ay lav yıldız teknik üniversitesi!

bu aralar her şey garip ve hızlı bir şekilde ilerliyor. beklenmedik, şaşırtıcı ve güzel de aslında... günlerim uzadı, en güzeli bu. odam süper evet, hıhım :) yaheyya...


canımı sıkan tek bir şey var... canımı sıkan da değil aslında. nasıl anlatsam bilemiyorum. hayatınızda hiç, birini son kez görecekmişsiniz gibi hissettiğiniz oldu mu? ama bu sonluk ölüm gibi bir şey değil, bu sonluk vazgeçmek gibi, vezgeçilmek gibi... tuhaf bir duygu yüklendi bir süredir omzuma. bak yazamıyorum, anlatamıyorum da. "son" kelimesinin ironik olarak bir başlangıç olmasının altında yatan bir durum gibi. zirvede bırakmak gibi de olabilir. ofisten ayrılırken iki arkadaşımın "bu gece soooooğğğnn" demesi gibi de olabilir. hani son olmayan bir sonluk bu. 
yok anlatamadım. yıllar sonra bu yazıyı okuyup haklı mı çıkmış olacağım acaba...


her neyse, ne diyorduk. dün akşam yarım ekmekle menemen yiyerek kendimi aştım. ama azimliyim ağalar. hep sağlık, saf sağlık. o yüzden öğlen arasında sigara bulsam iyi olacak...


bu da şüpheli bir şey işte...

Visa Vol. Dacar


sanayi mahallesi - taksim metrosu 1.65 TL,
cem adrian konseri - 34,5 TL,
dürüm kola çay 10 TL,
Dacar'la konserde hüzünlenmenin tadına paha biçilemez...

aşk ki ay değil
güneş tutulmasıdır diyordum
dudak büküyordun bana
oysa ilkokul bahçesindeki isli camların ardından
gülüyorlardı sana...*



*sunay akın

...


yarım kaldı, sende kalsın yarım
tadın kaldı ben de kalsın tadın
bir daha dokunursan, bir kez daha bana dokunursan
karışırız karışır dünle yarın
bizi üzen neyse burda bitsin...
bugün ilk defa bir sevgilim olmadığı için üzüldüm. çok güzel bir haber almıştım ve çok üzüldüm lan... çok garip bir duyguydu. biri sevgilim değil diye üzülmedim. sevgilim yok diye üzüldüm. halbuki hep "abi olsa dert olmasa dert" diye geçiştirdiğim bir durumdur bu.
ve kimseyi koyamadım o noktaya. kimseye o hevesle veremedim bu haberi.
çok garip lan. ilk kez böyle bi eksiklik hissettim. sanırım "aamaaan yalnız geldim yalnız gideceğim, sikerler" diye atıp tuttuğum, estiğim gürlediğim günler geride kaldı.


sadece beni gerçekten seven herhangi biri tarafından takdir edilmek istemiştim oysa ki.
bu kadar...
"arkadaşları birbirine bağlayan birçok şey var...
utanç verici bir olay üzerine beraber gülmek, ihtiyaç anında birbirini rahatlatmak, affetmek için kalbimizde o gücü bulmak. Ama arkadaşları birbirine en çok bağlayan, her şeyi değiştiren bir sırdır"


arkadaşlar...
neye arkadaş dediğimize de bağlı ama geçen akşam arkadaşlarımla konuşurken neler neler konuştuğumuzu düşündüm de şimdi. o ha abi neler neler konuştuk. nelere o ha  ha dedik. ne sırlarımızı söyledik bilmem kaçıncı kez. 
şimdiye kadar çok kez kazık yemiş ve belki de atmış biri olarak(yo yo bilu sen kazık atmış olamazsın) orada bulunan kişileri düşündüm şimdi. ne kadar da güzeldiler. kahkahalar atarken de, tartışırken de... şimdi yukarıdaki yazıyı okuyunca aklıma geldi. iyi ki varlar lan...
canlarım benim..

bir kıpırdarsak yolun sonuna kadar gidebilirmişiz gibi...
bir kıpırdarsak yüzümüze güldüğümüz gibi ardımızdan da gülebilirmişiz gibi...
bir kıpırdarsak içmize hızla yürürmüşüz gibi...
bir kıpırdarsak birbirimizi daha çok sevebiliriz gibi...


...geliyor sana.
aslında bana da. 


"ama üstümde beyaz gömlek var, dürtme içimdeki narı..."*




*birhan keskin

cemal süreya kimdir bilmeseydim, çok daha mutlu olabilirdim...

aynen öyle. 
eğer cemal süreya okumamış olsaydım, şiirlerini, yazılarını hayatıma katmamış olsaydım daha çabuk sevebilir, daha çabuk sevilebilirdim her seferinde. ama okuduk işte erkenden bildik adamı. o aziz adamı. bir insanı böyle güzel sevebilmekti aşk, çok sevebilmek değil ki. onun şiirlerini okudum sevdiğim kadınlara bugün, onun şiirlerinde andım ilk aşkımı, onun dizelerinde hırpaladım yıllar öncesinin esmerliğini ve onun şiirleriydi yüzüme sille tokat girişen. bana cemal süreya'nın bir şiirini söylemeyen adamları sevemedim hiç, cemal süreya'nın kitabından bir sayfanın altını çizmeyenleri sevemedim. işin en kötüsü ben hiç, cemal süreya'nın sevdiği gibi sevilmedim.


"aklıma kadeh tutuşun geliyor, Çiçek pasajı'nda akşam üstleri" demedi sevgililerim bana, çiçek pasajına götürmediler bile. Ayışığında oturduğumuzda bileğimden öpmediler beni. kapı aralığında soluğumdan öpmediler beni. kimse mutsuzluğa varolmadı benimle, olmasını istemedim de. "sesinde ne var biliyor musun, eski öpüşler var" demediler bana, dedirtmedim belki. geçmişe bakmadan, kimseye ihanet etmeden yaşatamadım kendimi kimsenin içinde.


şimdi aşk diye düşündüğüm şeylerde yine bir dizesi gelir zihnime Cemal Süreya'nın. Şöyle der;
"Yürüyor muyduk,
Yoksa bir doğa parçasının 
Altını mı çizdiriyorlardı bize?"


ne yapıyorduk bilemedim ey sevgililerim, aşık olmuyor, aşklaşıyorduk belli ki...


Çünkü bilirsiniz, içim akar benim bir mısraya, kanım akar hatta. sürekli anlam yüklerim kelimelere, taşıyamayacaklarını bilsem de.
yine de ötesine geçemediklerim vardır. Şöyle derler;


Kuşlar toplanmış göçüyorlar,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
...
Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka,

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
...
Hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek,
Keşke yalnız bunun için sevseyadim seni...
...
Uzaklardaydın, oracıkta, öbür kıtada,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
...
İkinci bir parıltı var senin bakışlarında,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
...
Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...


Şu sözler söylendikten sonra, bunun üstüne laf söyleyemeyen kimse inandıramaz beni aşka. 
Şimdi sen ey sevgili!
"Bana bir laf et ki binlerce,onbinlerce görüntü anlatamasın!"

Şimdi ey aşk, "önce öp, sonra doğur beni"

bir sabah hayatımdaki en tatlı kadınlarla Cemal Süreya okunduktan sonra tüm büyüsüyle yazıldı.
19052011 
aynı yazarın, aynı kitabının, aynı noktası burkmuşsa içimizi aynı gecede, işte ben buna tesadüf diyemem. ben buna aşk da demem sevgilim korkma, ben buna küçük bir büyü derim. uzaklaşan ellerimizi arada bir birbirine değdiren bir büyü. değdiren ama tutmasına izin vermeyen bir büyü. şimdi gülümsedim sevgilim, ama içimden. yüzüm gülmedi ve sen yanımda olsaydın anlardın hep anladığın gibi "noldu" derdin, "bir şey mi diyeceksin?". Sonrası yok sevgilim.
Sonrası kalır...
Sonraya hep bir karanfil kalır...


biz ki bir konuşuruz, geriye on şey kalır.

uçuyor kavallar!

bu tip yazılar yazarken aslında kendimi garip hissediyorum "eleştirmen değilsin ki sen" diyorum. ama müşteriyim lan ben diyerek kendimi haklı çıkartıyorum. neyse, uzun lafın kısası, dün çok sevgili bir dostumla seni görmem imkansız konserine gittik. saat 22:45 civarı soluğu Nublu'da almıştık ki ekip üyelerini sokakta rakı içerken görünce gülümsedik. Biraz konuştuktan sonra içeri girdik.


Seni görmem imkansız iki güzel kadından oluşuyor ve tam olarak yaptıkları müziğin türü nedir bilemiyorum. inanın bilemiyorum ama çok seviyorum. deneysel müzik diye bir şey varsa eğer, bu onları anlatabilir. Sahnede bir masa, önlerinde minik klavyeler ve bilmediğim bir teknik ekipman daha, bir bardak da rakı!
Allah'ım, bu ne keyif. Zaten çok sevdiğim şarkılarını dinlemeten yeterince zevk almışken, bir de o ekipmanları sayesinde müzik alt yapısı daha da bir ortaya çıktı. Daha çok izlenmeli, daha çok takip edilmeliler. Bu iki güzel kadın Gaye Su Akyol ve Tuğçe Şenoğul. Gaye Seni Görmem İmkansız dışında Toz ve Toz'da da yer alıyor. Daha önce de Mai'de yer almış. Tuğçe ise hem Kahinar'da hem de Seni Görmem İmkansız'da. Gaye resim çiziyor, Tuğçe blog yazıyor vs. Daha araştırsam neler çıkar. Yani her yerde bu kızlar... 

Konser sırasında ikisi de pek neşeliydiler ve dinleyenler de pek keyifliydi. İtiş kakış olmadan kimisi yerde kimisi ayakta şarkılara eşlik eden de vardı, sohbet eden de. Ancak arkamızda bir çift ayarsız bizi sinir etmedi değil. Çok mutlusun adlı şarkılarını da yanımda boylu boyunca duran Mabel Matiz'e armağan etmeleri de jest oldu.

bu grubun henüz bir albümü yok. Olsa ne iyi olur mu? bilemem. ama şarkılarıyla bir yerlere dokundukları kesin. bir kaç yeri sallayıp bir kaç taşı yerinden oynattıkları kesin. bulun onları, dinleyin, izleyin, sevin...


Mehmet güreli'nin "kimse bilmez"ini bir de onlardan dinleyin,
en gizli ve çürük oda'da bayılın,
saygım var, kum enfes kokar'da kendinizi kaybedin,
çok mutlusun'u damardan alın.
dahasında da bana teşekkür edeceksiniz zaten...


ha bir de kafalarındaki şeyler kaval. adını bilmediğim böyle de bir şarkıları var, uçuyor kavallar!

Mabel Matiz - Arafta



ben bu adamla bambaşka bir şarkıda tanışıp, bambaşka şaraplarda bambaşka sokaklarda, bambaşka barlarda yaşadım. En sevdiğim şarkısı kliplenmişken, sadece göğsüm kabardı ilk izlediğimde. dedim ki "o ha". bunu diyebildim tüm hüznümle. sanki o şarkılarını tümünü benimle yapmış, o şarkılarda çok büyük emeğim varmış gibi gururlandım. elindeki gitarı ben almışım, üstündeki gömleği ben dikmişim gibi gülümsedim sahnedeyken. şimdiyse bu klibe bakıp, bir bebeğin dünyaya gelişine şahit olur gibi, bir çiçeğin bahara açışını izler gibi heyecanlanıyorum.
mabedimde kutlusun mabel,
kutlu kal.
(3 yıllık blogumdaki tek video)

masal


seninle güzel bir masala imza atabilirdik sevgilim. 
sen ve ben "biz" olabilirdik.
olamadık. 
sen olamadın...

değil bir masala inanmak,
bir masal yazabilirdik sevgilim.
ama sen yoktun.

şimdi ben gülen çocuklara kendi masallarımı anlatıyorum.
evet gülüyorlar, ama geçiyorlar.
sen olsaydın eğer,
bizim masalımızı yaşamak isteyebilirlerdi.
sen, olamadın!
SANA GİDEN YOLLAR KAPALI

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni.
Ne kadar yakınmdan ve aradan uçtum
İnsanlar evler, aramızda duvarlar gibi.
Uyandım uyandım hep seni düşündüm.
Yalnız seni, yalnız sesnin gözlerini.
Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli.
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum oradan oraya,
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki.
Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
Kaç kez sana uzaktan baktım 5:45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki.
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi.
Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki.
Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki.
İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi;
Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu,
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri...


Cemal Süreya

kaç söz?

böyle yaz, böyle yazı mı olur?
pus oturmuş ağırlığıyla denize
göz gözü görmez bir mavi.
sus pus bugün buraları, anonslar ince
diyorlar ki;
böyle yaz, böyle yazı mı olur?

tek heceye mecalsiz sırılsıklam, kıpırtısız yokmuşum gibi.
gözlerim açık, telefonda elim, seni özledim.

ne çabul almışlar kederlerini, ne çabuk almışlar hüzünlerini..
daha mı fazlaydı ağrısı kalbinin doludizgin benden önceki?
kaç söz kurtarır, nefessiz kaç kulaç çıkarır beni sana?
kaç söz?


aşk gibi bir şey...

BANUÇ
ÖZZY
DUKİTO
DACAR
KRALİÇE
ve günün konuğu 
MABEL MATİZ...
hepinizi canım kadar seviyorum.
iyi ki varsınız amına koyim lan!

Sevgili Sementa

"Sementa!!


Sementa diye bir kadın tanısam asla karşı koyamaz aşık olurdum. Çok net aabi!! Düşünsene adı sementa. sementa asla çirkin olamaz. buna eminim. bir arkadaşım beni arayıp "hacı sementayla sinemaya gideceğiz, testere13'e" dese bile koşarak giderim. izlediği filmleri izler, dinlediği müzikleri dinlerim. Elma şekeri falan alırım ona. Olmadığım biri gibi bile davranır, -ki bunu hangimiz yapmıyoruz- olmamı istediği kişiye bürünürüm. Sementa olsa hayatımda, durmaksızın güler ve güldürürüm. ama yok. geçmişim isabellerle, güneşlerle anabellerle, o kadınlarla dolu olsa da, sementasızlık bazen çok ağır."



- Serap, evlenelim mi?
-Kudurdun mu lan?

garbage

önce derin bir nefes çekti kadın, kamyonun önünde. gülümseyip gözlerime baktı ve "birgün şöyle derin bir nefes alacağım, bahar gelecek. Çünkü bütün bulutları alacağım içime. Sonra da beni çöpe atarsınız" dedi. gülümseyerek kalakaldım. "garbage deriz ondan sonra sana" dedim gülerek. bir sigara molasındaydık. geçti gitti...
bugün çok garip bir şey oldu. çok büyük bir arkadaşlık ve incelik mercii olan(!) facebook'tan beni yıllar önce yakın arkadaşım olan bir kız eklemiş. bunun nesi enteresan derseniz, bu kız daha ben o yaştayken hep hayatımda olmasını istediğim ender insanlardandı. o zaman da en az şimdiki kadar maldım gerçi, hemen canım cicim yapardım insanları. neyse, ama bu kız tüm arkadaş ortamımızdaki kızlardan ve erkeklerden farklıydı. onu daha bi severdim benbundan 7 yıl önce onunla küsmemiş olsaydık, istiklalde gece yarıları kolkola kahkahalar atıyor olurduk eminim. sonrasında aynı arkadaş ortamında veya karşılaştığımız yerlerde hep kötü kötü baktı bana, neden küstüğünü bile anlamamışken her şey ortaya çıkıverdi. tam bir kızdı o, benden hoşlanan çocuktan hoşlanmıştı. o ha bu bloga ilk kez böyle bir şey yazdım. çok tuhaf. sonra onlar birlikte oldular yıllarca. sonra ayrıldılar falan 1 yıl önce sanırım. şimdi o kız beni eklemiş.

çok garip ya, içimde tuhaf bişey hissettim. kırık gibi.yok değil. nasıl desem. hani keşkeletti beni. garip lan amına koyim... kabul ettim arkadaşlık talebini ve "bu kimdi yeaaa 20 ortak arkadaş varmış" dedim. fotoğrafına bakınca da kaşlarımı kaldırarak gülümsedim, "aah" dedim.

tuhaf, hassaslaştırdı beni şu an için...

Ankara: Frigya dili ve Yunancada Ἄγκυρα ("Anküra" okunur), Gemi çapası demektir.


aşti,
7.cadde,
sevgi,
ilgi,
dostluk,
köfte ekmek,
sucuklu yumurta,
bol sigara,
3. cadde,
leman,
kanka tabağı,
tekila,
viski,
vodka,
kusmuk,
kahkaha,
özlem,
mordevrim,
anı,
hatıra,
gözyaşı,
kavga,
gülümseme,
tarot,
anne,
anneanne,
dede,
efes dark,
passage,
cafe classic,
seven,
iğrenç lokma,
abi çok kötüydü yeaaa,
beşevler,
bahçeli,
monitör üstü tozu,
yıllanmış soda,
tavanda ay manzarası,
ted mosby,
ah aha ahahha,
ankaray,
ikilik öğrenci,
ulus minibüsü,
paso,
"valla aben yabancıyım,bunu verdiler"
lahmacun,
olips,
tuzlu fıstık,
survivor,
ışın karaca,
uyku,
uykusuzluk,
duş,
tuvalet,
kuyruk,
türk kahvesi,
yastık kavgası,
kayıp alf,
patti smith,
çoluk çocuk,
"aaal"
nargile,
100 şekerli nescafe,
kapı koluna takılan kazak
djarum black,
itiraf,
şişe çevirmece,
i never,
striptiz,
olmeca'ya saxo,
küçüğüm,
seks,
kamasutra,
i phone4,
"selam biz sevgiliyiz",
guruldayan mideler,
cem adrian,
sarı gelin,
aygız,
bezelye,
bezelye :),
kereviz yaprağı,
çılgın kamil koç kornası,
sümük,
tıkık,
ağzımdan fırlayan lolipop,
nihat doğan,
pascal nouma,
ankara kedisi,
sokak kedisi,
azarlamacı taksici,
truncu volvo c30,
otogarda çay,
otogargara,
tekrar aşti
ve
neslihan,
elif,
şeyda,
ayça,
süleyman,
cansu,
burak...


tüm bunları topladığımızda içimde yemyeşil bir ışık topu. biraz kımıl kımıl, biraz gergin, büyüyüp patlar belki...
sen de ki heyecan, ben diyeyim ki huzur, o desin ki mutluluk...
işin sonuda o ışıklı top Ankara'nın ta kendisi...

Dikkat Arafta Şüpheli Bir Şair Var...


29 Nisan 2011'de iksv'de yaşanacak duygu çalkantısından ben sorumlu değilim...

Mabel Matiz, Mabel adını Kumral Ada Mavi Tuna adlı romandan alıyor. Matiz ise müziğini en iyi tanımladığına inanarak adına eklediği ve "çok sarhoş, düşkün kimse" anlamlarına gelen eski Yunanca kökenli argo bir kelime. 2008'den bugüne gitar-vokal ağırlıklı kaydettiği şarkılarını ve cover demolarını kişisel web sitesi üzerinden anonim olarak yayımlayan Mabel Matiz, 2009'da müziğine ilgi gösteren Engin Akıncı ile tanışarak ilk solo albümünün hazırlıklarına başladı, Alper Erinç ve Alper Gemici ile bir araya gelerek stüdyoya girdi. Matiz, kendi adını taşıyan ilk albümünün ilk konserinin heyecanını Salon takipçileriyle paylaşmaya hazırlanıyor

Kapı Açılış : 20.30

Biletler : Masa düzeni 25 TL Öğrenci 15 TL
aslında sen tüm o güçlü görüntünün ardında ne kadar da "çürük" ve "edilgensin" sevgilim...

yapan değil, yapılan...
arayan değil, aranan... (burada bulamamayı da ekliyorum haliyle)
isteyen değil, istenen... (bu nedenle asla seçemeyen, seçilmeyi bekleyen)
anlatan değil, anlatılan...
elde eden değil, elden ele dolaşan...


bir şeylerin olması için çaba sarfetmeyen, çabanın ne olduğunu bilmeden, boyun büken...
o kadar zayıfsın, o kadar edilgensin ki sevgilim, aslında istenen bile değilsin belki de. istemiyorum seni ben bile... kendinin bile değilken nasıl başkasının olabilirsin ki...
özgürlük naraları atma bana "kimseye ait değilim, özgürüm" diye. çünkü sana vurulan zincirlerin anahtarını atıverdin çoktan uçurumdan. acı çekersem, üzgün ve mutsuz olursam kimse bana bulaşmaz diye düşünüyorsun. haklısın. insanlar senin için "o öyle" diyor bana. "o öyle, o pasif, isteksiz"... bir taş gibi, bir kaya gibi görünüp dokunduğumda kum olan...

"peki" diyeceksin, "peki madem bu kadar iğrencim, neden yazıyorsun bunu bana?"
cevabım yok, hislerim var.
acını görüp, hoş olmayan bakışlarla bakıyorum sana, neden sence?
sen bile cevaplayamazsın bunu!?

ve sen, sen sevgilim...
sevmeyi bilmediğinden sevilemeyeceksin asla...

ne kadar denersen dene olmuyor değil mi sevgilim?
sevilmiyor bir başka ten.
o kadar benziyoruz ki, gülmeden edemiyorum.
o kadar huysuzsun ki şaşırmadan edemiyorum.

o kadar aynıyız ki, düşünmeden edemiyorum sevgilim. sana bunun olacağını söylemiştim. "bunlar bunlar olacak, sen böyle diyeceksin ben de böyle" dedim.
ben demiştim sevgilim. sanırım ilk kez senin hakkında yanılmadım.

o kadar üşüyorum ki tenimde diken diken oluyor adın.
o kadar üzülüyorum ki, kimse öpmüyor içini avuçlarımın.

gülümseyerek kapatıyorum gözlerimi şimdi.
ne olur gel rüyalarıma.



Viyana


Viyana ne yana düşer?
içim kıpırdadı...

D


söyler misin, bir sigara içebilir miyiz beraber?
sen ve ben, bir sigara içer miyiz?
sigara bir içer miyiz?

anlatacaklarım var sana, bir sigara molasında. ama içebilmemiz gerekiyor o sigarayı. sen ve ben, bir sigara içebilir miyiz beraber. ölmeye yaklaşarak ama yaşamanın tadını kutlayarak...
buz gibi havada bir kapı önünde içerken sigaranı, dersin ya "bitmedi gitti meret, dondum"... İşte öyle uzun sürmeli.
...ve sıkıntının ortasında, cihangir kahvede elma çayının yanında içtiğin gibi keyifli...

bir şey takılıyor aklıma, soracağım, soramıyorum. ama artık sormam gerek biliyorum; "bir sigara içebilir miyiz beraber?

belki de bir sigara içmeliyiz beraber,
şimdi değilse de, başka zaman içeriz bi' sigara belki...
ortada kalan her suç benim olsun, anlaştık.
yeter ki yok olun gidin artık hayatımdan...
ne kadar da önemli bi insanmışım ki herkes birbirine girdi ardımdan vay anasını wuhuuaaa!!!

lise günlerimi de özlemiştim, iyi oldu 2-3 gündür hatırlattığınız pek iyi oldu amaçsızgiller. sizin deyiminizle "masaya para bırakıp" gidiyorum ben artık...


aklıma takılan soru: "herkes bu kadar güneşli güzel geçirmemizi istiyorsa, neden bunlar yaşandı?"

ona da tamam...


“Bir kadın, eğer aptalın teki değilse, er ya da geç enkaz halinde bir insan müsveddesiyle karşılaşır ve onu kurtarmayı dener. Kadın bunu yapmayı bazen başarır. Bir kadın, eğer aptalın teki değilse, er ya da geç aklı başında sağlıklı bir adam bulur ve onu enkaza çevirir. Kadın bunu yapmayı her zaman başarır.” - Cesare Pavese’nin günlüğünden.

buradan çaldım
süleyman!!!

bana bu uykusuz şehri niye bıraktın???
...ve işin sonunda, hoş geldin Anabel.

Sis

iki şehri var gecenin, biri gözümde tütüyor; birinin dumanı üstünde. yağmur gibi çöken siste bana bu uykusuz şehri niye bıraktın? göze alamadığım bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin. gece değil istediğin, hayli karanlık bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak hevesindesin. gözlerinden anlıyorum, henüz bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimse. gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız, göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir. öyle acıyor ki gözlerim, kim bağışlayacak? sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim. biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz biri sis içinde kirpiklerine kadar açık. bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum konuşkan gözlerinde tek sözcük bile. gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde kimsenin kimseye gözleri değmiyorsa şiir niye?
~asılı kaldım bir ipin ucunda...~
çizgiler çizik çizik, hem içimde hem dışımda.
anne, bileklerimi sen mi diktin.
sevgilim, bileklerimi sen mi kestin?

eski sevgili deyip geçmemekte, eski dost deyip geçmemekte üstüme yoktur. bir insanı bir kere sevdiysen, bir gece yıldızların altında susuşmuşsan ya da konuşmuşsan, bir sabah uyandığında yanında onu görmüşsen, hasta diye ilaç aldıysan ya da meraklandıysan, uzun süre görmediğinde kokusu burnuna geliyorsa, "bu şarkı o lan" diyorsan... bunların tümünü ve fazlasını 1 kişide toplayabiliyorsan sevmişsindir lan sen o insanı, en azından ben sevmişimdir. sonra nefrete dönüşemez o sevgi. ister sevgili, ister arkadaş, ister dost olsun adının çok da önemi yok gibi geliyor bana. bundandır herkesin resmi asılıdır duvarımda. bakıp gülümserim, bazen özlerim. özlediğim onların o bildiğim kokusu, bana gülümsemeleri, sırtımı sıvazlamalarıdır. şimdiki onlar değildir ya hani. o yüzdendir masamı süsler eski sevgililerimin ismini verdiğim çiçekler. her sabah birini daha çok severim. hayatımın her bölümünde birini daha çok sevdiğim gibi.

gelelim bugüne. bugün zor uyandım. aylardır uyandırma melodim olan earl grave'i değiştirmeye karar verdim. çorba içip çıktım evden. hava kapalıydı ama sıkılmadı içim... güzel günler gelecek biliyorum. giden herkesin bıraktığı güzellikler kalacak kucağımda.


bazen bana bir kez daha sarılman için üzülmeni dilediğim, yeminler ettiğim olmuyor değil. ama ayağımı kaldırıyorum hep, inan bana sevgilim...


ve buraya ne yazarsam olduğundan yazıyorum a dostlar; bugün sevgilim bana sürpriz olsun diye yemek yaptı.


kadın gibi, kısrak gibi...

bir kadın var orda hala soylu hala sır...
var ya kardeş mardeş dost falan da yalan bir noktada. varsa yoksa para amına koyim, en çok da bu ağrıma gidiyor lan...

senden sonra

senden sonra

bisiklete bindim

film kiraladım

çiğdem çitledim

şarkı söyledim

az konuştum

annemi dinledim

yeniden başladım

telefonlar çaldı

kimseyi iplemedim

kabuk kırdım

kilit açtım

duvar ördüm

dağa kaçtım

şeker ezdim

tuz ufaladım

küfürler ettim

taklalar attım

rüzgara tükürdüm

yatağıma işedim

kalbimi yırttım

dengimi buldum

derdimi siktim

yollara çıktım

sonları yaktım

diplere daldım

kipleri sildim

kirlere bastım

kancık oldum

erkek oldum

vuruldum

vuruldum

vuruldum...

mm

son radde!

her şeyi yalan, yanlış, yasak ve gizli yaşamaktan bıktım.

dün gece seni çok özledim. kimseye söylemedim. içim acıdı seni düşündükçe ve gülümseyerek uyudum.

öncesinde bir arkadaşımlar seni konuştuk. zaman tarlığından mütevellit çok ayrıntılı anlatmadımsa da en eğlenceli yanlarını anlatabildim sevgilim. pek eğlenceli biri olmadığından dolayı fazla konuşamadım zaten. ama bana deli dolu anılarını anlattı bir adam. onu üçüncü görüşümdü sanırım. bir de yolda karşılaşmıştık elde var dört. koynuna uzanıp boynunda uyuduğum insanları düşündüm. ne kadar da uzaktılar bana o anda.

dün gece seni çok özledim. kimseye söylemedim. biraz düşündüm seni ve yapabilecek bir şeyim olmadığından gülümsedim. sonra uyumuşum.

öncesinde otobüste sızdığım için durağımı kaçırdım. koşarak eve gitmek de vardı ama hava soğuk olduğundan taksi aradı gözlerim. sonra bindim taksiye. eve geldim. keyifliydim.

sonra seni çok özledim. boşverdim. sonra uyumuşum...