14 şubat

sevgilisi olmayanlar için kötü bir gün bugün, ama seveni olmayan için her gün kötü, biliyor musunuz????

Allah'ım Ankara ver!

buz gibi hava, yürüyorum.
yüzüme öyle vuruyor ki rüzgar, yerdeki tozu toprağı bile yüzüme doğru kaldırıyor. eve daha çok var. ayakkabılarım su aldı. omuzlarımda manevi değil, bildiğin yağmurun karın ağırlığı. rüzgara karşı yürüyorum ama cüsseme rağmen rüzgar ittiriyor beni. çok yorgunum ve çok soğuk. dudaklarımın kurumaya başladığını hissediyorum. her şey çok soğuk, her şey çok zor.
yoruluyorum.
dinlenmek için elimi bir direğe yaslıyorum, o kadar soğuk ki, yapışıyor elim. taksiler durmuyor, sesim duyulmuyor...
benden başka kimse varlığımın farkında değilmiş gibi. o kadar farkımda değil ki insanlar, ben bile farkıMdalığımı yitiriyorum.
eve daha çok var.
rüzgar kuruttuğu dudaklarımı adeta "çatır çutur" çatlatııyor. kimse yok aklımda ve kimsenin de aklında yokum.
üşüyorum, titreme geliyor.
"allahım" diyorum, "allahım insanlar nasıl sokaklarda yaşıyor". cevap veremiyorum. ıslanan ayaklarım daha da ağırlaşıyor. yaşama tutundukça aşk, sevgi, özlem, kin, tutku, nefret daha da anlamsızlaşıyor. durun lan yaşamam lazım, sonra aşık oluruz diyor tenim.
sokağıma giriyorum, yüzüm uyuşmuş. "insanlar soğuktan felç oluyorlar lan" diye düşünüyorum. ağzımı oynatmaya çalışıyorum. allaha yalvarıyorum, "nolur allahım varayım eve" diyorum.
merdivenlere geliyorum. zile basacak gücüm yok, anahtarlarımı alacak gücüm hiç yok. burnumla zile dokunuyorum. 1 kat daha çıkıyorum.


içi sıcak su dolu bir küvet... ellerim o kadar soğumuş ki, üstümü çıkartmak için onlara hükmedemiyorum... yavaşça giriyorum içine.. 
adeta çözülüyor ellerim, hafif yanmalı, biraz hazlı... sabrettikçe keyifli ve sıcacık. bir yandan güvenli, huzurlu.
benim küvetimin adı Ankara...











ço' mutluyum lan...
o yüzden kırmızı yazdım.

annem, beni aşka ver...

anneler gecikse de annedir
geçer iken uğranılan
bir yer belki babalar
anneler ki hep elzem
babalar çok da acil değil.

bitmiyorlar...



boğazımdan uçuruma uğultular ve ruhlarla
oradan da göğsüme titreten bir rüzgarla
düşüp duruyor kelimeler, her biri kayboluyor
gidiyor gidebildiğince, sessizce sulanıp eriyor...


bilmiyorlar bir ayrılık var; gittikçe kayboluyor
duvarımda alevden delikler boğuluyor, yenilip duruyor
bilmiyorlar bir ayrılık var; gittikçe hapsediyor
karşımda bekleyen gölgeler; biliyorum dinlemezler...


eriyorum bitiyor...


hem de sonsuza kadar..
beni içine sor!
kaçar gibi sanki, kesintisiz kaldım...


hep aynı...


kahinar...

ha zır la b(s)e ni

hazır olduğunda söyle;
seni seveceğim.

beni de hazırla seni sevmem için.
gözlerimi ve ellerimi de hazırla.
-kalbim hazır gibi.-

sen kendini hazırla.

hazır olduğunda söyle bana.
seni seveceğim.

hazır ol sevmeme seni.
hazır et kalbini.

hazır ol!
seveceğim seni...

2012

sevgili 2012.
canım 2012.
ne güzel geldin 2012.
beni pek mutlu ettin 2012.
bütün yıl böyle güzel geçsin
çok teşekkür ederim 2012.

ışıl ışıl bir yazı...

bir kadın tanıdım tanımadan önce. kendisini hiç görmeden önce.
sanki odamın bir köşesinde duran, pek de açılmayan bir çekmece gibi.
ortak tanıdığımız herkes onun çok iyi biri olduğunu söylerdi, bir de telefonunu açmadığını pek...
istanbul'a kar yağan ve elektriklerin gidip gelmesini fırsat bilerek buz gibi olan odamda ellerimi popomun altına koymuş otururken getirdi kendini aklıma kendini.
özledim birden.
birileri sayesinde onu tanımış, onun sayesinde birilerini tanımıştım ben.
onun sayesinde tanıdığım bir adam, sevdiğine hediye seçmek için aradı beni...
gülümsedim.


hayatın insanları milyonlarca bağ ile bağlayıp, o kadar güçlü bağlamasının yanı sıra birbirinden söküp aldığı gerçeğiyle yaşarken biraz daha bağladım kendimi ona...


seni arayıp bunları söyleyemem güzel gözlü kadın ve Ankara'ya da ne zaman geleceğim bir muamma...
o yüzden kadın içimden gelmişken tüm bunlar, ertelemek istemedim hiçbir kelimemi...
 iyi ki tanımışım seni ve iyi ki varmışsın...
bugün seni seçtim pikachu!

üstümde ölü toprağı var bugün...



üstümde ayların, yılların ağırlığı var.
üstümde binlerce bedenin ağırlığı var.
üstümde türlü türlü nankörlükler, türlü türlü yozlukların ve toylukların ağırlığı var. 
üstümde senden kalma bir tişört var bir de...

dirilerden bir isteğim yok. bana ölülerden can verin. bana vazgeçilmişlerden, terkedilmişlerden haber verin. gülüp oynamaya gelindiğinde herkesin halaya katılmasından değil, koşarken düşenin üstünden atlamak yerine, onu kaldıracak onuru ve cesareti verin. 

ve ben asla kimseyi sevmeyeceğimi ve kimseye ait olamayacağımı bir kez daha anladım bugün. sebebiyse ne üstümdeki bedenlerin ne de senden kalma tişörtün ağırlığı değil...
ben onlardan olamadım.
o kadar çiğ olamadım.

hiçbirinizle dövüşemem...
sizin alınız al inandım, sizin morunuz mor inandım.

benim dengemi bozmayınız...


sessizlik elma yiyemez...


O ve ben. Bir kez daha yaşamak için, uzun değil ama! Bir kez daha sevişebilmek için, bir kez daha karın ortasında kalabilmek için sessizlikle arkadaş oluruz. 
Dünyanın bir hücre olduğunu unutmak için inşaa ettiğimiz hücrede, sessizlik perdeler kadar kirlidir oysa. Hiç hikaye yaşayamaz, şiir de okuyamaz, sessizlik elma yiyemez. 

Umay Umay
çünkü ben hep "sevmek" yeter sandım.
bir şeye başlıyorsak bir şeyi bitirdik sandım.
yanıldım.

başka türlü bir şey

sahi bu şehirde, o veya şu şehirde...
yeryüzünde sevilecek kim kaldı?
hep dedik, çok sevdik dedik, aşk için ölmeli aşk o zaman aşk dedik; farkında mısınız, hiçbirimiz hiç ölmedik.
hep yalan söyledik, yalan söylettik...
mış gibi yaptık. miş gibi yaptık. 
iki yüzlüydük hepimiz. hepitopu 1 sevişmeydi hadi bilemedin 5 sevişmeydi, bilemedin hep seviştik. ama anlaştık mı hiç?


senin kadar şiir ezberlemedim ben, senin kadar konsere de gitmedim, senin kadar acı da çekmedim, senin kadar zengin de olmadım ben. hiçbir şeyi sonuna kadar olmadım ben.
aynı şarkıyı iki aşka sığdıracak kadar aşağılıktım belki ve bir şarkıyı iki aşka sığdıranlara aşık oldum zaman zaman. bazen bir koltuğa iki karpuz sığdırmadım ama koltuklarda sevişmişliğim de olmadı değil. 


kahraman olmaya çalıştıkça bi boka yaramadığımı gördüm hep ve kahramanı olmaya çalıştığım kişilerin de birilerinin kahramanı olmaya çalışmasını izledim hep, haz ile.
sonra onlar sikilmişlikleri ile kalmışken benim ruhum can çekişti durdu hep.
ruh can çekişti.
ruhum can çekişti.


aslında tüm söylediklerim bir iç çekişti.
farkında mısınız, yanımda olmanızdan başka her şey ne kadar boş.
yanımda olduğunuz anlar bayım.
ne kadar sıcak.
şimdiyse bir kedi. bir de kitap.


kafam bulanıyor, tepem ısınıyor...
sizi sevmem bir başkasına sorun olur mu?
beni sevmeniz geçmişinize ayıp olur mu?


ne kadar çok şeyden vazgeçtik oysa ki "elalem ne der" diyerek.
hiç bitmeyeceğini sandığım her şey hep bitti.


aslında bunları dedim de, demek istediğim şuydu;
"bir kez uyutsaydın beni dizinde, ölmezdin ki..."
sonra zaman geçince her sevişmişlik, her dokunmuşluk, her öpüşmüşlük bir sihir, büyü vs...


ama bana bozulmayan bir büyü lazım. aşktan başka bir büyü.
yani sizin anlayacağınız, başka türlü bir şey benim istediğim...

sonra ne mi oldu???

...sonra
biz büyüdük ve kirlendi dünya.
merhaba!!

ben Ankara'yı seven İstanbul'lu, göbekli kız.
ben Ankara'da hiç sevişmemiş, ama her seferinde Ankara'yla sevişen kız.
ben Ankara'da hiç aşık olmamış, ama her seferinde Ankara'ya aşık olan kız.
ben Ankara'da sarhoş olan kız.
ben Ankara'da düşen kız.
ben Ankara metrolarında mutlu olan kız.
ben Ankara metrolarında kaybolan kız.
ben Ankara kafelerinde gülen, ağlayan, masumlaşan kız.
ben Ankara'da huzur dolan kız.
ben Ankarada limonata karşılığı peçete katlayan kız.
ben Cafe Classic'te 8 saat aralıksız oturup çay içen kız.
ben hep 7.cadde Nilüfer Turizm'den bilet alan kız.
ben hep 7. cadde İş Bankası'ndan para çeken kız.
ben hep gri dense de sadece güneşli günlerle gelen kız.
ben Kurtuluş'ta kulağında mp3le ve parmak arası terlikle gezen kız.
ben Anıtpark'ta içip dertleşen kız.
ben Ankara'nın sevdiği kız.
ben Ankara'yı seven kız.
ben Ankara'da öğrendiği gibi önce sütü kaynatıp üstüne neskafe döken kız.
ben Ankara'ya gittiğinde Bigos'a uğramadan dönmeyen kız.
ben Aylak Madam'da, Shaman'da, Leman'da kendini bulan İstanbul'lu kız.
ben Ankara'da kuzenleri kuzen, anneleri anne edinen kız.
ben herkes İstanbul'a kaçmak isterken Ankara'ya kaçmak isteyen tek kız.
ben Ankara'da hem özlenen, hem sevilen, hem eğlenilen hem öpülen kız.
ben Ankara'ya özlemeye, sevmeye, eğlenmeye, öpmeye gelen kız.
ben Ankara'da tuvalete kolay kolay gidemeyen kız.
ben Ankara'da hep sabahlayan kız.
ben Ankara'da en çok Sincan'ı seven kız.
ben kuş alıp adını Etimesgut koyacak olan kız.
ben gece gece Kolej'de ev bakan kız.
ben Anıtkabir'i 6. caddeden görüp heyecanlanan kız.
ben sabahın 6'sında kapıda kalan kız.
ben Ankara'da herkesten nefret eden ve herkesi temize çeken kız.
ben Ankara'da insanların gözlerinin içine baka baka enselerinden öpen kız.
ben Ankara'da yeni tanıştığı insanları dünyanın en ciddi işini yapıyormuş gibi dinleyen kız.
ben Ankara'da gayleri pandikleyen kız.
ben Ankara'da tavla oynayıp 6-4 yenilen kız.
ben Ankara'da doğum gününü kutlayan ve yıllık izin kullanan kız.
ben Ankara'da adam kaldıran kız.
ben Ankara'da adamdan kaçan kız.
ben Ankara'da zengin olma planları yapan kız.
ben Ankara'da dişini kıran, parmağını yaran kız.
ben Ankara'da mantara takılan kız.
ben Ankara'da kedi bakan kız.
ben Ankara'da oturduğu yerde kusan kız.
ben Ankara'da oje çalan, cüzdan çalan, bardak çalan... ben Ankara'daki hırsız kız.
ben Ankara'ya sığınmaya gelen kız.
ben Ankara'da her gününün fon müziği Perfect Day olan kız.
ben Ankara'da saçını sadece Ramazan'a kestiren kız.
ben Ankara'da akrostiş yapan kız.
ben Ankara'da ğğğ ğğğ diye gezen kız.
ben Ankara'da "Anadolu'dan gelen" kız.
ben Ankara'da şiirler şarkılar dinleyen/okuyan/sindiren kız.
ben Ankara'da halay çeken kız.
ben Ankara'da gay ojelerle gezen kız.
ben Ankara'da tavanda ay, perdede galata kulesi manzarası gören kız.
ben Ankara'da öpüşen bulutlar, kalp şeklinde biberler gören kız.
ben Ankara'da yemediği akşam yemeğinin salatasında gözü kalan kız.

yani ben Mina Martini. 
sizi sevmem size ayıp olur mu?

bence ışın karaca her türlü gider. alayına gider.

şimdi bakıyorum hayata 90'lı adamın aşkından ne olur amına koyim diyorum. sonra durup düşünüyorum...
ulan diyorum "sen" diyorum kendime. kendime çok samimi davranıyorum ve "sen" diye hitap ediyorum. diyorum ki "sen ulan sen, bundan tam 11 yıl önce annenden aldığın haftalık 10milyon lira ile o sevdiceğinle kaçmayı kaç kez hayal ettin?". duruyorum sonra. kendi kendimi alenen göt etmiş bulunuyorum. 2000 senesinde 15 yaşımla, isimsiz mektuplarımla, nev'in "19'unda koca bir kadın" dizeli şarkısını dinleyip hüzün yaptığım halimle yüzleşiyorum.
aşk diyorum ne güzel şey.
şimdi kalkıp giyiniyorum. 26 yaşım da benimle geliyor. cihangir'e gidip pazar günü gündüz gezmesi yapacağımı biliyorum. 93'lü kuzenime diyorum, "bu tarafa geçersen haber ver", diyor ki "ben italya'dayım bebeğim, zaten orda olsam da cihangirde ne işim var nişantaşı'na gelirsen sen haber ver" gülümseyip susuyorum. 
oje rengi seçiyorum kendime ve bugün kendimi %89 gay hissediyorum. nasılı yok, %11 de ev hanımıyım. 
şimdi siz benim ne demek istediğimi anlamadınız.
belki diyorum, belki de yüksek lisans yaparım. konudan uzaklaşıyor gibi görünsem de aslında sevgilim, senin içine içine eriyorum.


daha sevişilecek çok yatak var hayatta, bunu biliyorum.


sonra çay içip heteroseksüel toplum kisvesine yenik düşmüş tüm ahmet yıldızları düşünüyorum. gece olunca bir yıldız da içine, ta kendi içine kayacak biliyorum.
şimdiyse tek düşündüğüm lastfm scrobber'ımın neden çalışmadığı.


abim az önce dedi, van'da halka polis dalmış, biber gazı sıkmış. "e" dedim, "normal. türkiyede polis de bir doğal afet." güldü gitti. ama ben çok cooldum. bu lafı söylediğim ve coolluğumu koruduğum için kendime siz diye hitap etmeye başlayacağım...
sevgiler...
Siz.

kök

üç kere üç dokuz eder, bilirsin
birin karesi birdir, karekökü de
bilirsin.


mutlu aşk yoktur, bilirsin
ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında aşkın aşkla çarpımı 
nedendir bilinmez
garip bir biçimde hep sonsuzdur...


karekökü de yoktur!* 

aslında Kızılay Kızılay dedikleri, bizim Bakırköy'den farksız...



yokuştan inerken sadece yeşillik ve daha önce hiç görmediğim bir çok insan yığılırcasına geliyordu üzerime. o yığınlıkta kimseyi daha önce bir yerlerde görmüş olamazdım. şehrin göbeği her nedense yemyeşildi. sonra mısırcı, mısırcıyı da tanımıyordum. gökyüzü karardıkça dudaklarımı kurutan hava daha da sarıyordu sıkı giyinmiş vücudumu. alt geçitler, binilen yanlış metrolar, tuvalletten çıktığında gülümseyen insanlar... bazen her şey çoktur.
gitmek için kalıyordum belki ve belki de kalmak için gidiyordum.
aynı gece gülümseyişim yüzümde asılı da kalabilirdi, kalmadı. istanbul'un neresinden dönsem kârdı. yüklerimi otobüs terminalinde bırakmıştım, 5 gün sonra almak üzere. yüklerim bendi, benimdi. ama derler ya hani, "kalsam da bir yer için, aslında hep gidiyordum". uzun uzun düşünmedim yaptıklarımı, yapacaklarımı. "senden bana yar olmaz" dedim huzur bulduğum bir odanın Janis Joplin penceresinden bakarken. senden bana yar olmaz be şehir. bu sefer herkesi ve her şeyi uzun uzun düşünmekle vakit harcamadım. bilirsiniz sinir olduğum anlar da oldu, kahkahalarımla yan masaları rahatsız ettiğim de.

nerden gelmiştim lan buraya, ne çok şeyi buluyordum bir anda... kısa kesilmiş dedikodular, en sevdiklerine kızmalar, en kızdığını sevmeler... hepsinin içinde buluyordum kendimi... durdum bir ara kalabalığın içinde herkesin yüzüne baktım. bir kahkaha patlatacak oldum, durdum. herkese bakarken aslında bambaşka bir okulun öğrencisiymiş gibi hissediyordum kendimi. ellerime baktım sonra. sabah da ellerime bakmıştım duş aldıktan sonra. tam anlatamıyorum şu an.

canınızı sıkmış olabilirim. siz çünkü, benim canımı arada bir de olsa sıktınız. ama olsundu. 
Teşekkürler Ankara ve ahalisi...
evet, ben onu seviyorum ama onun bana susmayı, yani konuşmamayı öğretmesinden korkuyorum.
Kimi zaman kendinden nefret etmeyi öğrenmek istiyor...
neden kendine böyle bir fırsat veriyor anlamıyorum.

hunili yazı

ben seni düşünürken bazen mesela dişlerimi fırçalarken ya da onu bırak senin yanında giydiğim bir şeyi tekrar giydiğimde yani yıkanmış olsa bile ya da geçen gün parfümümü beğendiğini söyledin ya mesela o gün işte bir de bazen çoğu zaman aslında yani bugün seni düşünüyordum yine mesela radyoda alakasız derecede eski bir şarkı sen sevmeseydin o şarkıyı belki bilmezdim diye düşündüm ve tüm bu düşünmeleri ardarda yaptım lan diye düşünürken otobüsten inecek oldum senle otobüse binmiş miydik diye düşündüm yani ben hep aslında senle falan yaşıyorum ama rüyamda gördüğümde daha garip ve daha sıcak çünkü rüyamda yakın oluyorsun hep iyi davranıyorsun bana diye düşünüyorum kötü gördüysem yani ben rüyamda senin bana kötü davrandığını görsem silerdim bence diye düşündüm bak şimdi de sonra üzüldüm de biraz bir de ben diş fırçalarken dedim ya demin mesela sağ elimle fırçalarım dişimi ve sol elimi nereye koyacağımı bilemiyorum ve hep bunu düşünüyorum neden bunu düşündüm yine diye ama bazen de seni düşünüyorum sadece diş fırçalarken değil sıkça geçiyorsun aklımdan ama bazen demin mesela kara fatma gördüm yine seni düşündüm bu garip tabi biraz biraz derken bira içerken de seni düşündüğümü düşündüm şu an örneğin garip tabi evvela.
özlüyorum yani seni.
"bizim birbirimizden başka kimsemiz yok, bizi biz yapacak başka bir şehir daha yok" dedim.
"sizi çok seviyorum" demeyi de ihmal etmedim.
çünkü herkes bir defaya mahsus bile olsa yaşadığı anın hatasını hayatına sürükler. 
o hatayı o hayattan sürgün edebilecek tek kişi / kişiler ancak, "kız kardeşler belki de anneler"dir.
03-10-2011 / istanbul

7 saatlik yolda hep düşündüm, insanlar birbirinin hayatına neden girer? yok lan şaka ölü gibi uyumuşum. bu söylediğimi şimdi düşündüm. cuma günü ani bir kararla gittiğim ankara'da yine son derece keyifli vakit geçirdim. böyle suyun üstünde kayar gibiydim sanki.
herkesin orada olduğu, rakı içtiğim, içip sapıttığım, bir erkeğin zavallılığını gözlerimle gördüğüm ve -evet- gülüp geçtiğim, bunun dışında güzel bir sürü insanın zayıf yerlerini gözlemlediğim,bir o kadar da zayıf yerlerimi gösterdiğim, bir adamın duymak istediği şeyi söylemek, bir kadının öylesine içten güldüğünü görmek...
...derken geçti bu hafta sonu da. hatta belki en eğlendiğim ankara yolculuklarından biriydi. salt eğlence manasında.


bir de sırf bu orospu çocukluğunu unutmamak için yazayım buraya, sonra "sen canımsın" diyerek dizime kapanan insanları affetme zayıflığında bulunmayayım. diyorum ki, insanlar en çabuk kendine sadakat, sevgi, şefkat gösteren insandan vazgeçebiliyor ve atarlanabiliyor. yoksa sizin efendim sizin ağzınız süt kokarken ben böyle orospu çocukluklarını zaten görmüş geçirmiştim.


ama ankara var işte. ankaranın denizsiz ama yosunlu kumaşı var.

sübügdudagyanaggöbeg



belki de bir tek sana anlattığım bir çocukluk anım var benim.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Kim anlayabilir içimdeki kaygısız acıyı, nasıl atılırım kaygılara fark etmeden, nasıl yıkılırım, yenilirim kendime!... Aynadaki yeşil gözler "uyu" der bana, "git... yat... uyu..." Uyutsaydın beni, ölmezdin ki!... Aşkın keşke Mozart yanını sevseydim. Keşke, o zaman yanmazdı canım. Ve içerde kitap okuyan kadına "beni bırak" diye yalvarırdım her saat başı yeniden... Kızma bana! İstersen Uyutma! Seni hep affederim...*

*Umay Umay
beklemek, adı mıdır zamanın?



sevgilim!
o gün söylediklerimizi yaşamak mıydı kaderimiz?
belki de kederimiz...
yıllar önce sevgilim, yıllar önce tükürüp bugün yalamak varmış kaderimizde.
sevgilim...
sen o cümleleri kurmasaydın, konuşmasaydık karşılıklı...
bugün neresinde olurduk hayatımızın, hayatlarımızın.
yıllar önce sevgilim, yıllar önce... 
biz seninle bu acıya göğüs gelebilirliğimizle zaten yüzleşmiştik sevgilim.
ölümden daha ızdıraplı sahnelerde oynadık seninle, yıllar önce ölümü bu kadar tiye alma sebebimiz bu muydu sence?...
geçen yıllar ve tüm bu yaşananlar bana tek bir şeyi söyletiyor;
bir yerden aşağı, çok aşağı düştüm. zaman solgun, sessiz, gri bir koridor. 
orada beraber daha çook uzun zamanlar üşürüz biz...

değil mi sevgilim; benim... 

sen...


hıçkırık sesi,
kalbin iğnesi,
hatıra izi,
filmimin sonu,
annemin yüzü,
tuzumun buzu,
saçımın teli,
yaramın tozu, 
son öpüş gibi...

sen benim aşk mektubumsun...*
*umay umay
söz veriyorum.
ben en başta "gitme" diyebilseydim
 ya da 
sen hiç gelmemiş olmayı becerebilseydin 
daha mutlu olmazdık,
 sevgilim.

fonda:queen - love of my life.mp3

rüyalarda buluşuruz


selam biz böyle takılırız. şaka şaka, ergen gibi içip ağladığım sanılmasın. bu benim rüyamın fotoğrafı. birinin gözyaşı ben ve bir bira kapağı. bunlar arkadaşımmış. gözyaşı benim için ağlayan birininmiş. sıcacıktı lan hissettim hatırlıyorum. bira kapağı ise sanırım orada bize dahil oldu, emin değilim, eski bi arkadaşım da olabilir.
hayırdır inşallah...



kendime not: evetbu ara yalnız ve mutsuzum!
hiçi sevdim.
hiç de beni sevdi, hiçleştik.
ona çokumu verdim,
hiçini aldım.
piç etti içimi.
içliyim.
hiçini al, çokumu ver...*


*gaye su akyol
eğer bir şeyin hayalini kuruyorsan, o şey asla hayalini kurduğun şekilde gerçekleşmez. gerçekleşebilir belki, ama o haliyle değil. o yüzden hayal ettiğin şeyi bir bakıma hayatından silmiş olursun. o anı bir daha asla yaşamayacaksındır.*

iyi ki varsın, iyi ki sevmişim seni...

yavruağzı bir yuvarlak var ortada, çiçeğe benziyor ebruli
tirşe bir telaş var şu köşede, uçuk mavilerin arasında
şarkılar bir renktir çoğu zaman, ben bir ressamım işte o zaman


özenle seçilmiş sözcükler yüzlerce aday arasında
sıkıştırılmış bir tuğla gibi artık ayıramazsın birbirinden
şarkılar bir şiirdir çoğu zaman, ben bir şairim işte o zaman


oyun var oyun var şimdi  başlıyor, ancak hangi yan sahne belli değil
bu kaçıncı perde hiç yorulan yok, gerçeklerde düş var düşler gerçeklerde
şarkılar bir oyundur çoğu zaman ben baş roldeyim işte o zaman


sen varsın iyi ki varsın yanımda dokunmak istiyorum saçlarına
yaşamak zor gerçekten zor birlikte, şu resimde bu şiirde 
şarkılarım senindir her zaman, ben sen oldum işte o zaman...

yalnızlık yemini

çamaşırlarımızın aynı ipe asılıp, aynı sepette ütüsüz tişörtlerimizin olacağı, ayakkabılarımızın dolapta üstüste duracağı günler yakın sevgilim. en az, "10 dakikaya evdeyim, istediğin bir şey var mı vee bir kahve yapsan nasıl mutlu olurum" demek için beni arayacağın günler kadar yakın...


benim yeminim yalnızlık yemini sevgilim, sen gelene kadar bozulmayacak...

ben hep koştum!



ben normalde bugün iş çıkışı yarı baygın bir şekilde eve gelip, bir duş alıp, feysbukuma, lastefemime ve tivitırıma bakıp yatacaktım. ama ne yaptım?
geldim, marketlerde kedi kumu kabı aradım, whiskas olmayan mama aradım, kedi kumu buldum, koşa koşa eve geldim. anahtarla açtığım kapıdan beni vanilyalı kızım shela karşıladı. gördüğüne sevindiğini gösterircesine bacaklarıma süründü, mırmırmır dedi. koştum odama balıklarım gabriel ve raphael'e mamalarını verdim. koştum içeri shela'ya tavuklu mamasını verdim. o hapur hupur mamasını yerken koştum kendime biraz süt koydum. sütü de ısınsın diye dolaptan çıkartıp tezgaha bıraktım. sonra koştum shela'nın yeni kum kabına yeni kumunu doldurdum. o sırada o da mamasını bitirdi hemen çiş yaptı. sonra o yalanırken koştum gabriel'in ve raphael'in suyunu değiştirdim. fanusu abimin odasına koydum, çünkü shela onları farketti :) sonra minik ve sivri dişli kedi tarağını alıp shela'yı taradım. gözlerini kısıp mırıldanmasına paha biçilemez.
ardından mutfağı topladım kahve yaptım ve şimdi oturdum inanılmaz bir sevgi yoğunluğu ve huzurla bunları yazıyorum. içimde verilmeyi bekleyen ne çok sevgi ve şefkat varmış, ben bile şaştım...


ve tüm bunları ben ben olduğum için yaşıyor olsam da, adı geçen tüm minik kalplerimi hayatıma sokan gündüzyüzlükız'a ne kadar teşekkür etsem az. hayatıma giren bir minik kalp olarak ona da teşekkürlerimi iletmeden geçemezdim...


çok çok teşekkürler :)
"kadınsın lan sen" dedi gülümseyerek; yan yan gülümseyerek. sonra da, "çok güzelsin" dedi. pürüzsüz cildim değildi bahsettiği. 
O, benim içimi görmüştü...

beni çağırdığını duyarak uyanmak...
daha güzeli beni senin uyandırman olabilirdi, sevgilim, benim...