik.

Kızardın bana.
"Oğlum sen salaksın.Sen salak mısın? Niye böylesin?" diye azarlardın.
"Peki sen niye böylesin?" dediğimde, susardın.
Ben çok özlerim seni Defne! Çok !
Uyandığımda öldüğünü duyacağımı bilseydim, uyanmazdım.
Bir daha yatsam, uyusam?
Sen dönene kadar uyanmasam?

Ağlamadım ilk duyduğumda, Defne.
Ama bak...
Şimdi ağlıyorum!





Yunus yazmış bunu Defne'ye. hiç yazmak istemedim aslında Defne ile ilgili. çünkü o kadar iticiydi ki bu olayla ilgili yorumlar. ne ona laf eden gazetecilere(!) laf sokmak istedim, ne de aman da defne süper hatundu, çok matraktı demek istedim. Çok üzülenlere "abartmayın" dedim, " su testisi" muhabbeti yapana da kötü kötü baktım. Onlara anlayış gösteremedim.

yunus demiş ya, "senin beni seviyor olman lazımdı" diye. işte biz önümüze bakalım, sevdiğimizi, sevilmeyi beklediğimizi söylemek için böyle şeyleri beklemeyelim.
öyle işte...


içinde bin pişmanlık gözlerinde yaş,
yüzünde yasak duyguların verdiği garip telaş,
sesinde bir burukluk ellerin soğuk,
boğazında düğüm düğüm kelimeler.
erkekler ağlamaz sil göz yaşını
kaçırma gözlerini benden suçlu suçlu
erkekler ağlamaz, insanız unutma sustururum zamanla
içimdeki acıyı...

gözyaşların içimi eritiyor erkekler ağlamaz sil göz yaşını.

yaşadığım o günleri unutmak zor.
geceler boyu beklemek nedir, onu bir de bana sor.
çok özlemek ve sevmediğini bilmek,
sonu gelmez acılarımla beraber...



izlediniz mi bilmem, ama izleyin dinleyin, acıyın biraz, biraz da gülümseyin.
buyurun.

dün, bugün yarın ve belki de daha çok uzunca bir zaman...

her sabah sana uyanıyorum. uyanıp seni düşünüyorum. yüzümü yıkarken seni düşünüyorum, dişlerimi fırçalarken de. duşa alırken seni düşünüyor bazen akan suya gözyaşlarımı da ekliyorum. kurulanırken seni düşünüyorum ve saçlarımı kuruturken. giyinirken seni düşünüyorum ve kemerimi takarken de. hangi ayakkabıyı giyeceğimi seçmek üzere dolaba baktığımda da aklımda sadece sen oluyorsun, sonra makyajımı yaparken de aynada senle konuşuyorum. sana gülümser gibi gülümsüyorum. montumu giyerken seni düşünüyorum ve apartmandan çıkarken de. minibüs beklerken,otobüse binerken, metrobüste kitap okurken ve ofise girerken. yerime oturduğumda, facebook'uma baktığımda, last fmde sevdiğim şarkıları skorplarken ve işimi yaparken. yemek yerken seni düşünüyorum. çikolata yerken, annem aradığında, arkadaşım kızdığında, abim mesaj attığında ve bazen sadece öylesine dururken. sonra akşam oluyor ben yine seni düşünüyorum. içimden defalarca adını söylüyorum. 40 diyorum. 40 kez söylersem gelir miydi diyip gülümsüyorum. kendimle elele tutuşup 3 kez adını söyüyorum, gelimiyorsun ve ben gülümsüyorum. ofisten çıkıyorum, üşüyorum ve seni düşünüyorum. otobüste uykum gelirken aklımda yine sen oluyorsun. cama kafamı yaslayıp gözlerimi kapadığımda da. evin yakınındaki durakta gözümü açtığımda "ay neyse ki geçmeden uyandım" demek yerine adını sayıklıyorum. rüya görmüş müydüm diyorum. inip eve yürüyorum ve seni düşünüyorum. eve gelip annemi öpüyorum, sofraya otururken seni düşünüyorum, bazen anneme senden bahsediyorum. sonra odama geçiyorum. yatağa yatıp elime bir kitap alıyorum. okuduğum her cümleyi "biz"e yoruyorum. sonra kitabı başucuma koyup 1-2 mesaj atıyorum. sonra seni düşünüyorum. derken seni özlediğimi farkediyorum. bilgisayarımı açıp bendeki tek fotoğrafına bakıyorum. işte tam o an senden nefret ediyorum. kendimden de...

teşekkürler hayatıma kattıkların -hayır aldıkların- için.

sonra uyuyorum ve sabah oluyor. her sabah sana uyanıyorum. uyanıp seni düşünüyorum. yüzümü yıkarken seni düşünüyorum, dişlerimi fırçalarken de. duşa alırken...

sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın!
- ben hiç gitmedim!!!
- sen hiç gelmedin ki!


...

- sana bunu yapanın karşıma çıkmasından korkuyorum.




Bu Çiçek De Pek Nazlı


Dün akşam bir kadın beni, Küçük Prens olduğuma -bir kez daha- inandırdı.
Siz Küçük Prens'i bilir misiniz? O gülün, Küçük Prens için önemini bilir misiniz? Biliyorsunuzdur bu blogu okuyorsanız. O gül hem nazlı mı nazlı, hem bana muhtaç mı muhtaç...
Gülü anlatacak değilim, küçük prensi de öyle...

sadece;

teşekkürler Öz Büyücüsü :)

Düello

Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da

Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da

Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyarte etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da

Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada

Cemal Süreya

ps:söyleyecek söz, alacak nefes bırakmayan vahiylerden biri bu.
şu an olayın içeriğini ve diziyi bilmeyenler için biraz yabancı olsa da paylaşmadan edemeyeceğim. dünyada en zor şey bir insanı gerçekten affetmek olabilir. ama bu karenin benim kafamda ve kalbimde uyandırdığı şey bu değil. bir insanın başka bir insan için "beni mutlu ediyor, beni en çok o mutlu edebilir, beni o tamamlayabilir" demesinin ardından, aynı insanın aynı insan için "yine canımı yakacaksın" demesi hayatın okkalı bir tokadıdır. nasıl olabiliyor bu? nasıl en çok istediği, bir şekilde, en istemediği oluyor.

Oruç Aruoba şöyle buyurur: "hayatta en fazla yakınlık duyacağın kişiler, senden uzaklaşmayı en çok isteyecek kişiler olacaktır." evet iki kişiden birini açıklar bu belki. sebebini değil ama durumu açıklar. şimdi bu yazıya en uygun şarkı Mehmet Güreli'den gelsin; Yalan. yok ben şarkı sevmem, şiir olsa ne de güzel olur derseniz, bu yazıya uygun olmasa da, bana serbest çağrışım yaptıran Cemal Süreya'nın ta kendisidir derim; Düello.

he bu yazıdan ne anladık, ya da yazar burada neye sesleniyor? bir amaç yok, sadece içgüdü diyelim, duygusal kusma diyelim.Sadece aşamadığım bir soru var yıllardır, hem yaşadığım ilişkilerde hem de etrafımdakiler de. Nasıl "sana aşığım" dediğin insana "senden nefret ediyorum" diyebilir ki insan? nasıl kötülüğünü ister. onca paylaşımı nasıl siler? ya da sildirir diyelim. çok nankörce ve insanlık dışı buluyorum. Görüşmemeyi anlıyorum, silmeyi anlamıyorum.

bu da böyle bi anımdır. ay lav arizona ay lav callie.
ay lav mi