yazlığa gitmek istiyorum. bu soğuk ama güneşli havada çiçek açmış kış ağaçlarına bakarak bir şeyler içmek istiyorum. Konuşmadan, huzurla. Kuş cıvıltılarıyla... Uyuyup uyuyup uyanmak istiyorum. Telefonum açık olsun ama hiç çalmasın, kimse "nerdesin, kimlesin" muhabbeti yapmasın istiyorum.
Sabah kahvaltımı sıkı sıkı giyinip balkonda ve sıcak çayla yaptıktan sonra güneşin beni ısıtma çabasına eşlik etmek istiyorum. Konuşmadan, sessiz... Kuş cıvıltıları olabilir evet. Belki enstrumental bir şeyler de olabilir, hayır demem. yanımda sevdiğim birileri de olsa hayır demem ama sussunlar. tartışmadan, hüzünlü şeylerden, geçmişten bahsetmeden huzura soyunalım. yoksa kimse olmasın sorun değil.
akşam hava tüm kızıllığını kaybetmeden uykum gelmese, bir dinlendirici filmle, iki yudum içkiyle sonlandırsam günümü. üşüyeyim biraz ama huzurlu olayım istiyorum.

Çok şey istemiyorum aslında. hava durumuna göre hemen bu cumartesi bile yapabilirim bunu. Ama fırsat yaratmayı reddediyorum her seferinde.
Denemek lazım...
zaman zaman abime her şeyi anlatıp boynuna sarılasım geliyor; sonra geçiyor. Gerek yok ki...
geçmişte beni çeşitli sebeplerle üzmüş insanlar, aynı sebeplerle üzüldüğünde inanılmaz bir haz alıyorum. Evet adilik belki ama öyle. Kötü adam kahkahaları atıyorum. Tabi değişen bir şey olmuyor
ben gerçekten insanları anlamıyorum. hem de hiç...
sonra baktım herkes hüzünlü ve herkes yalaka anladın mı? çünkü benim istediğim gibi bir dünya yok. Güneş Ülkesi bile tüm mantıksızlığıyla benim ütopyamdan daha mantıklı. Evet!
Dayanmak zormuş meğer, sonu belli oyunlara
Reddetmeye gücün yoksa eğer.
Oysaki özgürlüğü seçmek, başka vücütlar sevmek
Bir şehri tam kalbinden, beyninden vurup gitmek var aklımda
Bir yağmur çok uzaklardan çağırıyor
Gelirsen severim diyor.

Her maske birşey söyler, nefretler sevgiler
Bırak artık sevmiyorsan eğer...



Teoman - Yağmur.mp3
Bu şarkının inanılmaz büyüsüne geçen gün işe giderken kapıldım. Hani sevdiğim bir şarkıydı da, Ortaçgil'den dinlememiş miydim neydim, aldı götürdü beni Tepebaşı durağında. O yolun o kısmını, asla unutamayacağım sebeplerden dolayı sevemeyeceğim sanırım. Neyse konu bu değil, konu şarkı. Dinlemediyseniz mutlaka Ortaçgil'den dinleyin. Neden mi? Çünkü "oysaki özgürlüğü seçmek, başka vücutlar sevmek..." kısmını Ortaçgil'den duymak sizi kendinize getirecek, "Bilucuğum dediydi" diyeceksiniz.


He gelelim yeni yıla. Yeni yıla 1 gün gecikmeli olarak girdim. Arkadaşlarıma mojito yaptım, çok da güzel oldu, karamel vardı, vodka karamel de yaptım, melon da vardı. küçük beyoğlu'nu ev sınırlarında yaşadık, 7 kocalı hürmüz'ü izledik. Gülse ve Nurgül'e bayıldık. Ben bayıldım en azından. E güzeldi bence... Keyifliydi.

Yeni yıldan en çok para diliyorum. Şımarıklık yapacak değilim. Çünkü Rabbım'a sordum "cleveland" dedi. Huzurdan havalarda uçmuyorum ama bana yeten ailem, arkadaşlarım ve sevdiklerim var, sevenlerim var, sağlığım yerinde. Ne isteyeyim ki başka. Klişe oldu ama böyle. Aşka dair söyleyecek bir şeyim yok. Döngünün huzur kısmındayım, yine acı yine hüzün olacak şekilde devam edecek, onun için yapılacak bir şey yok çünkü. Ama yeni yılda yapmak istediğim belli başlı şeyler var. Onların da peşini bırakmayacağım.
Mutlu yıllar...
www.kirildim.com
2009'u yazmak istiyorum aslında almanak tadında. ama yok yazmayacağım... Hem üşeniyorum hem de zaten blogtan takip edilebilir sanırım. Devam edeceğim bu yazıya... En'leri seçeceğim...

1 sene sonra gelen edit: yok yazmıcam. afişe olasım yok bu yıl (2010)
Bülent Ortaçgil'in "bu şarkılar adam olmaz" şarkısını dinlemek istiyorum. Ama ahşap ağırlıklı bir kafede ve kalabalık olmayan ama bütün masaların dolu olduğu bir yerde. Saçlarımı kısa kestireyim, efil efil bir tişört giyeyim, üstüme de bir hırka belki. 4-5 arkadaşım olsun, ben ahşap direğe yaslanıp bu şarkıya ellerimi kulaklarımın hizasında şıklatarak eşlik edeyim, tebessümüm de eksik olmasın tabi. Gülümsesin oradaki herkes bana. Eğlenelim minik minik.

Sonra herkes toplanmış giderken bizi Cibelle - Green Grass uğurlasın, omzumuza hüzün çöksün. Ayakkabılarımızı, terliklerimizi elimize alıp kumsalda birbirimizin beline elimizi dolayıp, green grass'ın soğuttuğu omuzlarımızı ısıtalım. Güneş doğarken eve varmış olalım. Kızıllığı izlemek isteyelim ama yorgunluktan uyuyakalalım. İlk uyanan da gidip ekmek alsın, dolapta kahvaltılık var...
hayal aleminden Sevgiler...
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9,...
...
bazen hiç başlamaması, bir gün bitmesinden iyidir.
çünkü beraberlik yaşlanırken bir terk ediş gençleşir.
...
yalnız kalmak bir ilaç mıdır yoksa hastalığın ta kendisi mi?
...
bir şeye çok uzun süre bakarsan onu görmemeye başlıyorsun.
...
işte sen, kurbanlarından korkan, kanlı, zalim bıçak!

1 haftadır asabiyim biraz. her şey batıyor, her şey bana ters geliyor. özellikle iş yerinde. insanlardan ne kadar sıkıldığımı fark ediyorum hemen her dakika. ama onlarsız da olamayacağımın bilincindeyim. şarjımın bitmesi strese sokmuyor bugün beni. karnımın ağrısı dışında önemsediğim hiçbir şey yok şu an hatta. bir de eve gittiğimde bulgur pilavı yiyecek olmam önemli. ne zamandır yemiyordum. bazen her şey için çok geç gibi geliyor. bir de dönüp arkama baktığımda yaptığım bazı şeylerden dolayı kendimi inanılmaz zayıf ve ezik hissedebiliyorum. o zamanlar kendimin arkadaşı olabilseymişim keşke diyorum.
ne yapayım alışamıyorum insanların bu hallerine.
oysa onlar bana alıştı çoktan...
"bilu böyle" diyerek geçtiler yanımdan. Aylin aslım klibi tadında. bazen uyandığımda bencil oluyorum. Sonra da üzülüyorum lan. ne biçim bi çocuğum ben. ben ağlasam sümüğümde boğulurum kimsenin de ruhu duymaz lan. öküz görünümümün altında çok hassas biri varmış, annem dedi geçenlerde. Öküz mü görünüyorum lan ben? öyleymiş. melek gibiyim aslında bi bilseniz. ama sanırım arada kinci falan olabiliyorum. an an sadece. neyse, karnım ağrığiiii....
erkeklerin bu kadar evlenme meraklısı olması çok itici.
Adam kadını döver, kızına oğluna tacizde bulunur. Mağdurlardan biri polise gider, polis delil yetersizliğinden mağduru gönderir zalimin koynuna. Başka bir gün adam kadının ırzına geçer, töredir diyerek takıverirler boynuna 5i 1 yerdeyi, düğün dernek yaparlar utanmadan. Utancını da kutlar bunlar böyle.
Bir şeyi saklamak, yasaklamak, onu çekici hale getirmektir. Ama cahiller bunu bilmez. İnsan bilmediği şeye karşı heves besler.
yorumsuz...
Acaba herkese bencil diyerek biz mi bencillik yapıyoruz, kendimizi bi bok sanaraktan ? Çünkü insanların bencilliğinden yakınan bir çok kişi benim gözümde bencilliğiyle ünlü...
Alkol almıyorum, 1haftayı geçti. Alkolik değildim de içiyordum işte. Alkol almanın, sarhoş olmanın en güzel yanı insanları "iyi" sanmamı sağlaması sanırım. Benim kafam güzelse, herkes güzel oluveriyor. Kimse bana ve kimse hiçbir şeye zarar vermezmiş gibi geliyor. Tanıştığım kadınlar, adamlar... Aslında "insan özünde iyidir be" demek istiyorum ama bunu reddettiren şeyler var hayatımda. Görüyorum, okuyorum... Psikoloji biliminin gücünü asla yadsımam ama her şey çocukluğa inmekle olmuyor bence. Bu işte bir itlik var. Çözemedim, bilemedim. Ayıkken her şey daha kötü değil ama... Bilmem ki ya...
Tuhaf...
uyandığında yanında sizi gördüğüne sevinen biri varsa hayatınızda...
...şanslısınızdır.
Belki mutluluk, bir arkadaşın sırrını saklamaktır. Mutluluk, paylaştıkça artarmış.
ağlıyor İstanbul...


Dün sevdiceğim kazaklarımı görmeye geldi. Beğendi de. "Ne iş böyle yenilikler falan" dedi, kıskanmış olmalı :) Dünyalar kadar seviyormuş öyle dedi, şımardım azıcık. Uyumuş, uyanamamış, kıyamam ki.
...
Akşam akşam Ortaçgil nasıl güzel bir tat bıraktı damağımda anlatamam. Tabiki öncesinde Çiço kafası da yapmadık değil. Önce Köri soslu tavuk ve djarum güzel bir tat bıraktı, ardından Ortaçgil tatlı niyetine... Yağmur da tatlı tatlı yağdı. Islatmadı sanki. Ortaçgil aldı götürdü bizi, Pencere Önü Çiçeği ile, Mavi Kuş ile, Bu Su Hiç Durmaz ile, Şarkılarım Senindir ile, Normal ile... Keyifle izledik, çıktık hala söylüyorduk şarkılarını. Ortaçgil yaşlanmış ama daha tonton daha tatlı bir adam oluvermiş. Bayıldık seyirciyle diyaloglarına. "Aşk var mı? Vaaaaağr, aşk var!" demesi falan :)
...

Kediler diyorum, ne asil hayvanlar. Ne kadar saygın ve karakterli. Bir de nankör derler. Halbuki insanları tanıdıkça kedileri daha bir seviyorum. "takmayın kafanıza" diyorum kedilere, "takmayın, çünkü insanlar varken kimse size nankör diyemez". Mesela bazı insanlar var ki, hiç dertleşmemişiz gibi, omzuma yaslanıp ağlamamış gibi, tutup elimden dans etmemiş gibi, gülmekten kırılana kadar eğlenmemişiz gibi, sırlar paylaşmamışız gibi omzunu çevirip giderler. Gözgöze geldiğinde düşman gibi bakar. Ama bu sabah bu blogu açıp "acaba benim hakkımda ne yazdı" diyorsundur.
Ben, "... konusunda bana güvenebilirsin" dediğimde, "biliyorum" der. Çünkü ben omuz çeviremem. Suçlayacak değilim, herkesin kendince sebepleri var tabi, yok değil. Yargılayacak da değilim ama nankörlük idesinden epeyce pay aldığını da görmüş olduk... Fonda ne var diye sormayın, tabiki Yasemin Mori'den Kuzgun. Meallerde ne kadar haklıymışım ki, şu an meale gerek yoktur sanırım...

Benim Adım Orman

İsmini duyduğumda itici geldi evet. "Benim Adım Orman nasıl olur da bir şarkı içinde geçebilir?" dedim kendi kendime. Ama "çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar" nasıl geçiyorsa o da geçebilirdi. Albümün kutusunu beğenmiştim görür görmez, tanıdığım herkes beğenmezken. Ama içeriğinden umutlu değildim. Bir kere yeniydi. Alışmak için zamana ihtiyaç vardı. İnsan psikolojisine göre bir şeye ortalama 26 günde alışırmışız. Mesela bitki çayı içemiyorsun diyelim, 26 gün içtikten sonra hem bedensel hem de ruhsal olarak alışıyorsun ona. Neyse bu da genel kültür olsun.
Gelelim Şebnem Ferah'a. Albüm etrafımdakilerce çılgınca yeriliyor. Ama bence bir şarkı "insan içinde kendinden bir şeyler bulduğu kadar" güzeldir. "İstiklal Caddesi Kadar" şarkısının beni sıkı sıkı tutup bırakmaması gibi işte. Bir de ben hayata dair şarkıları sevmiyorum. Şarkıysan eğer beni aşkımla eritmelisin. Böyle düşünüyorum, ilerde düşüncelerim değişebilir. Tavsiye ediyorum bu albümü. Alın, indirin, dinleyin...
Uzun uzun yazacak bir şey yok.
Şebnem Ferah - İstiklal Caddesi Kadar.mp3



sadece yarım saat tutuştuk elele
o saat durmadı
...
düşünüyorum,
sen, ben, gece ve bir yol.
başka bir şey yok elimde,hafızamda...
sabah uyandım, telefonumda hiç mesaj yoktu. belki bu sefer senden gelmiştir diye bakmıştım oysaki. ama sen son zamanlarda "uyandığında yalnız benim mesajımı gör istiyorum ama artık 3-5 mesajla uyanıyorsun" diyordun. Bu sabah kimsem yoktu ve ben senin olmanı dilemiştim sadece. Sonra kalktım, duş aldım. Duş alırken değiştirdiğim şampuanımdan sana bahsetmek istedim. Çünkü değişik kokuyordu. Saçlarımdan anlarsın belki görüştüğümüzde. Sonra senin de onu kullanmanı isterdim belki, saç tipimiz de her şeyimiz gibi zıt olmasaydı :) Sonra teyzem bana 3 kazak almış, gri olanı giydim bugün, keşke sen de görsen şimdi, güzel oldum. Yani göbeğimi içime çektiğimde güzel görünebiliyor. Kollarında da düğmeler var, şirin bir şey ve yumuşacık. Beğenirsen sana da alırız. Sonra tost yaptım, senin yaptıkların kadar değil ama yine de boool bool kaşar bastım içine. Yerken aktı tabağa :) Sonra seni özlediğimi anladım. Çok özlediğimi. Sonra sana karşı hissettiklerimi sorguladığım zamanlar geldi aklıma. Seviyordum işte. Daha başka bir kanıt gerekli miydi? Sevdiğime inanmazsan hala, özlediğimi kabul et bari, ellerini; yaralı bereli minik ellerini.
Bu kadar...
Biraz sevgi biraz hüzünle karışık, gocce di memoria ile başlayan bir sabahtan günaydın...

İdama karşıyım, ama...

* Her türlü cinsel tecavüz, taciz ve nefret suçu işleyenlere,
* Çocuk istismarında bulunanlara,
* Alkollü araç kullanımı ve özellikle ölümle sonuçlanan kazaya sebebiyet verenlere,
* Özellikle güç eşitliğinin olmadığı durumlarda şiddet suçu işleyenlere,
* Yediği veya yaşadığı kaba sıçanlara
(bilmem anlatabildim mi?)

uyulanmalı. Kesinlikle uygulanmalı. Ha ben faşistlikle suçlanacakasam bunun için, suçlayın amına koyim, vallahi de suçlayın.
Sinirimi bozmayın benim!!!
çünkü... diye bir açklama yapmayacağım, gerek olduğunu da sanmıyorum. Yukarıdaki maddeleri okuyup da "neden?" diye soran varsa onun da amına koyim...
Şu an da olanları unutmak için çok geç. Yan yana geçirdiğimiz her anı, her saniyeyi beynime kazımışken ben, hiç yaşanmamış gibi davranmak çok zor.

Bencil

Bencil kelimesinin anlamı üzerine, daha doğrusu bencil kelimesi hakkında bir ekşi sözlük yorumu aktarıyorum size,

Masal okuyabilir ama anlatmayı bilmez.

Çok doğru değil mi? bence öyle. Hoşuma gitti...
önce şaşırdım, sonra üzüldü, sonra kızdık, sonra güldük, sonra kızdım,sonra yine güldüm, sonra kızdı, sonra güldük ve şimdi de dalga geçiyoruz. e bu duruma düştün daha mı iyi oldu şimdi? He eğer "daha iyi" diyorsan ben yine bir şey demem, ama gülerim, geyiğini de yaparım yani...

fonda:Yasemin Mori - Kuzgun

Bu Böyle

mealler diye bir yazı yazmıştım zamanında. sinirle yazmıştım, sinirli olduğum bir sürü kadından hıncımı almıştım aklımca. yazdıktan saatler sonra sakinleşmiş ve uykumu almış olarak o yazıya baktığımda kendimi çok haksız bulmuş ve taslaklara almıştım o yazıyı. hep hırçın ve ani karar vermekten korkan biri olmuşumdur. Çünkü biri sizin sevgiliniz de olsa, dostunuz, kankanız, yatak arkadaşınız vs. de olsa onun ilk ve öncelikli amacı "kendini gerçekleştirmektir." Kişi bencildir. Bu böyledir.
Bazı şeyleri anlatamayız. Hissedebiliriz, anlayabiliriz ama anlatamayız işte. Kelimeler yetmez o anda. Sadece o anda değil, o anda ve sonrasında. Öncesinde de elbet. İnsanlığın başından beri süregelen bir sorun(!) olsa gerek bu. Ama bir gün öyle bir şey olur ki, biri siz daha söylemeden anlayıverir. Genelde aşık olursunuz o birine falan, beyninizin kayıp olan lobu ondaymış sanırsınız. Ama bu klişe bir sonuçtur. En olmadı zaafınız olur. Neyse, konu bu değil.

He "konu ne ki" diyecek olursanız, konu ruha dokunan ruhu anlayan şarkılardır; siz o şarkıyı anlamasanız da... Hani sözü, müziği, dili, rengi başkalarına aittir de, geri kalan her şey sizindir.

Aslında tek bir şarkıyı öveceğim ama benim henüz keşfetmediğim bu kategoriye ait çeşitli şarkılar olabilir. Onlar önemli değil şu an. Bir sürü güzel kızın varlığından haberdar olsak bile sevgilimizin en güzeli olması gibi bir şey bu.

Uzattım, açıklıyorum, pek tabii ki bahsettiğim şarkı
Gocce di Memoria. Evet, ta kendisi. Nasıl bir hüzün-huzur karışımıdır bu şarkı, ben çözemedim. Karşı Pencere filmini düşünürseniz bedeninize kesikler atar, o ayrı. Ama filmi izlemediyseniz bu şarkı daha bir başka, daha bi nasıl desem...
İşte böyle, anlatamam. Ama siz biraz "farklı" iseniz, anlarsınız beni bu şarkıyı dinlediğiniz anda. Benim de size zaafım oluverir. Belki aşık oluruz, evleniriz falan. Yok yok şaka.
Şarkının Türkçe sözleri de apayrı keser, dilimler ruhunuzu. Ama yazmayacağım Türkçe sözlerini. Şarkıyı soyup afişe etmeyeceğim. Sadece bulun, çalın, indirin ve gözlerinizi bir an için kapatıp dinleyin. Beni anlayacaksınız.
Soğuk ve kasvetli bir İstanbul Sonbaharı'ndan sıcak sevgilerle...
ps: Bu şarkıya bu fotoğrafı uygun gördüm. Daha uygunu da vardı ama afişe olmak istemedim.
fonda: Pek tabii Gocce di Memoria...

“Ve işte sırrım: Bu çok basit. İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.”
“Temel olan şeyi gözler göremez” diye tekrarladı küçük prens. Öğrendiğinden emin olmak istiyordu.
“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens.
“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.
“Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens, öğrendiğinden emin olmak için. Sonra yoluna devam etti.
"neren doğru ki beni sorgulayabiliyosun sen ya..."
dedi bana.
sorgulamıyordum ki...
bunu bana söyleyebilen bir insanla ne kadar doğru bir şey yaşanabilirdi ki zaten?
Anladım sonu yok yalnızlığın
Her gün çoğalacak
Her zaman böyle miydi bilmiyorum
Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak
Alışır her insan, alışır zamanla kırılıp incinmeye
Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkmak

Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
Bekliyorum bekliyorum bekliyorum
Hadi gelin üstüme korkmuyorum

Bulutlar yüklü ha yağdı ha yağacak üstümüze hasret
Yokluğunla ben başbaşayız nihayet
"erkeklere orospu, kadınlara melek"
slafksşlfksşlfksdflşsakflşafksaşlfkasşfl
michael jackson - give in to me.mp3
Altın saçlı çocuk gitti, yine gelsin.
Yine gülelim.
Yine içelim.
Bu kadar.

O kurbanlığın bacağına atılan bıçak darbesi aslında insanlığa ve müslümanlığa atılmış bir bıçak darbesidir!

işin dini boyutuna girmeyeceğim, o kasabım diye gezinen orrospu çocuğuna da orospu çocuğu falan demeyeceğim.
sadece düşünüyorum. hani sinek olaydım, eşek olaydım, sümüklü böcek olaydım da insan olmayaydım, o insan(!)la aynı kefeye konmayaydım diyorum. günahsa herkes günahlar işliyor. kutsal kitaplarsa eğer günaha sevaba karar veren her aşık olduğumda cehennemdeki evime balkon çıkıyorum demektir. her seviştiğimde, her içki içtiğimde, her dedikodu yaptığımda, otobüs için annemin çantasından bozuk parayı habersiz çaldığımda (çalmak habersizdir zaten)... ama böyle kansızlar soysuzlar oldukça ben hurilere beni beklemesini söyleyebilirim, evet. şimdi böyle şakayla karışık, biraz kinayeli laflar ediyorum, bunun sebebi o soysuz kasabı yermek değil. hani zaten azıcık mantığı, ahlakı, dini, saygısı, sevgisi olsa yapmazdı bunu yani. bir de onun çile çekmiş hayvanın etini dağıttı da cennetteki evine havuz yaptırdı aklınca sikko herif. Hani tamam, kabul ediyorum, ne günah ne sevağ biz karar verecek değiliz. Ama ben kurban kesimine karşı bile olmayan biri olarak "neden iğneyle uyuşturup kesmiyorlar" dediydim daha önce. Uyuşturulan hayvan şuurunu kaybedermiş, onun sevabı yokmuş. Lan göt herif, amaç eti butu paylaşmaktı hani? hadi tamam, buna da sustum, gelenektir,ananedir dedim diyelim, ulan aykları kesilen hayvanda şuur mu kalır, boynu kesilen hayvanda şuur mu kalır? kurban bayramı böyle bir şey değil. Neden küçümsediğimiz arabistanlarda suryelerden böyle haberler duymuyoruz da biz her kurbanda reklam oluyoruz dünyaya? Yllar sonrasında başka memleketlerde bir çocuk annesine soracak, "anne, vahşet ne demek?", anne de cevap verecek "hani 2009 yılında Türkiye'de bi büyükbaşın bacakları kesilmişti ya, işte o vahşettir yavrucum" diyecek.
Haklı bence. O anne çok haklı olacak.
Şimdi bu konuyla ilgili ekşi sözlükte okuduğum bir kaç haklı yorumu buraya ekleyeceğim, bakıp bakıp ağlanacak memleketime güleceğim;

*hayvan kaçmasın diye bacaklarını kesen zihniyet gibi, bi daha öküzlük yapmasın diye bu adamın kellesini uçurmak lazımdır, ya da ellerini kessekte iş görür. ama adam kendindeyken, testereyle keselim şöyle. belki intihar etmeye çalışır ve başarılı olur.
*en çok rating alan dizisinin her bölümünde yapılan düzinelerce vahşiliğin; delikanlılık, cesaret gibi kavramlarla içselleştirildiği bir ülkede meydana gelmesinin abes karşılanmaması gerektiği eylem. o dizideki başoğlanın bir insanın arkasından sinsice yaklaşıp boğazını kestiği görüntüleri yüzünde mutluluk ifadesi ile izleyen benim vatandaşım, tabiiki bir hayvanın arkasından yaklaşıp bacaklarını kesmenin gayet normal bir davranış biçimi olduğunu farzedecek. ama asıl suçlu, o sahneden sonra o iğrenç diziyi yayından kaldırmayan, sonra da dönüp o en aşşalık canlı formuna işlediği vahşetin bedeli olarak 1000 lira fatura kesen zihniyettir.
*kendi kafasındaki tanrı'ya yaranmaya çalışan insanın yaptığı eylem. bunun yaranmaya çalıştığı tanrı kendisine ibadet edilmesini bu şekilde emretmiş olamaz. benim inandığım tanrı bu şekilde bi ibadeti kabul edemez. ediyorsa ben o inanç topluluğunun bir üyesi değilim.
*bu eylem insanı kin ve düşmanlığa tahrik eder.
*böyle manzaralar gördüğünde tanrı bile, kurban bayramını yarattığı için pişmanlık duyuyordur eminim.

ve benzeri...
kadın uyandığında alkolün verdiği baş ağrısının gitmesini diliyordu. gözlerini çevirse sancılar başını sarmış. adamsa dünyanın en büyük huzuruyla uyuyor. çünkü aşık olduğu kadınla sevişmişti ve sabahı ona sarılarak karşılamıştı. kadınsa yorganı kaldırdı, çıplaktı. adamla seviştiğini hatırlamayacak kadar sarhoş olmuştu. kareler gözünün önüne geliyordu ama yine de beyninde bir soru vardı; "seviştik mi ya?" adam sevişmişti de kadın bir şeyler yapmıştı işte. kadın ayılmayı umut ederken adam uyandı, kadına gülümsedi. kadın sahte bir gülümsemeyle karşılık verdi. çünkü aklında başka bir kişi vardı ve o an bulunduğu yer olmak isteyeceği bir yer değildi.
kadın afilli bir orospunun ruhuna sahipti. bir sevgilisi vardı, bir başkasıyla sabaha uyanıyordu ve aklında başka biri vardı. bu üç insan da alakasız şekilde birbirinden haberdardı. ama kimse o kadın hayatındaki rolünün bilincinde değildi.
kadın 2 dakika bunları düşündü. sevgili gibiymişçesine kalktılar. adam tekrar kadına sevişmek istediğini belirtti, olabilecek en kibar ve uygun dilde. kadın mızmızlandı, aklındaki kişi de onun adama yaptığını yapmıştı. rahatsız edici bir empati yaşıyordu kadın. aklındaki kişiye lanet ederken kendine de ediyordu.
kalkıp giyinirken "evet" dedi. "evet, işte hayat böyle öğretiyor adi olmayı da."
hep anlamak istediği şey, onu yatakta bırakıp kalbine kazınan kişinin olay sonrasında neler hissettiğiydi. Şimdi anlıyordu, hiçbir şey hissetmiyordu. Bir arkadaşıyla bsiklete binmek gibi bir arkadaşıyla yatmak. sabah uyanıp "hadi görüşürüz" demekten ibaretti.

acıydı, haksızdı...
dünya hiç adil değil derken ne kadar adil olduğunu düşündü kadın.
adamın koynunda uyandığı sabah, bir şey farketti kadın ve sustu.


Visa vol.6

Feriköy'de Cumartesi şarabı 10TL.
Yeşilköy'de bir Paket Djarum 7,5 TL.
Tekel'de karşık kuruyemiş 2 TL.
Kocalarımla dedikodu yapıp şen kahkahalar atmanın değerine, paha biçilemez.
Hayatta en az bir kez uçurtma uçurtmak gerekir.
Yoksa büyüyemezsin.
Belki meleklerle sevişebilirdim, biraz daha iyi olabilseydim...