yolcu'ya...

hayat sana oyunlar oynar yolcu sen ezelden ebediyete gidene dek, hep oyun. hiç bu kadar acımaz sanırsın canın ve kalbin hiç sevmez bu kadar... hep yanılırsın da hiç ders almazsın. kalbini elleriyle parçalayacak kadınları seversin hep yolcu, asla sarıp kollayacakları görmezsin. çekicidir acı, huzura rağmen. çaba göstermeyi sevdin yolcu, bir insanı mutlu edersen mutlu olacağını sandın. yanıldın yolcu, yanıldın, kandın... ağzından köpükler çıkartarak konuşan fahişelere gönlünü verdin, onlar arsızdı, aşık ve tutkulu sandılar kendilerini ve o kadar inanmışlardı ki yalan aşıklık palavralarına, seni de acımadan inandırdılar, kandırdılar yolcu.
aşktan ölünmedi hiç, yalnızlıktan da...
sen de ölürüm sandın ölmedin. öleceğini sandığın günleri "ben o zamanlar ölüyordum" diye anlattın. leman için de böyle anlattın, nermin için de, gülden için de... ama hiç ölmedin. leman'a rağmen ölmedin yolcu... bugün aşık olsan yine ölmeyeceksin.
ve sen her şeyi mutlu edip mutlu olmak için yaptın. sevgini büyüttün, kalbini büyttün uzattın onlara... onları da mutlu etmekten başka hiçbir amacın yokken onlar "sen beni mutlu edemezsin" dediler, mutsuz olmayı tercih ettiler, seni sevmediler belki de sevemediler. suçlamayacaksın yolcu, kalbine söz geçiremeyen birini asla suçlamayacaksın! sen sözünü geçirebildin mi ki kapılarında uyurken onların, hayır. suçlamayacak ve yargılamayacaksın seni sevmediler diye. yapmamalısın bunu. onlar büyük sevda sözleri söylerken susacaksın. "belki artık mutludur" diyerek gülümseyeceksin. çünkü mutlu olmasını istedin sen onca sevdiceğinin. birinin kokusunu birinin dokusunu birinin poposunu sevdin. ama hep sevdin. nasıl istersin, nasıl kıyarsın ki gözünün damlasına? sen kıyamazsın yolcu.

sen aşksın yolcu. senin bakışın aşk. sen aşkla baktığın için o orospular aşk. onlar da sana öyle bakabilselerdi sen aşk olacaktın onların gözünde, bakamadılar. üzülme yolcu. onlar da elbet bakacaklar birilerine aşkla ve sen tüm temizliğine dileyeceksin sadece... "bari şimdi mutlu olsa" sonra kafanı çevirip gideceksin. bir başka aşka. her birine kalmaya gittin ama hep kovuldun ya da kendini kovdurttun. yine kalmak isteyerek bakarak git yolcu. aşkınla git, kalbinle git o kadına. o seni aşkıyla aşktan gördüğünce sen de ona bak o nadiren bulunan saflıkla. beklemediniz mi hiç birbirinizi? beklemez olur musunuz? nasıl da özlemiştin sevilmeyi, nasıl da özlemiştin beklenmeyi, istenmeyi... nasıl da unutulmuştun yıllar var, önemsenmeyi...

ve kork yolcu, onun senden sıkılmasından kork, onun senden bıkmasından ve seni aslında sen olduğun için değil, öyle görmek istediği için öyle gördüğünden kork. ince ipi ince yapan uçurumdur ya hani, öyle sev, öyle heyecanlan şimdi yolcu...


yazan: yolcu

taze durmayı unuttuğuN şu şubat gününde,
Sen nasıl naif olsaN?
söylediN pek ince işlerSİN Sen;
Ben bakar, dalar, konuşur ve şahlanırIM.
birden susturduN tüm dünyayı Ben konuşAYIM diye,
nasıl sağırIM kendiME ilk defa toslayınca bir incelik abidesine,
yarattıM yenisini...

bildiğiN tüm küçük hayatlar yıkık ya,
Ben onarAMAM istemeZSİN.
sevdiğiM O gözler sessizse, inan çok çok uzakta gerçeğiN...

koşUP durAYIM, iyi ölü renkleri arasında bu gezegenin,
her şeye sahiBİM...
emin ol bu içtenlik BeniM,
Sen zaten yaşarken bambaşka bir alemde..

bildiğiN tüm küçük hayatlar yıkık ya,
Ben onarAMAM istemeZSİN.
sevdiğiM bu gözler sessizse, inan çok çok uzakta gerçeğiN...

Ben küçük prensiN, varlığıMla fethettiM mi sandıM garip dünyaNı?
boşa saydıM, bak, bunca beden zaferde Seninle yıllar sonra...
henüz boşanmadığım kocam ile kocam ilan ettiğim ama henüz evlenmediğim kocam birbirine mi yazıyor ne?

ps:bu yazıyı uzun zaman sonra okuyup büyük bir kahkaha patlatmak için yazdım.
sevgiler.

suyumu harelendiren sevinç: Ankara!


kafamda koşuşturan cümleleri durduramıyorum. engel olamıyorum ve toparlayamıyorum. cuma 12de inmem gereken ankaraya 2de inmişken başım dönüyordu heyecandan. hayatımda bu kadar heyecanla gittiğim çok az yer var. taksiciye "sen bekle 2 dakika" derken ellerimin titremesinin soğuktan olmadığını anlamıştım zaten. Adam tam karşımda duruyordu işte. "pardon" dedim, "bugün biri doğmuş"
Fuat baktı kaldı. kalbimin sesini duyuyor olurdu, tabi ben onunkini duymasaydım. sarılıp öpüşürken biz, "nası yani yeaaaaa" diye gülerek bağıran ve taş tekmeleyen ayçayı da unutmamak gerek. fuatı bırakıp ona sarıldığımda kalbim hala dışarı çıkarcasına atıyordu. fuat'ın gidip gelip "yaaa sürpriz yumurta mısın sen ya, seni yerim" diyerek beni sevmesi gülücüğüme gülücük, huzuruma huzur katıyordu. pasta kesip kivisiz dilimimi yedikten sonra en çok beklediğim anlardan 2. sırada olanı yaşamaya kurtuluş'a gittim.
saat 3müydü neydi, uykulu gözlerle bana tavuklu salata yapan nes'i sarılıp sarılıp öptüm. sarılıp sarılıp da uyudum. sabah uyandığımızda ise Bet'e yalanlar sallamakla meşguldük. her ne kadar geleceğimi anlamış olsa da kafasında soru işareti bırakabilmek için elimden geleni yaptım. kalmış neyse ki. o geldi, 3'lü yaptık. aynı anda şeyda ve elif'in de gelmesiyle evde "neeeeeeeeeee!!?!?!" sesleri yükselmeye başldadı. bu sırada çirkindim. duş alıp saçımı kuruttuğumda neyseki Bet beni beğendi. sonra ver elini 3. cadde dedik gittik ve içtik elbet. şeyda da içti kldsjlkasdjflkfjas. sonra 1001 fantezi ürettik oraya gidelim buraya gidelim diye, herkes otururken ben biraz gezindim darlanarak. baktım şöyle bi. "ankaradayım lan" dedim. "ne işim var lan benim burda" dedim. seviyorum lan ben burayı da demiş olabilirim devamında. içim kıpır kıpırdı, mutluydum alenen lan! sonra sülo'ya mesaj attım, dedim ki yarın benimsin bebişim. o da önce kızmış olsa da tamam dedi. umar da yarına dahil oldu ve ben sadece mutluydum. başka bir şey düşünmüyordum. am göt bok sik konuşup gülüyordum. içmedim de pek. çiğ köftecide yaşlandığımı ve yorulduğumu hissetmiş olabilirim. sonra evde içelim geyiği ile taksiye binmişsek de son hatırladığım kare, betle nes'in... (malum), şeyda'nın kolonların yanında "hiçbir şeyim az olmadı senin kadar" dinlediği, benim telefonla uğraştığım ve elif'in odasını toplaması. bet gidince sızmışım zaten.
pazar günü ise her ankara seyehatimde olduğu gibi tüm duyguları bir arada yaşamama sebep olan bir gün oldu. buluştuk, toparlaştık, ışıl bile geldi lan. nasıl kahkahalar yükseliyordu masamızdan.
herkes beni seviyordu orda ya, hepimiz çok mutluyduk. herkes bana "gitme oğlum, yarın gidersin" diyordu. "abi gitmem lazım yeaaa" diye şımarıklık yapıyordum ve lanet olsun sahiden gitmem gerekiyordu.
Aşık olup kendime koca mı bulmadım, umar'ı mehtaba karşı mı öpmedim*, süleyman'la karı kız mı kaldırmadım hohoho! bir de umar'ın getirdiği gül vardı ki, o başka bir yazının konusu. aklımda kalan en güzel an hep beraber, her kafadan başka ses çıkarken gülüşmelerimizdi işte. otogar'a gittiğimizde ise o gerzek duygu kapladı içimi işte. bilirsiniz. bitmemesi gereken şeylerin bittiği anda hissettiğimiz o duygu. umar damarıma girmese, otobüse binmeme 50 sn. kalmışken ağlamayabilirdim, içeri girip oturduğumda, lütfü "yanındakinin gideri var mı" diye sorduğunda yok yok demezdim. nes gözlerime baka baka el salladığında "hassiktir lan gidiyorum sahiden" demezdim. bir de bu kadar çok uyumazdım, ne bileyim abi. 1 hafta kendime gelemeyeceğim...

diyeceğim o ki, oraya ayak bastığımdan itibaren, sevdiğim insanlar tarafından sevildiğimi o kadar güzel hissettim ki. o kadar güzel güzel gösterdiler ki, hepsi benimle, ben hepsiyle... (uşak hepimize)
... o kadar mutluyduk ki...

sonra giden olmaktan nefret ettim.
sonra bir gün bizim istediklerimizin hep bizim olacağına inandım.
sonra "kime lan bu mesafeler" dedim isyan ettim.
sonra da "evet lan" dedim, "evet" kucağımda güllümle, müzik dinleyerek istanbul'a vardım.
pazar günü beni herkes, gözümdeki değeriyle sevdi.

teşekkürler
nes, beto, elif, şeyda, süleyman, umar ve lütfü...
onur teşekkürü, buket hanım'a :)


evet bi'tanem.
seni kandırdım :)
Birinin maskesini düşürmeden önce, yüzünü görmeye katlanabileceğimden emin olmak isterim.

Tam bu lafı okuyup "vay amına koyim lan, ne güzelmiş" dedim. Ardından feysbuk iletime, buna benzer bişey yazdım. tivitırıma yazmış da olabilirim. siktiret mevzu bu değil. Sevdiğim sandığım insanlardan birini düşündüm o an. Düşündüm ve onun gerçekte olan yüzünü değil maskesini sevişimi, maskesiyle sevişmişliğimi düşündüm. Gülümsedim. hayır o maskenin altına inmek istemiyordum. o kişinin içine girmek istemiyordum. çünkü ne zaman o kapıyı aralasam aslında aramızdaki milyonlarca bağın çoğunu koparabilecek şeylerle karşılaşıyordum. ama hayır, sevmeliydim ben onu, sevecektim hani. o da beni elbette... seviyordu hani. tümçirkinliğiyle hem de. şu an ona kızgın olduğumdan pişman olacağım şeyler yazmaktan da korkmuyor değilim. ama biliyorum işte tüm pisliklerini, yalanlarını, gurursuzluklarını ve iki yüzlülüklerini. yüzünü gördüm senin, içini gördüm.
lanet olsun ki sen de onlar gibisin işte. beni kıran, parçalayan onlarcası gibi. hem de beni sevenleri, hiç kırmayacak olanları savurmama sebep olurken.
şimdi içimde sana karşı yoğun bir şeyler var. ama adını bilemiyorum. belki sana dair değil kendime dairdir, bilemiyorum.
tüm bu "gerçek yüzünün" doğru olup olmadığını da bilmiyorum. hiçbir şey bilmiyorum, anlayamıyorum her zamanki gibi. gidişine hak verdim ilk kez. ben senin oyunların için fazla aptaldım, fazla masumdum.
sense iç hesapların ve işkencelerinle mutlusun, mutsuz gibi görünsende. "mut" ne garip bir kelime.
öyle işte.
sakın gelme.


peki vol.mordudak

Peki banu'nun ekme çabasının Dacar tarafından net bir şekilde bana yönlendirilmesi?
Peki taksicinin beylikdüzü'nde oturması?
Peki balkondan dacar'ı başka biri sanmam?
peki asla alkol satan market bulamamamız?
peki 4 şişe cumartesi?
peki benim hevesle nargile yapam?
peki ilerleyen saatlerde nargilenin unutulması?
peki benim ısrarka ve hala nagihan'a neslihan demem?
peki dacarın ağzına çorabını sokmam?
peki şarapların bitiminde benzinciden 6 bira daha almamız?
peki bira şat yaparken kusmam?
Peki kusmam, hem de evin tam ortasına kusmam?
Peki kusarken Banu taklidi yapmam?
peki lady gaga?
peki alejandro?
peki "gaga beni, ben alejandro'yu" ne abi?
peki TOLGA ne abiiiii?
peki tolganın "biraz kıllıyım ama..."sı?
peki melis ile bihter?
peki "keşke ben de nihal olsaydım"?
peki banu'nun aydınlanması?
peki dudaklarımız?
peki dacarın omuz hizamızda uyuması?
peki banu'nun dayanılmaz enerjikliği?
peki rose - love.mp3?
peki dacar'ın çalan şarkılara dayanamadığını 1 saat sonrasında dile getirmesi?
peki dacar'ın saçlarının yumurtasına karışması?
peki dacarın yumurtasında banu'nun gözünün kalması?
peki dacarın "işte türk kadını icadı" diyerek başını bağlaması?
peki dacarın başını bağlamasının sahiden iyi gelmesi?
Peki dacarın tokasının benim kafamdan çıkması?
peki sabah "sanki saatlerce sevişmişim gibi popom ağrıyor" demem?
peki meğersem düşmüş olmam?
peki düştüğümü hatırlamamam?
peki gogo?
peki derman?
Peki benim azimle istediğim gibi bir video aramam?
peki dacar'la banu'nun kapışması (nihoho)
peki benim kitap vermek istemeyişim?
peki annemin burç bilgilerinden kelli banu'nun çok heveslenmesi?
peki annemle dacarın her bokunun aynı olması?
peki kızlar gidince benim bayılarak uyumam?
peki mükemmel bir hafta sonu geçmiş olması?
peki peki anladık!!!

sonradan görme pekiler;
Peki annemin esas kızının Dacar olması?
Peki "bilu ile dacar birlikteyse..." genellemesi?
peki banu'nun kendini göstermek için soyunması ama bizim görmememiz?
peki Dacar'a şişeyi uzatmam? lkfjasdfkljdasklasjfaslkf


-KAFAMDA BÖCEKLER VAR-
Defne "JOY"
Çok insanla tanıştım. Çoğunu unuttum çoktan. Onlar da beni unutmuştur eminim. Kızmam hiçbirine. Alınmam. Üstüme almam.
Hayat çok hızlı bir tren gibi. Senin camından baktığın çok hızlı bir tren. Ne çok şey görürsün o camdan. Ne azını hatırlarsın.
Seninle tanıştığım günü hatırlıyorum mesela.
Bilindik, alıştığımız "Tanışmalar"a benzemediğini hatırlıyorum. Bir "Buluşma" gibiydi daha çok. Bir "Kavuşma". Beni, benim seni sevdiğim kadar sevdiğini gördüğümde çok rahatlamıştım. Çok korkmuştum beni sevmiyorsundur diye.
Dokunurdu öyle olsaydı.
Senin beni seviyor olman lazımdı.
İnsan yaşarken hep bir "Aferin" arar ya, toplar ya bulduklarını. Senin beni sevmen benim "Aferin"imdi.
Neden sevdiğini bimiyorsan gerçektir o.
Başka çaren yoksa eğer, sevmekten başka çaren yoksa gerçektir.
Ben bilmiyordum neden seni sevdiğimi.
"Başka" türlü bir kızdın sen. "I am a virgin, but this is a very old t-shirt" yazan bir tişörtün vardı.
Çok iyi yemek yapardın. Zetinyağlı fasulyeni hatırlıyorum.
Beslemeyi severdin. Misafiri severdin.
Sıkılınca "Sıkıldım.Git biraz." derdin.
Ben de giderdim. Bazen sen söylemeden anlardım, giderdim. Ayakkabılarımı giyerken ben, sen bana bakar, gülümserdin.
Çok yan yana uyuduk. Hiç sevişmedik. Kimseyi de inadıramadık.
Zaten bir müddet sonra inandırmaya da uğraşmadık.
Yan yana uyumaya devam ettik.

Kızardın bana.
"Oğlum sen salaksın.Sen salak mısın? Niye böylesin?" diye azarlardın.
"Peki sen niye böylesin?" dediğimde, susardın.
Ben çok özlerim seni Defne! Çok !
Uyandığımda öldüğünü duyacağımı bilseydim, uyanmazdım.
Bir daha yatsam, uyusam?
Sen dönene kadar uyanmasam?

Ağlamadım ilk duyduğumda, Defne.
Ama bak...
Şimdi ağlıyorum!





Yunus yazmış bunu Defne'ye. hiç yazmak istemedim aslında Defne ile ilgili. çünkü o kadar iticiydi ki bu olayla ilgili yorumlar. ne ona laf eden gazetecilere(!) laf sokmak istedim, ne de aman da defne süper hatundu, çok matraktı demek istedim. Çok üzülenlere "abartmayın" dedim, " su testisi" muhabbeti yapana da kötü kötü baktım. Onlara anlayış gösteremedim.

yunus demiş ya, "senin beni seviyor olman lazımdı" diye. işte biz önümüze bakalım, sevdiğimizi, sevilmeyi beklediğimizi söylemek için böyle şeyleri beklemeyelim.
öyle işte...


içinde bin pişmanlık gözlerinde yaş,
yüzünde yasak duyguların verdiği garip telaş,
sesinde bir burukluk ellerin soğuk,
boğazında düğüm düğüm kelimeler.
erkekler ağlamaz sil göz yaşını
kaçırma gözlerini benden suçlu suçlu
erkekler ağlamaz, insanız unutma sustururum zamanla
içimdeki acıyı...

gözyaşların içimi eritiyor erkekler ağlamaz sil göz yaşını.

yaşadığım o günleri unutmak zor.
geceler boyu beklemek nedir, onu bir de bana sor.
çok özlemek ve sevmediğini bilmek,
sonu gelmez acılarımla beraber...



izlediniz mi bilmem, ama izleyin dinleyin, acıyın biraz, biraz da gülümseyin.
buyurun.

dün, bugün yarın ve belki de daha çok uzunca bir zaman...

her sabah sana uyanıyorum. uyanıp seni düşünüyorum. yüzümü yıkarken seni düşünüyorum, dişlerimi fırçalarken de. duşa alırken seni düşünüyor bazen akan suya gözyaşlarımı da ekliyorum. kurulanırken seni düşünüyorum ve saçlarımı kuruturken. giyinirken seni düşünüyorum ve kemerimi takarken de. hangi ayakkabıyı giyeceğimi seçmek üzere dolaba baktığımda da aklımda sadece sen oluyorsun, sonra makyajımı yaparken de aynada senle konuşuyorum. sana gülümser gibi gülümsüyorum. montumu giyerken seni düşünüyorum ve apartmandan çıkarken de. minibüs beklerken,otobüse binerken, metrobüste kitap okurken ve ofise girerken. yerime oturduğumda, facebook'uma baktığımda, last fmde sevdiğim şarkıları skorplarken ve işimi yaparken. yemek yerken seni düşünüyorum. çikolata yerken, annem aradığında, arkadaşım kızdığında, abim mesaj attığında ve bazen sadece öylesine dururken. sonra akşam oluyor ben yine seni düşünüyorum. içimden defalarca adını söylüyorum. 40 diyorum. 40 kez söylersem gelir miydi diyip gülümsüyorum. kendimle elele tutuşup 3 kez adını söyüyorum, gelimiyorsun ve ben gülümsüyorum. ofisten çıkıyorum, üşüyorum ve seni düşünüyorum. otobüste uykum gelirken aklımda yine sen oluyorsun. cama kafamı yaslayıp gözlerimi kapadığımda da. evin yakınındaki durakta gözümü açtığımda "ay neyse ki geçmeden uyandım" demek yerine adını sayıklıyorum. rüya görmüş müydüm diyorum. inip eve yürüyorum ve seni düşünüyorum. eve gelip annemi öpüyorum, sofraya otururken seni düşünüyorum, bazen anneme senden bahsediyorum. sonra odama geçiyorum. yatağa yatıp elime bir kitap alıyorum. okuduğum her cümleyi "biz"e yoruyorum. sonra kitabı başucuma koyup 1-2 mesaj atıyorum. sonra seni düşünüyorum. derken seni özlediğimi farkediyorum. bilgisayarımı açıp bendeki tek fotoğrafına bakıyorum. işte tam o an senden nefret ediyorum. kendimden de...

teşekkürler hayatıma kattıkların -hayır aldıkların- için.

sonra uyuyorum ve sabah oluyor. her sabah sana uyanıyorum. uyanıp seni düşünüyorum. yüzümü yıkarken seni düşünüyorum, dişlerimi fırçalarken de. duşa alırken...

sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın!
- ben hiç gitmedim!!!
- sen hiç gelmedin ki!


...

- sana bunu yapanın karşıma çıkmasından korkuyorum.




Bu Çiçek De Pek Nazlı


Dün akşam bir kadın beni, Küçük Prens olduğuma -bir kez daha- inandırdı.
Siz Küçük Prens'i bilir misiniz? O gülün, Küçük Prens için önemini bilir misiniz? Biliyorsunuzdur bu blogu okuyorsanız. O gül hem nazlı mı nazlı, hem bana muhtaç mı muhtaç...
Gülü anlatacak değilim, küçük prensi de öyle...

sadece;

teşekkürler Öz Büyücüsü :)

Düello

Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da

Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da

Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyarte etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da

Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada

Cemal Süreya

ps:söyleyecek söz, alacak nefes bırakmayan vahiylerden biri bu.
şu an olayın içeriğini ve diziyi bilmeyenler için biraz yabancı olsa da paylaşmadan edemeyeceğim. dünyada en zor şey bir insanı gerçekten affetmek olabilir. ama bu karenin benim kafamda ve kalbimde uyandırdığı şey bu değil. bir insanın başka bir insan için "beni mutlu ediyor, beni en çok o mutlu edebilir, beni o tamamlayabilir" demesinin ardından, aynı insanın aynı insan için "yine canımı yakacaksın" demesi hayatın okkalı bir tokadıdır. nasıl olabiliyor bu? nasıl en çok istediği, bir şekilde, en istemediği oluyor.

Oruç Aruoba şöyle buyurur: "hayatta en fazla yakınlık duyacağın kişiler, senden uzaklaşmayı en çok isteyecek kişiler olacaktır." evet iki kişiden birini açıklar bu belki. sebebini değil ama durumu açıklar. şimdi bu yazıya en uygun şarkı Mehmet Güreli'den gelsin; Yalan. yok ben şarkı sevmem, şiir olsa ne de güzel olur derseniz, bu yazıya uygun olmasa da, bana serbest çağrışım yaptıran Cemal Süreya'nın ta kendisidir derim; Düello.

he bu yazıdan ne anladık, ya da yazar burada neye sesleniyor? bir amaç yok, sadece içgüdü diyelim, duygusal kusma diyelim.Sadece aşamadığım bir soru var yıllardır, hem yaşadığım ilişkilerde hem de etrafımdakiler de. Nasıl "sana aşığım" dediğin insana "senden nefret ediyorum" diyebilir ki insan? nasıl kötülüğünü ister. onca paylaşımı nasıl siler? ya da sildirir diyelim. çok nankörce ve insanlık dışı buluyorum. Görüşmemeyi anlıyorum, silmeyi anlamıyorum.

bu da böyle bi anımdır. ay lav arizona ay lav callie.
ay lav mi
benim en çok sevdiğim hep gider zaten de, beni en çok sevdiğini söyleyen de gidince götümle gülesim geliyor şu dünyaya, sevgiye, aşka, arkadaşlıklara...
ne kaldı bize?
sevmek neydi ki?
paylaşmak falan mıydı neydi o?

ama ben hep seviyorum, hep de seveceğim, canıma değsin!
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın!...

V

sana çok benzettim bu kızı. resmi görür görmez seni görmüş gibi sevindim. 2 gündür aklımdaydın. seni çok özlediğimi düşünüp durdum. bunu gördüğümde daha da çok özledim. yok, daha çok özlenmezdi. ne kadar çok özlediğimi anladım.

sonra ardarda sevdiğimiz şarkıları dinledim.. roads dinledim, sorta fairytale, nylon smiley, kül hece dinledim.
özledim işte lan.
eve gidip o atlı karıncayı odamın en güzel köşesine koyacağım ve döndüğünde sana nargile yapıp oyuncağımı kuracağım.

şimdi bunlar geldi içimden...

fonda: mabel matiz - kül hece

kalp kalp kalp

bayım,

sizi çok özlüyorum. yanımdayken siz, başka kimse ile ilgilenmeyin, yüzünüz hep bana dönük, gözleriniz hep bana gömük olsun istiyorum. bencil miyim? evet belki.
o gün gibi, kalabalıklarda, uzağımdayken siz, onca omuz ve saç arasından yine bakın. ben bakmamazlıktan gelerek bakayım, görmemezlikten gelerek gülümseyeyim size. gözlerime baka baka konuşun yine bayım. herkesten farklı bakın, hayata dair alakasız şeyler anlatın bana ama bir farklı bakın yine. arada susun öyle bir bakın ki, "şimdi onu öpmezsem, bir daha hiç öpemeyeceksin sapoz" diyeyim kendime. beni benimle şaşırtın bayım. bunu yine yapın. kalbime anlık titreşimler gönderin ve ben uyanırsam bir kadının yanında bayım, siz gülümseyin. sizin yanınızda uyandığım günkü gibi bakın. sonra da kedinizi çağırayım ben, siz de bana bir kahve yapmaya gidin.
sizi seviyorum, sen diyemeyecek kadar çok.
ben aslında siyasi mevzulara girmeyi falan çok tercih etmiyorum blogda. Hrant dink için de hiçbir yere gidip yürüyüş yapmayacağım mesela. Çünkü sırf yıl hesabı için bile, ona gelene kadar çok fazla gazeteci ve yazar var benzer şekillerde yitip gitmiş, güvercin olmuş. Ama yine de bugüne karşı da tepkisiz kalmak istemedim. Aslında Mabel Matiz birazdan okuyacağınız şarkıyı Hrant Dink'in ölümünün ardından yazmışsa da, ben benzer şekilde yitirdiğimiz herkes için, elleri asla temizlenmeyen, tenini soysan dah pisi çıkacak olan, yüzü silik, ruhu silik, nefret edilesi değil, haline acınası, ayrımcı, saygısız, ırkı ırka, cinsiyeti cinsiyete, insanı insana düşüren insan eskizleri için paylaşıyor, dinlemenizi öneriyorum.
Sahi, 19 ocakta ne olmuştu?

ÖTEKİ

parlak salonlarınızdan, kirli mutfaklarınızdan

binbir çıkmaza çıkan daracık koridorlarınızdan
hele döl tutmayan zihni kaygan yatak odalarınızdan
çok sıkıldım, çok sıkıldım.

şekerlerinizden, uçan balonlarınızdan,
kuru sıkı patlak korkak yalan silahlarınızdan
dinmek bilmeyen keyfi karın ağrılarınızdan
çok sıkıldım, çok sıkıldım.

hangi kar affeder bayım, kalbinizdeki kiri
hangi gök temize çeker ellerinizdeki kiri
bir tutam ya da bir kaç tomar, ah yalan bu ne farkeder...
kahrınızın külleri şer, hangimizi yakar?
yeni evimde, yeni odamda beslemek üzere yeni bir kedi alacağum!!!
birgün camına taş atıp uykunu bölsem, sen ne olduğunu anlamadan kapını çalsam, ayılamadan açtığında kapını beni gördüğüne sevinsen.
...sen.

şaşırıp boynuma sarılsan geçen akşam gördüğüm rüya gibi, elimden tutup mutfağa çeksen, çayın altını yakıp çantamı alsan elimden, "sen dinlen geliyorum" diyerek beni oturtsan odandaki koltuğa ve duşa girsen.
...sen.

duştan çıkıp bana bir gülücük atarak kahvaltı hazırlamaya başlasan, ben de yardım etmeye kalksam sana ve sen kızsan bana "otur sen, yorgunsun" desen. "peki" desem sevdiğin gibi gülümseyip. çok istediğin şeyi alsam sana ve sevinsen.
...sen.

tüm bunlar olurken, yavaş yavaş ölsem, sonra geri gelsem, sonra yine ölsem, hiç umrumda olmasa ve gözlerinde kaybolsam bana her baktığında. çıkıp bağırasım gelse, ama sesim çıkmasa ve içimden sen çıksan, gözlerimden yansısan, tutamasam kendimi, çocuk gibi ağlasam.
...ben.

olur mu ki?
şu an ne aşkların önemi var ne sevgilerin ne savaşların. eski sevglim ölebilir veya evlenebilir. daha eskisi de, ondan önceki de... çoluğa çocuğa karışsalar zerre umrumda olmaz. son gözdem olan kadın arasa "gel" dese, "çok mutlu olcaz lan" dese, ı-ıh, tebessüm bile etmem. uzaklar yakınlaşsa, o adam göğsümde uyusa, yok umrumda olmaz. piyangodan para çıktığını öğrensem, sallamaz bir gülümsemeyle geçer giderim. savaşların ölen masum insanlar da şu an umrumda değil. çünkü...
çünkü sağ alt tarafta 20lik dişim çıkıyor, ağrısından bayılmaktan korkuyorum. hiç içmediğim kadar ilaç içtim. çektirmekten de it gibi korkuyorum. ouuf çok mutsuzum lan. fak!
ö
bdüm canım.
dün, seninle ilk buluştuğumuz yerin önünden geçtim. bir derin nefes aldım ve beni içinde hisset istedim.
sevgilim...
...benim.

camdan dışarı bakıp, içinden adımı geçirmiş olabilir misin?
dudağımda dudaklarının izi var yüzyıllardır ...
...ve yüzyıllarca saklayacağım seni nefesimde.

...desem de inanma. çok söyledim bu yalanları. daha şimdiden senin "bana" ithaf ettiğin şarkıları başka tenlerden nefes alarak söyledim bile.

bu, seni sevmedim demek değildir.
içimde hissetim bu sabah.
sakın geri dönme...

sakın dönme sevgilim...
...benim.

her şey çok güzel olacak demiştim bu yıl için. ilk başta umudum yoktu da, şimdi şimdi güzelleşiyor gibi bir şey. biz taşınıyoruz da :) keyfim çok yerinde. sevimli ama küçük bir evde yaşıyorduk. hala yaşıyorum, bu hafta da yaşayacağım. ama şimdi çok daha güzel bir ev. sakin rahat ve BÜYÜK! evet en önemlisi bu. zaten bu eve de idareten taşınmıştık ve artık idare edemez olmuştuk :) yaş olarak büyüdüğüm gibi enime de büyüyorum hala. neyse her şey çok güzel olacak evet.

umarım bu yazıyı okuyan herkesin de hayatı bu yıl daha güzel olur, her şeye rağmen...
"olabilir" dedim içimden, "olabilir". insanlar ölür, doğanın dengesi bu. ama insanlar birbirini terkedemez. Eder. Ama birdenbire etmez.
şu dünyada nefret ettiğim bir tek şey varsa, o da kötümser ve sürekli mutsuz insanlardır. Sürekli neden ben bu dünyaya geldim tripleri, neden mutsuzum, öleydim de kurtulaydım falanlar filanlar. atla lan sıkıyorsa camdan, atla kurtul madem. bir şey diyeceğim de, hayat tüm bunlarla uğraşacak kadar, bu denli mutsuz ve acılı olacak kadar uzun ve verimli değil. bunu biliyorsunuz değil mi? bi gül ya, bi gül, bi sempatik ol lütfen ama...

hep bi mutsuz, hep dünyanın yükü omuzlarında, hep sen yaralanmışsın, hep sen acımışsın. annen en çok sana kızmış, sevgilin en çok seni aldatmış, baban en çok seni dövmüş, dostların hep sana kazık atmış...

siktir be...
yormayın insanı.


aşk güzel, aşık olmak güzel de...
yine de nefret ettiğim bir yanı var.
her aşık olduğumda bir daha olamayacağımı düşünüyorum.
şimdiki gibi.

geçen gün bana bakışınızı yakaladım. 2. kez bana öyle baktınız. bana bir şey söyleyecek gibi ama susar gibi. aşklaştık biz o an, siz de hissettiniz mi?
dizlerimi çektim, huzurla sizi sevişimi izliyorum. sizin salınışınızı. ağlayışınızı. sevişinizi. benden bir başkasını sevişinizi ama canınızın her yanışında beni aramanızı izliyorum.
beni seveceksiniz bayım.
söz veriyorum çok seveceksiniz.
ve söz veriyorum pişman olmayacaksınız.
ve bilirsiniz bayım, ben sözlerimi tutarım.

Sevgili Noel Baba...


Mektubuma sana gerçekten inandığımı söyleyerek başlamak istiyorum. Sen varsın biliyorum. Herkes gidecek ama sen her yılbaşı var olacaksın biliyorum.

Geçen yılım gayet keyifli geçti. Bunda senin olduğu kadar benim de emeğim var, bu nedenle fazla şımarmaman gerektiğini düşünüyorum. Ama yine de yakıştırıyorum sana şımarmayı.
Geyiklerin nasıllar, sev onları benim için gıdılarından.

Eski yıl çok heyecanlı ve kalabalık geçti sahiden. Şöyle bir arkama baktığımda gerçekten de çok üzücü şeyler yaşamadığımı, beni üzen kişi ve olayları da aslında yine de iyi yönleriyle hatırladığımı fark ediyorum. Yeni yıldan beklentin nedir dersen, çok öyle aman aman çılgınca dileklerim yok. Ama gönül meselelerinde 2010'da olduğu kadar yorulmayayım istiyorum. Her şeyi çok fazla düşünmemek ve kafa yormamak istiyorum. Biraz gelişine vurmak istiyorum artık, topu göğsümde yumuşatmak istemiyorum. İş meselelerinde akrep burcu yanım ortaya çıkmaya devam etsin istiyorum. Tam bir sürtük gibi işimi yapayım istiyorum. Arkadaşlarıma gelince, kalbimdeki ve aklımdaki isimler hiç gitmesin istiyorum. Beni aramasınlar sormasınlar ama arayabileceklerini bilsinler istiyorum, arayabileceğimi bileyim istiyorum.
Evet çok para istiyorum. Yapmayı istediğim bir şeyi yapamıyorsam bu parasızlıktan olmasın mesela, keyfi olsun istiyorum.
Yeni şehirler göreyim, ankaraya yine gideyim, ama bu sefer antalya'ya da gideyim, eskişehirde de içeyim istiyorum. istanbul'da da hiç gitmediğim yerlere gideyim, şehrimin değerini bileyim istiyorum.
konser konser gezeyim, geceleri gittiğim yerlerde birileriyle tanışayım, kaynaşayım, ertesi gün hatırlamayayım isityorum.
aşk, para, pul, sağlık, huzur...
hepsini arsızca istiyorum ve benim olacaklar zaten. sadece Sevgili Noel Baba, sadece sen de bil istedim...

Seni seviyorum...
tezimi yetiştiremedim bu döneme. tarihi erkene almışlar. ben de pek bi bok yapmamıştım, bu haftalarda yapacaktım. yapmadım.
onun yerine saatlerce içtim arkadaşlarımla.
ankaraya gittim dağıttım bir güzel.
tez yazmak yerine eğlendim çılgınca.
kakır kikir güldüm.
dertleştim, sarılıp ağladım canlarımla ciğerlerimle.
filmler izledim, seviştim tez yazmam gereken bir çok anda.
saatlerce msn muhabbetlerinde meze oldum kahkaha sofralarına.
kediler sevdim, yemekler yaptım sevdiklerime...

sonra sıkışınca yazdım bir şeyler, ama yakışmadı.
bir de azar işittim hocadan. "benim çalışma stilim bu değil" dedi. "boşuna uğraşma" dedi.
kaldım, kendimi savunamadım bile.
2. döneme kaldı tezim. sikindirik bir tez için 400 tl harç vereceğim tekrar.
olsun...
yukarıda yazdığım şeylerin bedeli 400 tl + bir profesörden azar işitmekse.
olsun lan.
olsun amına koyim.
hani cidden sefam olsun.

yok kendini avutmak değil bu, yanlış anlaşılmasın.
ama sikerler lan. sikerler yani...
iyi ki yapmışım!
"Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Mari’yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi’yi
Düşündükçe
Ölüvermişim…

dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire"

içime dokundu be...
tamamı burada.

aBİ-SİKTİRGİT!


asşlkfagkdgşlakaş
ya nefret ediyorum bu şekilde aşık olmaktan.
bu herife sinir oluyorum -pis Karev- ve lanet olsun ki, bunun birazcık kısa boylusuna aşık oldum. kalbim attı lan lanet olsun!!!!

oysa beyaz atlı prensim değil prensesim olan Sara Ramirez olmalıydı yahu!
ya hu!
huuuuuuuuuuuuu!!!
çok yorgunum. yorgunluk abdesiyim. bir o kadar da mutlu. ay dün gece neler yaptım lan ben :D aaaa azıttım şerefsizim azıttım. o şapka beni sahiden değiştirmiş olabilir. kızın adı neydi?
zeynep?
denek?
denep?
deynep?...

vs?

hangisi yıldız demekse o işte. güzel gece... bir süre uslu durmak gerek .)


fonda: sehacan - kazanova.mp3
sevgilim gitti, o gitti.

keşke hasta olsa.

Deniz'e dedim, "şunu izle, izle ve yıkıl." Sık sık ağzını burnunu kıracak şarkılar ve klipler yollardım ona, ama bu farklıydı. bu bambaşka bir hissiyat yaşatacaktı ona. sonra ben de 9 kere falan izledim. Dacar bir mail atmış. verecek cevap bulamadım ve ona da yolladım, "al izle, her zaman arkandayım" dedim. çünkü biliyordum. aşk acıtırdı, aşk delirtirdi, aşk kanına kemiklerden girerdi. sızlayan yer göğüs ya da mide değil,tüm beden olurdu. çok çok iyi biliyordum. çok büyük bir aşk yaşadığımdan değil; çok güzel aşklar yaşadığım için. her izlediğimde 5 dakikanın sonunda içimde bir taş büyüdü.

"evet insanlar ölüyor ama sevgilim de beni terketti" diye bir cümle kulaklarımda, dudaklarımda ve tam da içimde yankılanıyordu. "keşke hasta olsa, hasta olsa onu ziyarete giderdim ve biz yine birbirimizi severdik".

çok tutkulu, çok zararlı bir sevme şekli. hatırlıyorum, geçmişte aşık olduğuma inandığım biri için kendi kendime şu bencil ve hastalıklı cümleyi kurmuştum: "madem benimle olmuyor, inşallah ölür. benimle olmayacaksa, sevgilim olmayacaksa inşallah ölür." belki de birçok kez kurmuşumdur benzer cümleleri. yani diyordum ki, o benimle olmayacaksa, bunun sebebi onun hiç olmaması olmalıydı. biri bana onu sorduğunda ayrıldık veya beraber olamadık demek yerine, "öldü yoksa çok mutluyduk biz" demeyi tercih ediyordum. sağlıklı bir sevme şekli olmadığı çok alikar elbet. ben böyle sevilsem korkarım ve kendimi piç gibi hissederim. "kalbimi sikeyim lan" derim. herkes ölebilir, onu herkese değişebilirim. yo yo, hiç sağlıklı değil. şu an kimse için öyle düşünmüyorum. düşündüğüm hiçbir kişinin de bunu haketmediğini düşünüyorum.

"hastalık yayılıyor, depresyon yayılıyor, DEPRESYONUM YAYILIYOR!!" Hiç depresyona girmedim. Allah sokmasın. zor zamanlar geçirdiğim, günlerce halıdaki ilmekleri saydığım, ağlarken uyuyakaldığım, içmekten komalık olduğum zamanlar oldu. ama hep sevdiğimle olmak istedim, hiç ölmek istemedim. hiç antidepresanlara sığınmadım. bunun en büyük sebebi de beni iyi hissettiren her şeye bağlanmak gibi bir huyum olmasıydı ve anti depresan beni iyi hssettirecekse ona aşık olmalıydım mutlaka. bir keresinde begüm demişti, "bilu iyi değilsin bir doktora git" o an yüzümü ateş bastığını hatırlıyorum ve o gece dışarı çıkıp eğlenmiştim. sonra mutsuz eden sebebi de sevmeye başlamıştım. falan filan....

sevgilim...
o gitti...
daha acı verici bir şey düşünemiyorum.
hayır hayır, o gitti, gitti... derin derin nefes al...
burnundan al, ağzından ver, saymaya başla, nefes almaya devam et, nefes al, 10,9,8,7,6,5,4,3,2,1
o gitti.
hastalık, televizyon, bugün 7 kişi öldü.
olabilir dedim içimden, olabilir. insanlar ölür, doğanın dengesi bu. ama insanlar birbirini terkedemez. Eder. Ama birdenbire etmez.
Siz ölüyor olabiliriniz ama sevgilim de beni terketti.
...
sevgilim... onun için endişelenmiştim, "ya hastalığı kaparsa" diye.
keşke hasta olsaydı.
hasta olsaydı onu görmeye gidebilirdim. elini tutardım, bana ne kadar üzgün olduğunu söylerdi ve biz yeniden birbirimizi çok severdik.
keşke hasta olsa.
...
ben kötü biri değilim.
hayır hayır, o gitti.
derin derin nefes al... burnundan al, ağzından ver, saymaya başla, nefes almaya devam et, nefes al, 10,9,8,7,6,5,4,3,2,1
iyiyim, ben çok iyiyim, ben iyi biriyim.
o gitti
sadece uyuyamıyorum.



vicdan filmleri: 10, 9 , 8...
ben tümünü izlemenizi öneririm, farklı zamanlarda, sindire sindire...
hangi yaşta olursam olayım "sıçmazsam öleceğim lan" diye mesaj atabileceğim,
beni herkesten çok ağlatsa da yanına kıvrılıp yatabileceğim,
beni bu kadar çok ağlatmasına gücenmeden katlanabileceğim,
her şeyi anlatmasam da, her şeyi anlatabileceğimi bildiğim,
birbirimize 1 tl'nin lafını yapıyorken, aslında sadece birbirimiz için çalıştığımızı bildiğim,
saçlarının dökülmesine benim üzüntülerimin de sebep olduğu,
dolaplarını her zaman karıştıracağım,
ama asla dolaplarımı karıştırmayacağını bildiğim,
bana şiddet uyguladığı günlere rağmen sevdiğim,
elime fırsat geçtiğinde bile kıyamadığım,
aslında nefret ettiğim bir kişilik tipi olmasına rağmen taptığım,
yolda tanımamazlıktan gelip akşam aynı sofraya oturduğum,
bana karşı böylesine acımasız olmasına rağmen hep affettiğim,
bana karşı böylesine şefkatli olmasına rağmen kötüleyebildiğim,
burada yazmadığım, yazamadığım bir çok iyi şeyi bana yaşatmasına rağmen kıymetini zaman zaman bilemediğim,
burada yazmadığım, yazamadığım bir çok kötü şeyi bana yaşatmasına rağmen ağzını burnunu dağıtmadığım

tek bir adam var bu hayatta.
bugün abim izne geliyor askerden...


kıpır kıpır içim. görüşmeyeli çok oldu, saçlarımı kesitrdiğimden bile haberi yok. ben bu kadar sevgi ve özlemle onu anıyorken, o beni görüp "saçların iğrenç lan, ilhan mansız'a benzemişsin" diyecek, "napıyorsun lan şişko" diyecek. ben sabırla gülümseyeceğim.
çok özledim...
bu resim ya da fotoğraf...
ne derseniz deyiniz...
bana beni hatırlattı.
geçmiş zamanın benini...
içim acıdı o zamanki saflığıma.
sonra öptüm yaralarımı bir bir.
tıpkı senin öpmediğin gibi.
tıpkı daha da fazla açtığın gibi.
yaralanan her yerimin üstüne elimi koyup sana göstermek istemeyişim, dün gibi...

ama ne var biliyor musun?
şu an dinlediğim bir şarkı var...
şöyle diyor;

"Wanna feel my heart break if it must break in your jaws "

anlatabildim mi?
sen anlayabildin mi?

bu kadar..
hadi adam, hadi...
yine öp kırıklıklarımı, yine öp sıcaklıklarımı
yine gül gözlerime...
hadi adam hadi...

fonda:Songs: Ohia - Lioness

Allah canımı alsın ki çok mükemmel bir insanım lan ben!


Selam naber?
iyi iyi sağol. ben mesela, övünmek gibi olmasın çok mükemmel bir insanımdır. vallahi kendimi yolda görsem ilk görüşte aşık olurum örneğin. diyelim ki ilk görüşte fark edemedim kendimi -ki böyle bir şeye imkan yok- 2. görüşte mutlaka kendime tutulurum. "ulan sen ne güzel şeysin lan" derim. bildiğin laf atarım ulan. "bu karıyla kesin sevişmem lazım", ben beni tanısam kendime veririm. herkes beni sever. sevecek tabi lan. mükemmelim işte, ötesi yok. Bir de ben aslan burcuyum ve yükselenim de akrep.


yukarıda söylediğim her şeye ben inanıyorum a dostlar. siz inanmayın. sadece son cümle bilimsel bir gerçek. belki bilimsel değildir ayol, genel geçer bir gerçek diyelim.

şimdi ne yapıyoruz, her şeyi siliyoruz zihnimizden. yok lan. silemiyorum. rüya mıydı lan tüm bunlar? yoksa gerçek miydi? uzun uzun anlatmak istemiyorum. size ne sevinçlerimden, hüzünlerimden, kahkahalarımdan... yok lan şaka, merak etmeseniz de ben anlatıyorum zaten. sırf hatırlamak için söyleyeceklerim var, yazacaklarım var buraya.
ben bu hafta sonu bir rüya gördüm, çok güzeldi. güzel, masum, samimi, sıcacık ve oldukça gay :)
rüyamın içinde bir rüya görerek başladım rüyama. kahkahalarla uyandığım rüyamda emre vardı. sonra sahiden uyandım.
sıcak bir kucak vardı, gülümseyen gözlerle.
sonra durmadan "hadi bilu" diye mesaj atan bir minik vardı.
sonra "la milli kütüphane tarafı mı la" diyen bir piç vardı.
sonra "ay billur, söyler misin kim haklııııııııığ" ve "o kız burada yok" diyen bilmiş esmer güzeli adam var. (kaşlarına vurulduğum)
sonra "seni çok özledim, geldim, seni bekliyorum" dediğimde bana inanmayıp "hadi lan" diyerek sevinçle yanıma gelen adam var.
sonra bir kafe dolusu, beni tanımadan sevmeye kendini hazırlamış insanlar var, herkes bir yana Fuat var ulan.
sonra gay bara, gayet hetero ve gayet masum olarak girip, orada hetero bir adam bulan bir kaltak var.
sonra dün yediğim hurmalar var bugün götümü tırmalayan, ama yine de beni kahkahaya boğan.

işte tüm bunların yanında, sevgi var, özlem var, hassasiyetler var, unutkanlıklar var, umutlar, hayaller, paylaşımlar, "hadi en kötü günümüz böyle olsun"lar var, sarhoşluklar var, sucuklu yumurtalar, salçalı tavuklar, çilekli çaylar, bol yağlı tantuniler, bardaklarca sütlü kahveler, "ama biz seni göremiyoruz hiç" diyen anneler, anneanneler var, "yine gel lan" diyen adamlar, "seni seviyorum" diyen bir sürü adam var, benimle delice dans edip "götooooş" diye bağıranlar var, bana sarılıp ağlayan güzel kadınlar var, bana sarılıp yatan ve bana "her gece senin için dualar ediyorum" diyerek beni de ağlatan kadınlar var.

bambaşka bir şehirde, bambaşka bir kokuda, bambaşka bir havada, bambaşka soluklarda mutu oldum ben. şimdi kırık içim biraz, kalbim buruk...
o 3 gün mü rüyaydı, şimdi mi rüya?
yaşandı mı lan tüm bu güzellikler? rüyada mı kaldı, neydi bu?
öyle güzel bir yüz ifadesiyle yazıyorum ki bunları...

ve İstanbul sen benim kadınımsın, sen benim kahramanımsın İstanbul. Sen benim tek aşkımsın. Seni o kadar çok seviyorum ki, sen Ankara'yı Ankara yapansın...
tam 100 senelik bir hasretin üzerine geldin sevgilim.
sevgilim, benim!
ne güzel geldin.