bir küçük kadın

bugün bayram. çok tuhaf, hiç diğer bayramlar gibi değil. eksiklikler çok. sıradan bir pazar günü sanki. anneannemle dedem çanakkaleye yerleştiğinden beri, ben artık büyüdüğümden beri bayramlar eski bayramlar değil. bugün evden çıkmadım. sabah bir telaş duş almadım, abimle didişmedim. tüm sevdiklerim bambaşka şehirlere dağılmış. hatta ülkelere. bugün el öpmedim ben, iyi bayramlaaaar diye neşeyle cümleler kurmadım. annemle kahvaltı edip evin çeşitli köşelerinde kah internette kah elimde bir kitapla takıldım. uçurtma bile uçurmadım. deli gibi de hissetmedim ki her günüm bayram olsun. eksikti çok şey bu bayram. oturdum öylece. müzik dinledim, sustum hep. saçlarımla oynadım. bu mu bayram dedikleri. 9 gün. 9 koca gün yalnızlığımı hissedeceğim ve kimsenin gelip de geçiremeyeceği.
iyi şeyler de olmuyor değil elbet. ama bilirsiniz, bayramın konseptine aykırı hüzün. bayram bu değil halbuki. bir sürü kesilen hayvanlardan bahsetmeyeceğim hiç. babamı bile görmedim bugün, arayıp kutlayıverdim soğuk soğuk. abim askerde. her şey bir başka yalnız sanki bugün. hiçbir şey yapasım yok. ben bu bayramı bayramdan saymıyorum, yok saymıyorum.
yine de iyi bayramlar elbette herkese...
o çocuk benim :)
kalbine hakim ol çocuk, umut daha tükenmedi.
yürü yolları çocuk, yollar henüz bitmedi.
inan, sakin ol çocuk, Tanrı seni terk etmedi.
bir masal biter, sessizlik başlar, kalbini okşar uyutursun, uyutursun
gözlerin dolar, avuçların terler, bir yalan söyler avutursun, avunursun
yerle bir olmuş bu yıkık dökük şehre, bir şarkı söyler susturursun, susturursun
acıya acıya, acıta acıta, ellerin acıya dolaya dolaya
bir kalbi kanata kanata unutursun unutursun
gökyüzünde batarken güneş, yeryüzünde sessizliğin
ateşe aşık yanarken sen, unutursun unutursun...
bir masalda ölürken kahraman, bir şehir düşerken içimde
izlerken gözyaşlarımla unutursun unutursun
bir yalan devrilirken önünde, maskesi düşerken mucizelerin
korkmadan koşarak katilin üstüne, unutursun unutursun
düştüğün o çukurun dibinde silkenerek tozdan topraktan
sanki hiç olmamış gibi unutursun unutursun...
sanki hiç olmamış gibi...*
E Cem durmuş durmuş, bana şarkılar yazmış ama :) hani bazen güçlenmek istersiniz ya ve bu güçlenmek öyle portakalla cevizle olacak gibi değildir. benim ihtiyacım yoktu bu ara gerçi. ama tatlı üzerine kaymak oldu cem bu şarkısıyla. siz de seviniz, şuradan dinleyiniz, buradan indiriniz. Ama albüm çıkınca satın alınız :D
edit: indirmeyin la indirmeyin, link değişmiş :)
güzel günler :*
love M
sonra...
sonra...
bir adam. bir adamın tenini kokladım, terini tattım ben o gece, nefesini soludum. gözlerine bakıp "seni seviyorum yaa" dedim en saf ve içten halimle. o da bana dedi. "seni o kadar çok seviyorum ki" dedi, iyi ki "merhaba" demişsin bana o gün dedi. gülümsedim o an. içimdense "evet lan,iyi ki demişim" dedim. elinden tutup dans ettim, kahkahalar attım onunla. bir şeye sevindiğini anladım ve sevindim onunla. elinden içtim içkiyi ve elimden içirdim sigarayı ona. sarılıp yürüdüm istiklal caddesinde o adamla gülerek. en yorgun ve en neşeli hallerimize bir yenisini daha ekledim. sabahçı büfelerden birinde yemek yerken, dalga geçtik birbirimizle biz ve çok güldük. ve bensabah uyandığımda yine o adamı gördüm yanıbaşımda. gülümseyip biraz daha uyudum. kitaplarını okudum, taze demlediği çayı içtim ben onun ve kahvaltısını paylaştım. bir sırrını bir hevesini anlattı bana, onunla heveslendim ben de.
o adamı yaz yaz bitiremem ben, anlatsam da bitiremem. bakarım gözlerine anlar o beni. işte ben bunu seviyorum. ben bir tek ona anlatabilirim domatesli pilav hayallerimi.
ve işte bu başka bir şey. bu aşk gibi ama aşk değil. ya da tüm o yaşadıklarımız aşk değil, bilemiyorum, anlatamıyorum da. o adamı düşündüğümde bir göl ve yeşillik geliyor gözümün önüne...
sen bunları okuduğunda anlayacaksın ki sana yazdım tüm bunları güzel adam. şu an her şeyi bir kenara atıyorum ve içimden gelen en samimi cümlelerle sana dua ediyorum. Sana, aşkına, tutkuna... kalbinden nasıl geçiyorsa onları yaşa en güzel haliyle...
seni seviyorum...

Şey ya, kesildim çok fena. Öyle akıllı uslu işimdeydim gücümdeydim. içimi sindirdi bu şarkı ve kaşınıp klibini izledim uzun süre sonra mal gibi. Vurgunun yükseldiği her an kalbimden çekilen bir teldi belki de.kaybetmek...
artık olmamak...
aynı olmamak...
çok acı lan. hayat değişiyor ve bazı konularda, bazı noktalarda duruyor insan. takılıp kalıyor. ne ileri ne geri. baştan başlamaya kalksan aynı yere gelene kadar sorun yok, sonrası aynı. hep aynı son. aynı yerde, aynı engel. Gittiğin yere kadarsın bir noktada ya da kaldığın yer kadarcık. 2 sene öncede kaldıysan ya da fazla hızlı gidiyorsan...
anlatamıyorum...
bunları getirdi bu şarkı ve klip bana, tuhaf.
her başlangıç bir bitiş sanki ve her bitiş bir başlangıç.
anlatamıyorum. şakaklarıma dayıyorum ellerimi, çıkamıyorum içiMden. çok tuhaf ve çok zor ve bir o kadar da amaçsız.
siz de burdan izleyiniz.
ay Yareppim!pek güzel şeyler oluyor, enteresan. Balçığa sıvanmış o sikindirik hayatım bir profesörün ağzından dökülecek 5 kelimeye bağlıymış meğer. aşk meşk para hiçbir sikim derdim kalmadı sanki. nasıl bir yük kalktı omuzlarımdan anlatamam. sevinçliyiz hepimiz yaşasın okulumuz bile diyebilirim bu doğrultuda. Ancak buraya yazıp uğraşamayacağım da rüyamda Hakan Poyraz'ı görmem boşuna değilmiş. Ancak mete özgencil hala bir soru işareti zihnimde. hadi hayırlısı :)
sevindim ve sevindiğim gibi benim için sevineceklere de haber verdim, onlar da sevindiler anlamasalar da. özellikle selin'in mesajı beni benden almadı değil. Şöyle dedi "aai ama neden olduğunu söyle de bu anlamsız sevinç bir anlam bulsun" buna çok güldüm. selin beni hep güldürür zaten. ayh hadi hayırlısı diyecek oldum şu an tekrar. çok süper gaza geldim lan. üzmesin artık hiç kimseler hiçbir şeyler beni.
lütfen ya.
özlemişim içimdeki bu hevesi yemin ederim.
sevgiler...
herkes iyi olsun tamam mı :*
senden iyisi yoktu, bir de beni severdin
umrumda
umrumda değil desem, hayal etmem desem
ya kaybolup gidersen, bir de beni sevmezsen
umrumda
haydi şimdi uzak dur artık benden
yola koyul ara dur, yola koyul uzak dur artık benden
büyüleri çözerdin, kimseye söylemezdin
senden iyisi yoktu, bir de beni severdin
umrumda
elimde değil sevsem, terk edemezsin desem
ya kaybolup gidersen, bir de beni sevmezsen
umrumda
haydi şimdi uzak dur artık benden
yola koyul ara dur yola koyul uzak dur artık benden*
nefesini içtim ben senin, soluğunu yuttum.
Koksalar Fulya
@heterya bende o, soluk borusuna kaçıyor, akciğere yerleşip, belli bi süre sonra öksürüğe çeviriyor. tutamadım kendimi 'yazıcam bunu' diye.
heterya bilu
@Koksalar ya da sert bir sigara dumanı gibi, çekiyorsun yerleşiyor, çıkmıyor, öksürtmüyor ama zorlaştırıyor işte hayatı, alenen...
:)
26
O'ysa, o günkü ak rengi kadar temiz kaldı -senin içlerinden geçtiğin, geçirdiğin ve şimdi üzerine sinöiş lekelerini temizlemen gereken bütün pisliklerden uzak durdu-durabildi,kalabildi- -şuradan belli kisen de kalabilip de bir biçimde ortaya koyabildiğin son temiz beklentileri gördü ve tanıdı-üstelik, kendsi olarak; kendiliğinden kendisinitanıyıp, geldi sana...
Temizsindir diye - oysa değilsin...
Kirlisin-
O da şimdi bu eskimiş sen'i gözden geçirecek - değer mi diye...
Onca yıldır onun da beklediği- beklenmeyi beklediği, istediği, arzuladığı- mısın diye... -bekliyosun da beklenilmeye değer misin?!... *
ne güzel şeydir beklenmek, beklenebilmek, beklenmeye değer olabilmek...
nasıl bir iç huzur var bedenimde anlatamam.
anlatabilir miyim ya da...
Bilmiyorum.
Hava nasıl güzel bir sonbahar anlatamam.
anlatabilir miyim?
bilemiyorum.
yaprağı düşmüş, çıplak kalmış bir çok ağaç karşımda. kış bahçesi olmuş balkonumuzdan bakıyorum. camı açıp derin derin nefes alıyorum, burnumu yakıyor oksijen. bu kadar güzellik bana fazla. kahvemi yudumlarken buluyorum kendimi. nasıl ekşi bir tat... her şeyi biliyorum aslında. sonbaharı da biliyorum, solmuş sararmış huzurlu yaprakları da biliyorum. kendimi bir kuru yaprak gibi hissediyorum hala yeşil yapraklar barındıran gövdende. düştüm düşeceğim. biraz ben tutunuyorum sana, biraz da sen tutuyorsun beni, yeşil halimi bildiğinden. yüzüne yansıttığım güneşi sevdiğinden, sana nefes aldırdığından kelli sevdiğin yağmur damlalarının üzerimde dans edişini sevdiğinden. en sevdiğin yaprağın mıydım ben? bak düşmek üzereyim şimdi. Sen bile tüm heybetinle karşı koyamıyorsun bu düzene....
ve düşüyorum şimdi ben. inceden bir "çıt" sesi, kırılır gibi. sen de bakıyorsun yeşil yapraklarınla bana. bense çoktan yolu çizilmiş, sınırdışı edilmiş, üstüne suçlar yığılmış bir mahkmum sanki. suçlar benim ağzımdan söylenmiş birinci tekil şahıs ile ama ben susmuşum hep aslında. kızamıyorum doğama. beni var eden doğama, beni ben yapan doğama kızamıyorum. isyanlarım olmuyor değil, gülümseyip susuyorum. ilk ben düşüyorum eteklerine ya, ilk ben döneceğim aslında sana. o toprağa karışacağım çok sevdiğin yağmurla ve yavaş yavaş köklerinden karışacağım sana, doyuracağım seni. o soğuk kış gecelerinde, soluk dallarına kar taneleri düştüğünde ben çoktan içine girmiş, damarlarını, halkalarını ısıtıyor olacağım. düştükten sonra rüzgara yenileceğimi mi sandın sen? yenilmem ki... yavaş yavaş ilerleyeceğim seni sen yapan o güzel dallarına. içimden bir parça bırakacağım her geçtiğim yerinden. seni kendimle yıkayacağım, içini içimle yıkayacağım.

kuzenim: evet bitmiş.
b: poff...
k: of kesin leyla arayacak gel diye.
b:kuzenim geldi gelemem de.
k:aynen öyle, kesin mehmeti görmek için aşapı inelim diyecek.
b: o ha hala mı mehmet?
k:valla hala mehmet.
leyla mehmeti seveli 5 sene oldu, mehmet leylayı istemeyeli de 5 yıl oldu. nasıl bir azim, nasıl bir aşk(!), nasıl bir kafa bu? leyla, akıllı olsana kızım...
aslında mehmet leyla ile 1 ay çıksaydı, leyla da mehmetin insan olduğunu anlardı. et kemik falan. leylaya diyorum ki "mehmet de insan o da sıçıyor, porno izliyor, ter kokuyor, ayakları kokuyor biliyor sun değil mi bebeğim?"... leylanın cevabı net: "olsuuuun"
allah sizi bildiği gibi yapsın, gençlik işte...
hayır mehmet de bi sikime benzese yüreğim yanmaz, buldog suratlı bi tip. neyse...
dün akşam çok enteresan ve seksi şeyler oldu. asıl onu anlatacaktım da leyla gerdi beni. ne diyordum? heh seksi...
gece yalnızdım, erken yattım uyudum.bir uyandım ki biri parmaklarımı yalıyor. neye uğradığımı şaşırdım. ama elimi oynatmadım hiç, bi yandan garipsemiş bi yandan hoş mu gelmişti ne :) gözlerimi kısarak bunu kimin yaptığına bakmak istedim. bir de baktım ki sıla. "ulan sıla ne işin var burda, neden parmaklarımı emiyorsun" da denmiyor, sıla bu yani sonuçta, denmez, diyemem. allah allah ulan... birincisi sılanın ne işi var benim evimde. hadi oldu da geldin; gelmez de geldi diyelim. yatmam ki ben. oturur sohbet ederim, film izlerim, şarkı söyletirim falan. neden uyuyayım lan salak mıyım? neyse ardından kafamı kaldırdım güldüm "napıyorsun sılacığım" dercesine. sonra da alarmım çaldı uyandım. meğersem kolumun üstüne yatmışım. o da karıncalanmış. hey allahım ya, rüyaya bak. rüyam bile imkansız lan. bir kahkaha attım, kolumu elimi sıvazladım. "hadi" dedim "bilu, hadi işe" kalktım hazırlandım bütün gün buna gülümsedim... iş yerimde de bu rüyayı anlatabileceğim kimse olmadığından mütevellit kendi kendime pıstım sustum...
her yazdığım olduğu için buraya şunu da yazayım; sevgilim ve ben bugün hiç bilmediğimiz bir şehirde, hiç bilmediğimiz bir dilde tiyatro izledik. çok keyifliydi. sonra otele dönüp küvet keyfi yaptık, sanırım gençleştik...
ama arkadaşlar iyidir...

içimden geçeceksen eğer, buradayım yürü üzerime.
ateş, şiir hepsi hazırım ben. gel, gel, gel, gel...
istersen dinlen içimde, köklerimden bir şarkı var dilimde.
çıplak ayaklarla gez her köşemde. gel, gel, gel, gel...
...
benim adım orman, örtü yaptım yapraklardan,
serdim herkesin üstüne.
sür yüzünü yüzüme, korkma yalnızlıktan...
şebnem ferah - benim adım orman
su bardağından şarap içmek...
...çünkü uyandım.
böyle rüya mı olur lan amına koyim. rüyamda hayır yok. mete özgencil'in benim rüyamda ne işi var. hakan poyraz'ın işi gücü yok mu benle şarap içecek?
neyse güzeldi ama, uyanıp epey gülümsedim. işe gelince de 1-2 kişiye sansürlü olarak anlattım. Allah hayırlara çıkartsın artık ne diyeyim :)
neyse ki hayatımızda natalie var...
... ve o ölene kadar dünyada güzel bir şeyler olduğuna, olabileceğine dair inancım hiç sarsılmayacak. natalie'nin fotoğrafını koymamın sebebi annemin hep haklı çıkması. çünkü annem hep susar. arada yorum yapar ve haklı çıkar. sevgililerimde, arkadaşlarımda, içkimde, işimde her şeyde. sonra söylemiyorum ona bunu. yenilmiş gibi hissediyorum. bazen de evet haklı çıktın napayım yeaa diye ağlıyorum. natalie ile ne ilgisi var derseniz, annem her haklı çıktığında ben mutsuz oluyorum, umutsuz oluyorum, göt olmuş oluyorum. son zamanlarda içime bir yerlerden nefret, kin, hırs damlıyor. ne birine karşı bu, ne de biriktirmek için. ama hissediyorum ve darlanıyorum. durumlar, genel olarak insanlar, genel olarak ben, beim fena halde sinirimi bozuyor. elimde değil, siktir edemiyorum bazı şeyleri.
oysa ben iyi bir insanım. valla lan. hep böyle sevdiklerimi üzmeyeyim falan kafasındayım. bir yerlerde bir yanlış yapıyorum ama tam çözemedim.
şu fotoğrafı izlediğim bloglardan birinde buldum ve çaldım.

böyle kahvaltılar hazırlayabilen bir insandım ben, ama sevginin saygının değerini bilmeyenler köreltiyor insanı. hiçbir şey değer görmüyor gibi geliyor. Cevat'a kızıp, Yusuf'un güzelliklerini görememeye başlıyor insan. Sema'ya kızıp, Refika'ya tavır alıyor ister istemez. Aşka indirgemeyin söylediklerimi. hayat böyle. sonra korunaklı, yapmacık, ukala oluyoruz kendimizi koruyacağız diye ve kim bilir neler kaçırıyoruz kendimizi korumak uğruna. çünkü sen ne kadar mükemmel bir sezar olursan ol, bir brütüs veriyor hayat sana. en az bir brütüs veriyor hem de...
tecrübe dedikleri şey sikilmiş götün mevzusundan fazlası değil azizim. ama bazen zevk alıyoruz işte, yok sayıyoruz tecrübeleri. "sen bana bunu bunu yaptın, ben sana böyle mi demiştim" diye biri çıkıyor karşınıza, "ulan ağzına sıçtığım, ben de sana böyle böyle demiştim, peki sen ne yaptın? " diyemiyorum. haklısın diyerek susuyorum. kırmamak için, zedelememek, üzmemek için. çünkü ben kırılıyorum, ne demek olduğunu biliyorum kırılmanın. kırmanın da ne demek olduğunu biliyorum.
ve lütfen kimse bana "hiçbir şeyden pişman değilim, yaptıklarım ve hatalarım beni bugün ben yaptı" gibi klişe sikindiriği bir laf söylemesin. çok sinirleniyorum. kimine dost, kimine sevgili, kimine arkadaş, kimine abla olduğum için çok pişmanım. ettiğim ve etmediğim laflar için çok pişmanım. siz 1 cümleyle hayat karartırken ben sadece izlediğim için çok pişmanım.
ben çok mu dürüstüm? evet lan dürüstüm.
tanıdık tanımadık, kızdık kızmadık, siktik sikmedik, sevdik sevmedik herkese söyleyeceklerim aynı;
mabel matiz - öteki.mp3
yazıyı okuyup bu ne yeaa diyorsanız sadece fotoğraflara bakın, güzel onlar.
Fulya naaptın abi sen?
sol elini destek olduğun başından al, sağ elinin üzerine koy.
kalemlere bak. boş sayfalara bak. kalemleri anlıyor musun?
sağ elin sol eline değmek istemiyor, bunu da biliyor musun?
sağ elin başka sol ellere değmek istiyor, buna varıyorsun.
kalem hiç dokunulmamış kağıda ilk mürekkep lekesini bırakmak istiyor, fark ediyorsun.
ayın sigarası tütmüş, dumanı da pencerene kadar inmiş.
güneş karşı tarafında, öksürmekten yorgun ve bitmiş.
güneş'in ay'a hayranlığı büyüklüğünden, saklanamamasından.
Ay'ın güneş'e kızgınlığı, bütününü zor bulmasından, bi tarafı karanlığından.
Ay ve güneş dünyaya hiç bakmak istemiyor, bunu da biliyor musun?
Ay ve güneş başka dünyalara hükmetmeyi istiyor, buna varıyorsun.
Tütmüş duman, karşı camının sana el sallayan elini gizlemiş, göremediğinden, fark ediyorsun.
Senden çıkanı garipsiyorsun artık, yaşlanmışım bahanesine yatıyorsun.
Sende olmayana özeniyorsun artık, battın belki de batıyorsun.
suçsuz yere hükümlü adamlar ve kadınlar, onlar da uyumuyor, sen de uyumuyorsun.
Esas suçlu adamlar ve kadınlar, iftira attıkları hükümlülerini ziyaret ediyorlar, sen izliyorsun.
Suçsuz, suçluyu görmek istemeyebiliyor belki, bunu da biliyor musun?
Suçlu suçunu bildiği halde, itirafında gecikiyor buna varıyorsun.
Senden çıkan en adil suç, olmadığına özendiğin, erteleyip edemediğin itirafın, fark ediyorsun.
kapı çaldı. hayali adam uyandı. seni oyalamaya, sen de onu eylemeye mecburmuşsun gibi.
Artık isimler de seni çıldırtır oldu, bahanesini de bulamaz oldun, ağlayamıyorsun gibi.
bu gece bitti de sen boşa dönüyorsun, beklenmeyecekleri bekliyorsun gibi.
bu yazıyı arkadaşım fulya'nın şuradaki blogundan çaldım. alenen çaldım. iki ciğerimi, saat dişlisi tadında birleştirdi bu yazı yahu.
neyiM var bugün?
ve inanır mısın sevgili blog, kimsenin anlamayacağını düşündüğüm, beni boğan şey aslında gayet hayata dair. belki herkesin derdi olan bir şey hatta. bu sabah özellikle hiçbir istediğimi başaramadığımı gördüm. görmedim de hissettim diyelim. eskiden 25 yaşına geldiğimde çok farklı yerlerde olmayı umuyordum. hayallerim vardı. hiçbir zaman evlenip çoluk çocuk, yakışıklı, anlayışlı koca hayalim olmadı. olamayacak kadar özel biriydim çünkü ve hayat en çok da bu yüzden zorluyordu bu aralar beni...
"en çok yakınlık duyduğun, yanında olmak istediğin kişiler; senden uzak kalmaya gereksinim duyacak kişiler olacak" diyor bir yazısında Oruç Aruoba. enteresan bence. gerçekten de öyle değil mi sizce de. bunu aşka dair ilişkilere indirgemeyin ve bi düşünün...
ve şimdi keşke ben bu bilgisayarın başından kalksam, yarın işe giderken giyeceklerimi hazırlasam, dişlerimi fırçalarken bir kadın bağırsa yarım yamalak türkçesiyle bana. "disleriğni firçalayaceksan firçelema, çay pişirdim ben" dese. gülümseyip fırçamı bıraksam, salona geçsem, Rachael Yamagata bana paptya çayı yapmış olsa, gazeteleri toparlarken de over and over'ı mırıldanıyor olsa...
işte o zaman geçer bu kronik regl halim. ama olmayacağını bildiğimden mütevellit, kendime Nil açıyorum ve soruyorum: "neyiM var bugün"
pek tabi cevap veremiyorum, "yok bi'şeyim" diyorum. ben bile beni anlamazmışım gibi geliyor. ama ben zaten kimseyi anlamıyorum, sadece anlayış gösteriyorum.
hep hayatlarına kurtarıcı olmak için girdiğim kadınları erkekleri düşünüyorum son olarak. denemiş ama kurtaramamış LOSER bir HERO olarak (rachael okurken anlasın diye yazdım) kurtarılmayı bekliyorum kendimden.
bir insan kendisinin en fazla ne kadarı olabilir?
"çok içkiliydik" demiş...
iyi insanlar olun. yanındaki köpek de o şerefsizin sahibi olsaydı, muhtemelen tasmasından çekip onu durdururdu. Bilmem anlatabildim mi?
puştlar, ikiyüzlüler ve nankörler üzerine
aman bilu, sen onlara benzeme...
sakın sakın benzeme.
O benim en iyi arkadaşımdı...
Bu cümleleri söyleyen bir ilkokul öğrencisi. en yakın arkadaşı Esra, beden dersinde koşarken yere yığılıyor. Küçücük bir kız çocuğu belki 9 belki 10 yaşında; kalp krizi geçiriyor. Sınıf arkadaşına uzatıyorlar mikrofonu, "Esra arkadaşın mıydı" diyorlar. Başlıyor küçük kız ağlamaya, "kendimi çok yalnız hissediyorum, o benim en iyi arkadaşımdı."
Sabah haberleri bu şekilde canımı sıktı epeyce. Bu kadar küçük kalpler, bu yalnızlığı nasıl anlar, nasıl taşır anlayamıyorum. Ben ve bir çok akranım zor taşırken, daha büyükler zor taşırken. 85 yaşındaki yan komşumuz taşıyamazken... Elbet yaşla ilgisi yok. Ama en yakın arkadaşı kaybetmek... Çok zor olmalı.
bir gizli şarkı
sordum seni alabora kayıp onyedi geceye
içtim kafam hoş bu gece
içtim yok olmadı başa sar
yükle bu suçu da bana çek bi çetele
çözdün mü beni önü açık onyedi gecede
sana kolaymış desene
yok yok olmadı başa sar...
umut sarıkaya tipi hüzün
şimdi böyle söyleyince de sanki bütün ilişki boyunca onu düşünmüşüm de artık kendimi düşünmeye başlamışım gibi oldu.ayağım var benim.yürüyorum onunla,kalem yere düşüyor eğilmeden onla alıyorum.iş görüyor yani,hayatı bir ordan.şimdi durum böyleyken neden sevgilimin ayağını ya da başka bir organını kendi ayağımdan çok düşüneyim.neden istiyorlar bunu anlayamıyorum. neyse bunları tartışacak değilim.işte bitiyor,ayağımla başbaşa uzun zamanlar geçirebilirim artık.aslında mutlu olmam lazım.
"nereye oturalım" diye soruyorum."farketmez" diyor sonra bir kafe gösteriyor.hesabı görünce "babayarrroooo" diye bağırmanın elde olmadığı lüks bir kafe.
son buluşmada böyle harcamalara ne gerek var anlamıyorum,herşeyden önce yediğimizden içtiğimizden birşey anlamayacağız ki...yine de giriyoruz.o bir kahve söylüyor yanında browni,küçük çay yokmuş ben de bir kahve istiyorum.daha önce yüzlerce kez konuşulan şeyleri bir daha konuşmaya başlıyoruz.artık ben de inanmıyorum söylediğim yalanlara.eskiden kendi yalanıma inanıp,gözlerim yaşarıyordu. "bu topraklar böyle bir sevda görmedi be" diye düşünürdüm.anlatıyor.pek dinlemiyorum.gözüm tişörtüne takılıyor.ne lan bu? üstümü örtmesi için pamuk ve polyesterle dokunmuş bir kumaş.tasarlamış biri onu.kafamı çıkarayım diye delik yapmış üst tarafına,kollarımı çıkarmam için de iki küçük delik de yana açmış.şimdi ben kafamı bir eşyanın deliğinden çıkarıp nasıl çok ciddi şeyler anlatayım birisine.tosbağa mıyım lan ben.bu ne rezilliktir yarabbi.o bi delikten kafasını çıkarmış beni yargılıyor,ben öbür delikten kafamı çıkarıp onaylıyorum,"aslında sen de haklısın" diyorum. hala inanmıyorum böyle yaptığımıza
sokaktan bir motor geçiyor gürültüden,söylediği çok önemli cümlenin sonunu duyamıyorum.bakakalıyorum giden motorun arkasından."taşıt ne yaa?" diye düşünüyorum.bütün canlılar gibi insanda kendi özgücüyle bir yerden bir yere ayaklarıyla giderken nasıl oldu da taşıta geçmeye karar verdi anlamıyorum.yani o geçiş dönemi nasıl oldu? kendisi çeşitli ihtiyaçları olan bir canlıyken,tıpkı kendisi gibi yemek,içmek,üremek,barınmak vesaire...bilimum ihtiyaçları olan at'ı gördü,"ben buna bineyim de şuraya gideyim" diye nasıl düşündü,bunu nasıl bir mantığa oturttu anlamıyorum.bir canlı başka bir canlıya biniyor ve kimse bunu kimse yadırgamıyor.allah aşkına söyleyin neresi normal bunun.atda nefes alıyor ben de ama ben ona şu anda biniyorum.peki ya atın buna hemen ikna olmasına ne demeli? iki arpaya g.tünü verir bu! bana bundan sonra kimse "at" demesin,at övmesin.
insanın da bu at hususunda hiç ayılmaması,utanıp " lan ne işin var canlının üstünde salayım gitsin,canlıyı,ayıptır" dememesi,bu durumu normalleştirmesi de ayrı rezillik.zaten herşeyi normalleştiriyor.g.tune koyduğumun insanları.kumaştan kafayı çıkar normal,hayvana bin normal.bu arada bülent ortagil de "normal" ile "anormal" arasındaki kafiye uyumunun mal bulmuş gibi bulunca sevinip "normal...normal...peki,beeeeeen miyim anormallll?" diye şarkı yaptığında ne sevinmiştir di mi sevgili okurlar? çıplak ayaklarımı birbirine vurup,ayaklarıyla alkış tutarak çok aşırı sevinmiş olabilir bu bu kafiyeleri bulduğunda.bilmem,ilgilenemem de...
brownisinden bir çatal alıp bıraktı.garson tabağı gösterip "devam ediyor musunuz" dedi, "evet" dedim.insanız yalan söylüyoruz haliyle? birçok yalan söylemişimdir ilişki süresince,uzun bir ilişki dönemi yaşadık,her zaman çok sevmemişimdir de,arada bir sıkılıp,başka kızları istemişimdir,hatta aldatmışımdır denk düştüğünde kim bilir? aynı şeyler onun için de geçerli olabilir.ama aldatmamıştır lan,ben aldatılacak adam değilim.
neyse bütün bunlar olurken ayrılma kaçınılmazken neden hala ilişki süresince çok sevdiğimizi,hiç yalan söylemediğimizi niye söylüyoruz ki birbirimize.belki ilerde terkar bir dönüşüm olur,bundan sonraki ilişkisi bitince aslında en iyisi umut'tu diye geri dönsün intibası bırakmak için mi acaba.ya da masalsı bir tad bırakmak için mi eski sevgilinin üstünde.nedir bu kahraman olma özlemi? bilemem,ilgilenemem de...ben sadece daha önceki ilişkilerimde olduğu gibi ona hiç yalan söylemediğimi,onu hiç aldatmadığımı söylerim.bir de hep seveceğimi eklerim.zaten normali bu.yoksa ayrılırken bıraktığı için birinin ecdadına küfür etmek insanlar için anlamsız bir hareket.
sonuç olarak işte bitti dostlarım.herşey için teşekkür edip,tıpkı bir asil gibi kalktı gitti.browniyi paket yaptırıp ardından ben de çıktım.aynı istikamette olduğu için evlerimiz ve o yavaş yürüdüğü için on dakka sonra hemen iki adım arkasında yürüdüm."dur paketle görmesin" diye düşünerek adımlarımı yavaşlattım...baktım olacak gibi değil,karşı kaldırıma geçip depar attım.ben onun kahramanı olamadım.
18 haziran 2008
umut sarıkaya - uykusuz
bu da böyle bir anımdır.






