sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın! sen bana lazımsın, bana en çok sen lazımsın!
- ben hiç gitmedim!!!
- sen hiç gelmedin ki!


...

- sana bunu yapanın karşıma çıkmasından korkuyorum.




Bu Çiçek De Pek Nazlı


Dün akşam bir kadın beni, Küçük Prens olduğuma -bir kez daha- inandırdı.
Siz Küçük Prens'i bilir misiniz? O gülün, Küçük Prens için önemini bilir misiniz? Biliyorsunuzdur bu blogu okuyorsanız. O gül hem nazlı mı nazlı, hem bana muhtaç mı muhtaç...
Gülü anlatacak değilim, küçük prensi de öyle...

sadece;

teşekkürler Öz Büyücüsü :)

Düello

Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da

Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da

Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyarte etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da

Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada

Cemal Süreya

ps:söyleyecek söz, alacak nefes bırakmayan vahiylerden biri bu.
şu an olayın içeriğini ve diziyi bilmeyenler için biraz yabancı olsa da paylaşmadan edemeyeceğim. dünyada en zor şey bir insanı gerçekten affetmek olabilir. ama bu karenin benim kafamda ve kalbimde uyandırdığı şey bu değil. bir insanın başka bir insan için "beni mutlu ediyor, beni en çok o mutlu edebilir, beni o tamamlayabilir" demesinin ardından, aynı insanın aynı insan için "yine canımı yakacaksın" demesi hayatın okkalı bir tokadıdır. nasıl olabiliyor bu? nasıl en çok istediği, bir şekilde, en istemediği oluyor.

Oruç Aruoba şöyle buyurur: "hayatta en fazla yakınlık duyacağın kişiler, senden uzaklaşmayı en çok isteyecek kişiler olacaktır." evet iki kişiden birini açıklar bu belki. sebebini değil ama durumu açıklar. şimdi bu yazıya en uygun şarkı Mehmet Güreli'den gelsin; Yalan. yok ben şarkı sevmem, şiir olsa ne de güzel olur derseniz, bu yazıya uygun olmasa da, bana serbest çağrışım yaptıran Cemal Süreya'nın ta kendisidir derim; Düello.

he bu yazıdan ne anladık, ya da yazar burada neye sesleniyor? bir amaç yok, sadece içgüdü diyelim, duygusal kusma diyelim.Sadece aşamadığım bir soru var yıllardır, hem yaşadığım ilişkilerde hem de etrafımdakiler de. Nasıl "sana aşığım" dediğin insana "senden nefret ediyorum" diyebilir ki insan? nasıl kötülüğünü ister. onca paylaşımı nasıl siler? ya da sildirir diyelim. çok nankörce ve insanlık dışı buluyorum. Görüşmemeyi anlıyorum, silmeyi anlamıyorum.

bu da böyle bi anımdır. ay lav arizona ay lav callie.
ay lav mi
benim en çok sevdiğim hep gider zaten de, beni en çok sevdiğini söyleyen de gidince götümle gülesim geliyor şu dünyaya, sevgiye, aşka, arkadaşlıklara...
ne kaldı bize?
sevmek neydi ki?
paylaşmak falan mıydı neydi o?

ama ben hep seviyorum, hep de seveceğim, canıma değsin!
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın!...

V

sana çok benzettim bu kızı. resmi görür görmez seni görmüş gibi sevindim. 2 gündür aklımdaydın. seni çok özlediğimi düşünüp durdum. bunu gördüğümde daha da çok özledim. yok, daha çok özlenmezdi. ne kadar çok özlediğimi anladım.

sonra ardarda sevdiğimiz şarkıları dinledim.. roads dinledim, sorta fairytale, nylon smiley, kül hece dinledim.
özledim işte lan.
eve gidip o atlı karıncayı odamın en güzel köşesine koyacağım ve döndüğünde sana nargile yapıp oyuncağımı kuracağım.

şimdi bunlar geldi içimden...

fonda: mabel matiz - kül hece

kalp kalp kalp

bayım,

sizi çok özlüyorum. yanımdayken siz, başka kimse ile ilgilenmeyin, yüzünüz hep bana dönük, gözleriniz hep bana gömük olsun istiyorum. bencil miyim? evet belki.
o gün gibi, kalabalıklarda, uzağımdayken siz, onca omuz ve saç arasından yine bakın. ben bakmamazlıktan gelerek bakayım, görmemezlikten gelerek gülümseyeyim size. gözlerime baka baka konuşun yine bayım. herkesten farklı bakın, hayata dair alakasız şeyler anlatın bana ama bir farklı bakın yine. arada susun öyle bir bakın ki, "şimdi onu öpmezsem, bir daha hiç öpemeyeceksin sapoz" diyeyim kendime. beni benimle şaşırtın bayım. bunu yine yapın. kalbime anlık titreşimler gönderin ve ben uyanırsam bir kadının yanında bayım, siz gülümseyin. sizin yanınızda uyandığım günkü gibi bakın. sonra da kedinizi çağırayım ben, siz de bana bir kahve yapmaya gidin.
sizi seviyorum, sen diyemeyecek kadar çok.
ben aslında siyasi mevzulara girmeyi falan çok tercih etmiyorum blogda. Hrant dink için de hiçbir yere gidip yürüyüş yapmayacağım mesela. Çünkü sırf yıl hesabı için bile, ona gelene kadar çok fazla gazeteci ve yazar var benzer şekillerde yitip gitmiş, güvercin olmuş. Ama yine de bugüne karşı da tepkisiz kalmak istemedim. Aslında Mabel Matiz birazdan okuyacağınız şarkıyı Hrant Dink'in ölümünün ardından yazmışsa da, ben benzer şekilde yitirdiğimiz herkes için, elleri asla temizlenmeyen, tenini soysan dah pisi çıkacak olan, yüzü silik, ruhu silik, nefret edilesi değil, haline acınası, ayrımcı, saygısız, ırkı ırka, cinsiyeti cinsiyete, insanı insana düşüren insan eskizleri için paylaşıyor, dinlemenizi öneriyorum.
Sahi, 19 ocakta ne olmuştu?

ÖTEKİ

parlak salonlarınızdan, kirli mutfaklarınızdan

binbir çıkmaza çıkan daracık koridorlarınızdan
hele döl tutmayan zihni kaygan yatak odalarınızdan
çok sıkıldım, çok sıkıldım.

şekerlerinizden, uçan balonlarınızdan,
kuru sıkı patlak korkak yalan silahlarınızdan
dinmek bilmeyen keyfi karın ağrılarınızdan
çok sıkıldım, çok sıkıldım.

hangi kar affeder bayım, kalbinizdeki kiri
hangi gök temize çeker ellerinizdeki kiri
bir tutam ya da bir kaç tomar, ah yalan bu ne farkeder...
kahrınızın külleri şer, hangimizi yakar?
yeni evimde, yeni odamda beslemek üzere yeni bir kedi alacağum!!!
birgün camına taş atıp uykunu bölsem, sen ne olduğunu anlamadan kapını çalsam, ayılamadan açtığında kapını beni gördüğüne sevinsen.
...sen.

şaşırıp boynuma sarılsan geçen akşam gördüğüm rüya gibi, elimden tutup mutfağa çeksen, çayın altını yakıp çantamı alsan elimden, "sen dinlen geliyorum" diyerek beni oturtsan odandaki koltuğa ve duşa girsen.
...sen.

duştan çıkıp bana bir gülücük atarak kahvaltı hazırlamaya başlasan, ben de yardım etmeye kalksam sana ve sen kızsan bana "otur sen, yorgunsun" desen. "peki" desem sevdiğin gibi gülümseyip. çok istediğin şeyi alsam sana ve sevinsen.
...sen.

tüm bunlar olurken, yavaş yavaş ölsem, sonra geri gelsem, sonra yine ölsem, hiç umrumda olmasa ve gözlerinde kaybolsam bana her baktığında. çıkıp bağırasım gelse, ama sesim çıkmasa ve içimden sen çıksan, gözlerimden yansısan, tutamasam kendimi, çocuk gibi ağlasam.
...ben.

olur mu ki?
şu an ne aşkların önemi var ne sevgilerin ne savaşların. eski sevglim ölebilir veya evlenebilir. daha eskisi de, ondan önceki de... çoluğa çocuğa karışsalar zerre umrumda olmaz. son gözdem olan kadın arasa "gel" dese, "çok mutlu olcaz lan" dese, ı-ıh, tebessüm bile etmem. uzaklar yakınlaşsa, o adam göğsümde uyusa, yok umrumda olmaz. piyangodan para çıktığını öğrensem, sallamaz bir gülümsemeyle geçer giderim. savaşların ölen masum insanlar da şu an umrumda değil. çünkü...
çünkü sağ alt tarafta 20lik dişim çıkıyor, ağrısından bayılmaktan korkuyorum. hiç içmediğim kadar ilaç içtim. çektirmekten de it gibi korkuyorum. ouuf çok mutsuzum lan. fak!
ö
bdüm canım.
dün, seninle ilk buluştuğumuz yerin önünden geçtim. bir derin nefes aldım ve beni içinde hisset istedim.
sevgilim...
...benim.

camdan dışarı bakıp, içinden adımı geçirmiş olabilir misin?
dudağımda dudaklarının izi var yüzyıllardır ...
...ve yüzyıllarca saklayacağım seni nefesimde.

...desem de inanma. çok söyledim bu yalanları. daha şimdiden senin "bana" ithaf ettiğin şarkıları başka tenlerden nefes alarak söyledim bile.

bu, seni sevmedim demek değildir.
içimde hissetim bu sabah.
sakın geri dönme...

sakın dönme sevgilim...
...benim.

her şey çok güzel olacak demiştim bu yıl için. ilk başta umudum yoktu da, şimdi şimdi güzelleşiyor gibi bir şey. biz taşınıyoruz da :) keyfim çok yerinde. sevimli ama küçük bir evde yaşıyorduk. hala yaşıyorum, bu hafta da yaşayacağım. ama şimdi çok daha güzel bir ev. sakin rahat ve BÜYÜK! evet en önemlisi bu. zaten bu eve de idareten taşınmıştık ve artık idare edemez olmuştuk :) yaş olarak büyüdüğüm gibi enime de büyüyorum hala. neyse her şey çok güzel olacak evet.

umarım bu yazıyı okuyan herkesin de hayatı bu yıl daha güzel olur, her şeye rağmen...
"olabilir" dedim içimden, "olabilir". insanlar ölür, doğanın dengesi bu. ama insanlar birbirini terkedemez. Eder. Ama birdenbire etmez.
şu dünyada nefret ettiğim bir tek şey varsa, o da kötümser ve sürekli mutsuz insanlardır. Sürekli neden ben bu dünyaya geldim tripleri, neden mutsuzum, öleydim de kurtulaydım falanlar filanlar. atla lan sıkıyorsa camdan, atla kurtul madem. bir şey diyeceğim de, hayat tüm bunlarla uğraşacak kadar, bu denli mutsuz ve acılı olacak kadar uzun ve verimli değil. bunu biliyorsunuz değil mi? bi gül ya, bi gül, bi sempatik ol lütfen ama...

hep bi mutsuz, hep dünyanın yükü omuzlarında, hep sen yaralanmışsın, hep sen acımışsın. annen en çok sana kızmış, sevgilin en çok seni aldatmış, baban en çok seni dövmüş, dostların hep sana kazık atmış...

siktir be...
yormayın insanı.


aşk güzel, aşık olmak güzel de...
yine de nefret ettiğim bir yanı var.
her aşık olduğumda bir daha olamayacağımı düşünüyorum.
şimdiki gibi.

geçen gün bana bakışınızı yakaladım. 2. kez bana öyle baktınız. bana bir şey söyleyecek gibi ama susar gibi. aşklaştık biz o an, siz de hissettiniz mi?
dizlerimi çektim, huzurla sizi sevişimi izliyorum. sizin salınışınızı. ağlayışınızı. sevişinizi. benden bir başkasını sevişinizi ama canınızın her yanışında beni aramanızı izliyorum.
beni seveceksiniz bayım.
söz veriyorum çok seveceksiniz.
ve söz veriyorum pişman olmayacaksınız.
ve bilirsiniz bayım, ben sözlerimi tutarım.

Sevgili Noel Baba...


Mektubuma sana gerçekten inandığımı söyleyerek başlamak istiyorum. Sen varsın biliyorum. Herkes gidecek ama sen her yılbaşı var olacaksın biliyorum.

Geçen yılım gayet keyifli geçti. Bunda senin olduğu kadar benim de emeğim var, bu nedenle fazla şımarmaman gerektiğini düşünüyorum. Ama yine de yakıştırıyorum sana şımarmayı.
Geyiklerin nasıllar, sev onları benim için gıdılarından.

Eski yıl çok heyecanlı ve kalabalık geçti sahiden. Şöyle bir arkama baktığımda gerçekten de çok üzücü şeyler yaşamadığımı, beni üzen kişi ve olayları da aslında yine de iyi yönleriyle hatırladığımı fark ediyorum. Yeni yıldan beklentin nedir dersen, çok öyle aman aman çılgınca dileklerim yok. Ama gönül meselelerinde 2010'da olduğu kadar yorulmayayım istiyorum. Her şeyi çok fazla düşünmemek ve kafa yormamak istiyorum. Biraz gelişine vurmak istiyorum artık, topu göğsümde yumuşatmak istemiyorum. İş meselelerinde akrep burcu yanım ortaya çıkmaya devam etsin istiyorum. Tam bir sürtük gibi işimi yapayım istiyorum. Arkadaşlarıma gelince, kalbimdeki ve aklımdaki isimler hiç gitmesin istiyorum. Beni aramasınlar sormasınlar ama arayabileceklerini bilsinler istiyorum, arayabileceğimi bileyim istiyorum.
Evet çok para istiyorum. Yapmayı istediğim bir şeyi yapamıyorsam bu parasızlıktan olmasın mesela, keyfi olsun istiyorum.
Yeni şehirler göreyim, ankaraya yine gideyim, ama bu sefer antalya'ya da gideyim, eskişehirde de içeyim istiyorum. istanbul'da da hiç gitmediğim yerlere gideyim, şehrimin değerini bileyim istiyorum.
konser konser gezeyim, geceleri gittiğim yerlerde birileriyle tanışayım, kaynaşayım, ertesi gün hatırlamayayım isityorum.
aşk, para, pul, sağlık, huzur...
hepsini arsızca istiyorum ve benim olacaklar zaten. sadece Sevgili Noel Baba, sadece sen de bil istedim...

Seni seviyorum...
tezimi yetiştiremedim bu döneme. tarihi erkene almışlar. ben de pek bi bok yapmamıştım, bu haftalarda yapacaktım. yapmadım.
onun yerine saatlerce içtim arkadaşlarımla.
ankaraya gittim dağıttım bir güzel.
tez yazmak yerine eğlendim çılgınca.
kakır kikir güldüm.
dertleştim, sarılıp ağladım canlarımla ciğerlerimle.
filmler izledim, seviştim tez yazmam gereken bir çok anda.
saatlerce msn muhabbetlerinde meze oldum kahkaha sofralarına.
kediler sevdim, yemekler yaptım sevdiklerime...

sonra sıkışınca yazdım bir şeyler, ama yakışmadı.
bir de azar işittim hocadan. "benim çalışma stilim bu değil" dedi. "boşuna uğraşma" dedi.
kaldım, kendimi savunamadım bile.
2. döneme kaldı tezim. sikindirik bir tez için 400 tl harç vereceğim tekrar.
olsun...
yukarıda yazdığım şeylerin bedeli 400 tl + bir profesörden azar işitmekse.
olsun lan.
olsun amına koyim.
hani cidden sefam olsun.

yok kendini avutmak değil bu, yanlış anlaşılmasın.
ama sikerler lan. sikerler yani...
iyi ki yapmışım!
"Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Mari’yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi’yi
Düşündükçe
Ölüvermişim…

dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire"

içime dokundu be...
tamamı burada.

aBİ-SİKTİRGİT!


asşlkfagkdgşlakaş
ya nefret ediyorum bu şekilde aşık olmaktan.
bu herife sinir oluyorum -pis Karev- ve lanet olsun ki, bunun birazcık kısa boylusuna aşık oldum. kalbim attı lan lanet olsun!!!!

oysa beyaz atlı prensim değil prensesim olan Sara Ramirez olmalıydı yahu!
ya hu!
huuuuuuuuuuuuu!!!
çok yorgunum. yorgunluk abdesiyim. bir o kadar da mutlu. ay dün gece neler yaptım lan ben :D aaaa azıttım şerefsizim azıttım. o şapka beni sahiden değiştirmiş olabilir. kızın adı neydi?
zeynep?
denek?
denep?
deynep?...

vs?

hangisi yıldız demekse o işte. güzel gece... bir süre uslu durmak gerek .)


fonda: sehacan - kazanova.mp3
sevgilim gitti, o gitti.

keşke hasta olsa.

Deniz'e dedim, "şunu izle, izle ve yıkıl." Sık sık ağzını burnunu kıracak şarkılar ve klipler yollardım ona, ama bu farklıydı. bu bambaşka bir hissiyat yaşatacaktı ona. sonra ben de 9 kere falan izledim. Dacar bir mail atmış. verecek cevap bulamadım ve ona da yolladım, "al izle, her zaman arkandayım" dedim. çünkü biliyordum. aşk acıtırdı, aşk delirtirdi, aşk kanına kemiklerden girerdi. sızlayan yer göğüs ya da mide değil,tüm beden olurdu. çok çok iyi biliyordum. çok büyük bir aşk yaşadığımdan değil; çok güzel aşklar yaşadığım için. her izlediğimde 5 dakikanın sonunda içimde bir taş büyüdü.

"evet insanlar ölüyor ama sevgilim de beni terketti" diye bir cümle kulaklarımda, dudaklarımda ve tam da içimde yankılanıyordu. "keşke hasta olsa, hasta olsa onu ziyarete giderdim ve biz yine birbirimizi severdik".

çok tutkulu, çok zararlı bir sevme şekli. hatırlıyorum, geçmişte aşık olduğuma inandığım biri için kendi kendime şu bencil ve hastalıklı cümleyi kurmuştum: "madem benimle olmuyor, inşallah ölür. benimle olmayacaksa, sevgilim olmayacaksa inşallah ölür." belki de birçok kez kurmuşumdur benzer cümleleri. yani diyordum ki, o benimle olmayacaksa, bunun sebebi onun hiç olmaması olmalıydı. biri bana onu sorduğunda ayrıldık veya beraber olamadık demek yerine, "öldü yoksa çok mutluyduk biz" demeyi tercih ediyordum. sağlıklı bir sevme şekli olmadığı çok alikar elbet. ben böyle sevilsem korkarım ve kendimi piç gibi hissederim. "kalbimi sikeyim lan" derim. herkes ölebilir, onu herkese değişebilirim. yo yo, hiç sağlıklı değil. şu an kimse için öyle düşünmüyorum. düşündüğüm hiçbir kişinin de bunu haketmediğini düşünüyorum.

"hastalık yayılıyor, depresyon yayılıyor, DEPRESYONUM YAYILIYOR!!" Hiç depresyona girmedim. Allah sokmasın. zor zamanlar geçirdiğim, günlerce halıdaki ilmekleri saydığım, ağlarken uyuyakaldığım, içmekten komalık olduğum zamanlar oldu. ama hep sevdiğimle olmak istedim, hiç ölmek istemedim. hiç antidepresanlara sığınmadım. bunun en büyük sebebi de beni iyi hissettiren her şeye bağlanmak gibi bir huyum olmasıydı ve anti depresan beni iyi hssettirecekse ona aşık olmalıydım mutlaka. bir keresinde begüm demişti, "bilu iyi değilsin bir doktora git" o an yüzümü ateş bastığını hatırlıyorum ve o gece dışarı çıkıp eğlenmiştim. sonra mutsuz eden sebebi de sevmeye başlamıştım. falan filan....

sevgilim...
o gitti...
daha acı verici bir şey düşünemiyorum.
hayır hayır, o gitti, gitti... derin derin nefes al...
burnundan al, ağzından ver, saymaya başla, nefes almaya devam et, nefes al, 10,9,8,7,6,5,4,3,2,1
o gitti.
hastalık, televizyon, bugün 7 kişi öldü.
olabilir dedim içimden, olabilir. insanlar ölür, doğanın dengesi bu. ama insanlar birbirini terkedemez. Eder. Ama birdenbire etmez.
Siz ölüyor olabiliriniz ama sevgilim de beni terketti.
...
sevgilim... onun için endişelenmiştim, "ya hastalığı kaparsa" diye.
keşke hasta olsaydı.
hasta olsaydı onu görmeye gidebilirdim. elini tutardım, bana ne kadar üzgün olduğunu söylerdi ve biz yeniden birbirimizi çok severdik.
keşke hasta olsa.
...
ben kötü biri değilim.
hayır hayır, o gitti.
derin derin nefes al... burnundan al, ağzından ver, saymaya başla, nefes almaya devam et, nefes al, 10,9,8,7,6,5,4,3,2,1
iyiyim, ben çok iyiyim, ben iyi biriyim.
o gitti
sadece uyuyamıyorum.



vicdan filmleri: 10, 9 , 8...
ben tümünü izlemenizi öneririm, farklı zamanlarda, sindire sindire...
hangi yaşta olursam olayım "sıçmazsam öleceğim lan" diye mesaj atabileceğim,
beni herkesten çok ağlatsa da yanına kıvrılıp yatabileceğim,
beni bu kadar çok ağlatmasına gücenmeden katlanabileceğim,
her şeyi anlatmasam da, her şeyi anlatabileceğimi bildiğim,
birbirimize 1 tl'nin lafını yapıyorken, aslında sadece birbirimiz için çalıştığımızı bildiğim,
saçlarının dökülmesine benim üzüntülerimin de sebep olduğu,
dolaplarını her zaman karıştıracağım,
ama asla dolaplarımı karıştırmayacağını bildiğim,
bana şiddet uyguladığı günlere rağmen sevdiğim,
elime fırsat geçtiğinde bile kıyamadığım,
aslında nefret ettiğim bir kişilik tipi olmasına rağmen taptığım,
yolda tanımamazlıktan gelip akşam aynı sofraya oturduğum,
bana karşı böylesine acımasız olmasına rağmen hep affettiğim,
bana karşı böylesine şefkatli olmasına rağmen kötüleyebildiğim,
burada yazmadığım, yazamadığım bir çok iyi şeyi bana yaşatmasına rağmen kıymetini zaman zaman bilemediğim,
burada yazmadığım, yazamadığım bir çok kötü şeyi bana yaşatmasına rağmen ağzını burnunu dağıtmadığım

tek bir adam var bu hayatta.
bugün abim izne geliyor askerden...


kıpır kıpır içim. görüşmeyeli çok oldu, saçlarımı kesitrdiğimden bile haberi yok. ben bu kadar sevgi ve özlemle onu anıyorken, o beni görüp "saçların iğrenç lan, ilhan mansız'a benzemişsin" diyecek, "napıyorsun lan şişko" diyecek. ben sabırla gülümseyeceğim.
çok özledim...
bu resim ya da fotoğraf...
ne derseniz deyiniz...
bana beni hatırlattı.
geçmiş zamanın benini...
içim acıdı o zamanki saflığıma.
sonra öptüm yaralarımı bir bir.
tıpkı senin öpmediğin gibi.
tıpkı daha da fazla açtığın gibi.
yaralanan her yerimin üstüne elimi koyup sana göstermek istemeyişim, dün gibi...

ama ne var biliyor musun?
şu an dinlediğim bir şarkı var...
şöyle diyor;

"Wanna feel my heart break if it must break in your jaws "

anlatabildim mi?
sen anlayabildin mi?

bu kadar..
hadi adam, hadi...
yine öp kırıklıklarımı, yine öp sıcaklıklarımı
yine gül gözlerime...
hadi adam hadi...

fonda:Songs: Ohia - Lioness

Allah canımı alsın ki çok mükemmel bir insanım lan ben!


Selam naber?
iyi iyi sağol. ben mesela, övünmek gibi olmasın çok mükemmel bir insanımdır. vallahi kendimi yolda görsem ilk görüşte aşık olurum örneğin. diyelim ki ilk görüşte fark edemedim kendimi -ki böyle bir şeye imkan yok- 2. görüşte mutlaka kendime tutulurum. "ulan sen ne güzel şeysin lan" derim. bildiğin laf atarım ulan. "bu karıyla kesin sevişmem lazım", ben beni tanısam kendime veririm. herkes beni sever. sevecek tabi lan. mükemmelim işte, ötesi yok. Bir de ben aslan burcuyum ve yükselenim de akrep.


yukarıda söylediğim her şeye ben inanıyorum a dostlar. siz inanmayın. sadece son cümle bilimsel bir gerçek. belki bilimsel değildir ayol, genel geçer bir gerçek diyelim.

şimdi ne yapıyoruz, her şeyi siliyoruz zihnimizden. yok lan. silemiyorum. rüya mıydı lan tüm bunlar? yoksa gerçek miydi? uzun uzun anlatmak istemiyorum. size ne sevinçlerimden, hüzünlerimden, kahkahalarımdan... yok lan şaka, merak etmeseniz de ben anlatıyorum zaten. sırf hatırlamak için söyleyeceklerim var, yazacaklarım var buraya.
ben bu hafta sonu bir rüya gördüm, çok güzeldi. güzel, masum, samimi, sıcacık ve oldukça gay :)
rüyamın içinde bir rüya görerek başladım rüyama. kahkahalarla uyandığım rüyamda emre vardı. sonra sahiden uyandım.
sıcak bir kucak vardı, gülümseyen gözlerle.
sonra durmadan "hadi bilu" diye mesaj atan bir minik vardı.
sonra "la milli kütüphane tarafı mı la" diyen bir piç vardı.
sonra "ay billur, söyler misin kim haklııııııııığ" ve "o kız burada yok" diyen bilmiş esmer güzeli adam var. (kaşlarına vurulduğum)
sonra "seni çok özledim, geldim, seni bekliyorum" dediğimde bana inanmayıp "hadi lan" diyerek sevinçle yanıma gelen adam var.
sonra bir kafe dolusu, beni tanımadan sevmeye kendini hazırlamış insanlar var, herkes bir yana Fuat var ulan.
sonra gay bara, gayet hetero ve gayet masum olarak girip, orada hetero bir adam bulan bir kaltak var.
sonra dün yediğim hurmalar var bugün götümü tırmalayan, ama yine de beni kahkahaya boğan.

işte tüm bunların yanında, sevgi var, özlem var, hassasiyetler var, unutkanlıklar var, umutlar, hayaller, paylaşımlar, "hadi en kötü günümüz böyle olsun"lar var, sarhoşluklar var, sucuklu yumurtalar, salçalı tavuklar, çilekli çaylar, bol yağlı tantuniler, bardaklarca sütlü kahveler, "ama biz seni göremiyoruz hiç" diyen anneler, anneanneler var, "yine gel lan" diyen adamlar, "seni seviyorum" diyen bir sürü adam var, benimle delice dans edip "götooooş" diye bağıranlar var, bana sarılıp ağlayan güzel kadınlar var, bana sarılıp yatan ve bana "her gece senin için dualar ediyorum" diyerek beni de ağlatan kadınlar var.

bambaşka bir şehirde, bambaşka bir kokuda, bambaşka bir havada, bambaşka soluklarda mutu oldum ben. şimdi kırık içim biraz, kalbim buruk...
o 3 gün mü rüyaydı, şimdi mi rüya?
yaşandı mı lan tüm bu güzellikler? rüyada mı kaldı, neydi bu?
öyle güzel bir yüz ifadesiyle yazıyorum ki bunları...

ve İstanbul sen benim kadınımsın, sen benim kahramanımsın İstanbul. Sen benim tek aşkımsın. Seni o kadar çok seviyorum ki, sen Ankara'yı Ankara yapansın...
tam 100 senelik bir hasretin üzerine geldin sevgilim.
sevgilim, benim!
ne güzel geldin.
içimi paramparça edip dağıtan, hayatımın kısa da olsa bir dönemini yerden yere vurup kıran birinin küçücük bir mutluluğuna sevindiysem ben bugün, hala iyi biriyim demektir.

bu kadar :)
şimdi uzun uzun anlatmak istemiyorum, muhtemelen hakkını veremem çünkü. o da çok övülesi diye değil, benim bu konuda çok bilgili olmamamdan mütevellit. neyse.
seni görmem imkansız diye bir grup var. iki hoş hatun oturmuşlar masaya, "ulan bak sana çok garip bişey göstercim" dercesine birbirine gülümseye gülümseye müzik yapıyorlar. alenen müzik yapıyorlar ve pek keyifli. bu grubu ayrıca ele alırım belki bir ara. bu konuyu geçiyorum. iki hatun dedim ya, bunlardan biri gaye su akyol adında. ben bilmiyordum, belki siz biliyorsunuzdur, muzaffer akyol'un kızı kendisi. seni görmem imkansız şarkılarından kelli zaten seviyorum. sokakta gece yarıları adını çığırmışlığım da var zaten :) çok sevgili bir arkadaşımın teklifiyle sergisine de gideyim dedim, elit olayım, sanat okumaları yapayım (!) neyse gittim, biraz geç gittik. güzel bir ambiyans, havada uçuşan kadehler, cici giyimli hanımlar beyler geziyor da geziyor resimler arasında. biz de kendi çapımızda bakındık minik minik. muzaffer akyol'un 2 büyük tablosu(nar ve cumhuriyet ağacı) ve kapı üzerine yapılanlar en dikkatimi çekenlerdi ve çok da güzeldi sahiden. sanat kısmını geçiyorum, çünkü bu konuda sağlıklı bir yorum yapacak cesareti bulmuyorum şu an için kendimde. ama büyük bir salonum olsa o ağacı kesin alır başka da bir eşya koymazdım o salona.
gelelim kızımıza, genel olarak fotoğraflarında gördüğüm tablolardı aslında. ama bir tablo ki, yanındaki açıklamayla beni benden aldı. cızzt etti içim.
tablo ekranda gördüğünüz tablo, yazı da şöyle:


"sana arkadaş lazım,
bana deniz gerek.
pullarım kanıyor."

bilemiyorum ama muhtemelen kendisi yazmıştır. içim kıvrıldı gazetenin kıvrılan köşesi gibi. bana ya unutamadığım ya da unutmak istemediğim -pek emin değilim- bir şeyi hatırlattı. yaşattı da diyebilirim. o an hızlı geçti ama eve geldiğimde ve ertesi gün bu tabloya baktığımda o gazete hala kıvrıktı. yazı olmasa da bu kadar etkilenir miydim bilemiyorum.
bilmiyorum ya, anlatamıyorum.
sadece, balık olmaktan bıktım lan ben.

Visa vol. m

4. levent - taksim metrosu 1.75 TL,
burger king'de çizburger 2.25 TL,
çalıntı'da bira 6TL,
Bir dostla 45'likler dinleyip iki lafın belini kırmanın keyfine paha biçilemez.

hani mause'u bir bağlantının üstüne getirdiğinizde işaret parmağı çıkan bir el olur ya, ben o işareti adının üstüne getirip sevdim seni bugün ve evet ben birini sevdiğimde çok naif severim, çok güzel severim...

hayat boğuyor, seni bana zorluyor!

ah aşk,
ilahi aşk...
sen de olmasan neye yarar bu hayat?

bir küçük kadın


bir kadın...

pıt diye hayatıma giren, aslında daha önce de hayatımda olup da o kadar yoğun olmayan. şimdiyse her şeyi anlatabileceğim, her anlattığımı yadırgamadan yüzünde kimi zaman alaycı bir gülümsemeyle kimi zaman güç verircesine. aşkını gördüğüm kadın, hüznünü bildiğim, gözyaşını hissetttiğim.
ona kalbimde öyle bir yer açtım ki ben son zamanlarda, o bile anlayamaz aslında bunun değerini ve önemini belki de. o kadınla ve sevdiceği ile anılarımız var bizim, daha yaşamadığımız. atacağımız bol kahkahalar ve dökeceğimiz gözyaşları.
uzaklık mı? belki kilometre ile hesaplanabilir evet. ama yakınlık? kalbimiz birbirine değer kimi zaman.
onun doğumu, doğum günü bana armağandır aslında.
hem de en zor anlarımda.

bir kadın, bana hediye. bir kadın aşkıyla, hayatıyla benim kalbime hediye, benim hayatıma hediye.

iyi ki doğmuşsun canımın köşesi, iyi ki varmışsın ve iyi ki benim dostummuşsun,

mutlu yıllar...
seni çok seviyorum ki!
o kadın tutkusuyla, sevgisiyle, aşkıyla bana hayatıma hediye.

Annemi ölmüş gördüm rüyamda.
Ağlayarak uyanışım
Hatırlattı bana,bir bayram sabahı
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp ağlayışımı...

Orhan Veli


bugün bayram. çok tuhaf, hiç diğer bayramlar gibi değil. eksiklikler çok. sıradan bir pazar günü sanki. anneannemle dedem çanakkaleye yerleştiğinden beri, ben artık büyüdüğümden beri bayramlar eski bayramlar değil. bugün evden çıkmadım. sabah bir telaş duş almadım, abimle didişmedim. tüm sevdiklerim bambaşka şehirlere dağılmış. hatta ülkelere. bugün el öpmedim ben, iyi bayramlaaaar diye neşeyle cümleler kurmadım. annemle kahvaltı edip evin çeşitli köşelerinde kah internette kah elimde bir kitapla takıldım. uçurtma bile uçurmadım. deli gibi de hissetmedim ki her günüm bayram olsun. eksikti çok şey bu bayram. oturdum öylece. müzik dinledim, sustum hep. saçlarımla oynadım. bu mu bayram dedikleri. 9 gün. 9 koca gün yalnızlığımı hissedeceğim ve kimsenin gelip de geçiremeyeceği.
iyi şeyler de olmuyor değil elbet. ama bilirsiniz, bayramın konseptine aykırı hüzün. bayram bu değil halbuki. bir sürü kesilen hayvanlardan bahsetmeyeceğim hiç. babamı bile görmedim bugün, arayıp kutlayıverdim soğuk soğuk. abim askerde. her şey bir başka yalnız sanki bugün. hiçbir şey yapasım yok. ben bu bayramı bayramdan saymıyorum, yok saymıyorum.
yine de iyi bayramlar elbette herkese...

o çocuk benim :)

sus sessiz ol çocuk, şarkı henüz bitmedi.
kalbine hakim ol çocuk, umut daha tükenmedi.
yürü yolları çocuk, yollar henüz bitmedi.
inan, sakin ol çocuk, Tanrı seni terk etmedi.

bir masal biter, sessizlik başlar, kalbini okşar uyutursun, uyutursun
gözlerin dolar, avuçların terler, bir yalan söyler avutursun, avunursun
yerle bir olmuş bu yıkık dökük şehre, bir şarkı söyler susturursun, susturursun
acıya acıya, acıta acıta, ellerin acıya dolaya dolaya
bir kalbi kanata kanata unutursun unutursun
gökyüzünde batarken güneş, yeryüzünde sessizliğin
ateşe aşık yanarken sen, unutursun unutursun...
bir masalda ölürken kahraman, bir şehir düşerken içimde
izlerken gözyaşlarımla unutursun unutursun
bir yalan devrilirken önünde, maskesi düşerken mucizelerin
korkmadan koşarak katilin üstüne, unutursun unutursun
düştüğün o çukurun dibinde silkenerek tozdan topraktan
sanki hiç olmamış gibi unutursun unutursun...

sanki hiç olmamış gibi...*


*cem adrian - unutursun.mp3

E Cem durmuş durmuş, bana şarkılar yazmış ama :) hani bazen güçlenmek istersiniz ya ve bu güçlenmek öyle portakalla cevizle olacak gibi değildir. benim ihtiyacım yoktu bu ara gerçi. ama tatlı üzerine kaymak oldu cem bu şarkısıyla. siz de seviniz, şuradan dinleyiniz, buradan indiriniz. Ama albüm çıkınca satın alınız :D


edit: indirmeyin la indirmeyin, link değişmiş :)

güzel günler :*