bu aralar dünyada algıda seçicilik'ten daha acı veren bir şey yok benim için.
hatırlamanın en ağır ölüm olduğu gerçeğini ilk dile getirdiğim andan beri inanıyordum. bir şey olsa da inancım sarsılsa diye beklemiyor değilim.
merhaba canım,
senden ayrıldıktan sonra, senle ayrıldıktan sonra, sen beni bıraktıktan sonra hayat yaşanmazz bir hale gelmedi. her şey biraz daha zordu ama ölmüyordum işte. aklımda, şarkılarımda, okuduğım kitaplarda genel olarak sen vardın aklımda. arkadaşlarıma seni anlatıyor, arkadaşlarına seni soruyor anlam vermeye çalışıyordum ayrılığımıza, olanlara. her şey böyle netken, ne olurdu da bulanabilirdi acaba her şey? hiç tatmin edici cevaplar alamıyordum en yıkıcısı buydu. ve anlıyordum ki ben hiçbir şeyi tek başıma yaşayamıyordum. senin yokluğunda bile senin gibi kalamadım, susup duramadım, kaçamadım her şeyden. belirsizlik cevapsızlık beni her şeyden çok yoruyordu. evde oturuyordum ve arayıp "naber, napıyorsun" diyenlere, "duruyorum" diyordum. canımı acıtan şarkıları açıp, sigara üstüne sigara yakıp, sigaramın küllüğün dışında kalan kısmını pakete yaslayıp öylece duruyordum. gülemiyordum, çünkü gülmek için vaktim yoktu; seni düşünmeliydim. tanımadığım insanlara üstü kapalı anlatıyordum; "üzülme" deyip geçiştiriyorlardı. daha da çok yoruluyordum. üzülüyordum işte, alenen üzüyordu sensizlik ve sensizlik korkusu beni. burdaki ince çizgide takılıp kalıyordum, sana da anlatamıyordum. Ne bir mesaj ne bir telefon dost olamıyordu, beni sana veremiyordu.
seninle geçirdiğim her anı arkadaşlarıma çenem titreyerek anlatırken Mabel'e gülüyordum işte. "neden yaşıyoruz lan biz bunları" diyorduk, biramızı içip gülüyorduk içimize oturan taşlara. gece bittiğinde bir arkadaşımın yanına kıvrılmış uyukluyordum, soruyordum utanmadan, "döner değil mi"...
ertesi sabah yine aynı keyifsizlik ve gülümseme ile uyandım, boğazım katrana batmış, midem gıvıl gıvıl. sanki kendime kötü davranırsam seni unutabilirmişim gibi geliyordu. suçlu arıyordum ve seni suçlayamazdım. kendime bakıp "allah belanı versin" desem biraz tatmin olabilirdim sanki. ama elimden hiçbir şey gelmiyordu. kalkıp "seninle" gitmeyi planladığım yerlerden birine kahvaltıya gittik. sözde ben konuşulacaktım, beni konuşmak vardı hesapta. ama onun yerine neşeyle güldürdü arkadaşlarım beni, "hadi" dediler "oturmakla olmaz, çimlere yayılıp jehan dinleyeceğiz" ama bir daha ki jehan planımda da sen vardın benim. "Şimdi o gelirmiş..." diye başlayan cümleler kurdum bol bol. ilk başta gülen arkadaşlarım sonra kızmaya ve son noktada acımaya başlamışlardı bana. tamirane'ye gittiğimizde saat 4'ü geçiyordu ve jehan çoktan sahne almıştı. çimlere yayıldık fotoğraflar çektirdik, ben ara ara "o'nu da getireceğim buraya" dedim gülümseyerek, arkadaşlarım sessiz kaldı. gülümsedim yine. sonra yemek yemek adına masaya geçtiğimizde benim sırtım sahneye dönüktü, masum bir çocuk gibi geçen bebeklerin popolarına ve göbeklerine bakıyor, "ay insanın doğurası geliyor" diyordum. sonra bir de bira söyledim. gelen soğuk biranın sıcakla etkileşiminden oluşan buhara başharflerimizi yazdım, karaladım sonra. kimse demeden "kendine gel" dedim kendime. jehanın sesi ninni gibihuzur katıyordu ve masadaki tek boş sandalye senindi sanki. "o da olsaydı" diyerek başladım yemeğimi yemeye.
ta ki jehan "bulut geçti göz yaşları kaldı çimende" diyene kadar. hani sana senin odanda, senin bilgisayarında dinlettiğim; "mehmet güreli ve zuhal olcay var ama sen jehandan dinleyeceksin, geldiğinde kesin dinleteceğim" dediğim şarkı. donuverdim. bi hışımla jehan'a döndüm. Sanki "nolur bunu söyleme" diyecektim bi anlığına. kitlendim... "bu şarkı" dedim, "bu şarkıyı ona ben dinletmiştim" dedim. kimseden ses çıkmadı, biraz gülümsediler belki. başımı öne eğip yine aynı saçmalığı mırıldandım; "burda olmalıydı". sonra kafamı kaldırıp, "onu buraya getireceğim, burası süpermiş" dedim. "bilu harikalar diyarında" dediler. o kadar umutsuz muydum?
beni en yakınlarım tarafından bu kadar umutsuz görünmeme sebep olan kişi sen miydin? olamazdın ya.
ama onlar seni de bilmiyorlardı, bizi de. sonra biraz daha çimlerde yuvarlandıktan sonra taksime döndük. durmadan konuşuyor gülüyordum, karadeniz şivesiyle espriler yapıp neşe saçıyordum. ara ara durup bir ah çekiyordum, "belki gelir, belki döner, belki mesaj atar" diyordum monologlar halinde. artık ciddiye bile alınmıyordum. yola çıkarken sana aldığım kitaplardan birini aldım elime. öyle sayfalar vardı ki içinde, öyle kelimleri bir araya getirmişti ki yazar. kâh bendim, kâh sendin... okuyor okuyor okuyordum, okursam canım acıyaktı okumazsam da acıyacaktı. okuyup, derdime ortak ettim bütün suçsuz kelimeleri. köprüden geçerken bana attığın mesaj geldi aklıma, gülümsedim. gülümserken minik minik doldu gözlerim. acı ve hüzün değil de, tuhaf bir şeydi, gözyaşımda sen vardın sanki ve boğaz ışıl ışıldı. indikten sonra teyzeme gittim, "naber" dedim ve bana "billur, kızım neyin var" dedi. hani senin teyzene benzettiğim teyzem vardı ya. "yok bişey teyze, sadece bu aralar hayat çok zor" dedim. peki diyerekk oturdu yanıma. sustu. biraz bihteri izleyip nete girdim. mabel ve süleymanla konuştum. çaresizliğimden bahsettim. ikişer kelime ile yarama tuz bastılar. "o da üzülüyor" dediler. üzüldüğünü biliyordum da, duymak daha bir yordu beni. 4 gündür düşündüğüm her şey silindi ve kuvvetli bi cesaret geldi. yine cüret ediyordum sana mesaj atmaya. Ama senin üzüntünün sebebi ben olmamalıydım, olamazdım. hiç zor olmadı doğru kelimeleri bulmak, çünkü hissettiklerimdi bunlar. anlıyordum seni. hatta lanet olsun ki anlıyordum ve anladığım için hiçbir şeyi diretemiyordum. sonra attım işte mesajımı,mesajlarımı...
bir gece daha indi omzuma ve ben uyudum. şimdi kalktım baktım ve sabah!
sarsıldık biliyorum ama bırakalım 3 ay öncesine dönsün her şey, gel buraya vapura binerken konuşuruz belki tüm bunları...
ya da jehan dinlerken...
ya da hiç konuşulmasa da olur sanırım.
belki de sanmam.
bilmiyorum, program yapamıyorum.
dikkat et kendine, çok sigara içme :)
bensiz leman'a da gitmeyin.

mektubuma son verirken,
seni her zaman çok seven; ben!
şimdi ben, yosun tutmuş bir balığım kuru çöllerde.
annemin arkadaşı geliyor ankara'dan. ben de oturuyorum evde. ellerimin içini ovuyorum. düşünüyorum. tırnaklarımı avuç içlerime batırıyorum, acıtmadan. sabah annem "hadi kalk kahvaltıya" dedi, "ya bi yat yanıma sarılalım, özledim ha" dedim. mis gibi bir gülümsemeyle "ay yavruum" dedi ve uzandı yanıma. kafamı göğsüne doğru sokuşturdum minik kuş gibi ve boğazımda düğüm düğüm bir şey oluştu gözlerim dolarken, "ay gözlerim doldu" deyiverdim. güldük. "sen ne biçim çocuk oldun" dedi... bir bilseydi, anlatamadığım ne çok şey vardı içimde.
hakikatten ben ne biçim bi çocuk oldum ya? yine iş yerinde aşkı memnu'nun 3 dakikasını izledim. Bihter ruhumu sikti bıraktı. silahı o güzel göğsüne yasladı ve "beni?" dedi "beni, beni". yüzümde gülümsemem asılı kaldı. "karışımda birbirlerini seviyorlar" kadar etkiledi beni, "beni, beni".

neyse ellerimi ovuşturmaya devam ediyorum şimdi. "hayat çok zor" diyerek uyandım. zordu çünkü bu aralar. ama bilirsin beni sevdiğim, ben "hayat çok güzel" der dururum. Size göre bilu "hayat çok zor" diye sıkılan bi insandı. Ama bilmiyorsun sen, o gidişin son gidiş olacağını bilmemdendi o oflar poflar, biletimi 11'e alışım, "burger'a gitmeyelim, bir yerlerde oturup sohbet edelim" deyişim ve otobüsten dakikalarca sana bakışım... Seni sıkmayacağım buralara yazarak. Ama bana biraz zaman ver. sonra geri alabilirsin. biraz renk verip, geri aldığın gibi hani. çünkü susarsam, tek tek kırılacak kemiklerim biliyorum. ağzımda yaralar çıkar, tırnaklarım soyulur ve ağzım uyuşur adını duyduğumda. boğazım düğümlenir şarkılarımızda.

"Şarkılarımız" mı dedim? Komik geldi, tebessüm ettim sevdiğim... ve kulağımda çınladı lafın "ne güzel gülüyor değil mi". Yazmamalıyım biliyorum. Ama anlatamıyorum kimselere, bana bakıyorlar seni haklı çıkartıyorlar, bana bakıyorlar beni haklı çıkartıyorlar. bilmiyorlar yine de, anlamıyorlar. içim duruyor ve saat tam 12:12. doğru olabilir mi?

dün iki jilet kitabımı aldım elime, battaniye'yi tekrar okudum gecenin bir yarısı ve üstümü örtmeden yattım.

sonra orospu kırmızı'yı alıp bir sayfa açtım bakmadan. şöyle diyordu;

"...Orospu olduğumu herkese söyledi mi, beni sevmediğini?
Nasıl çok isteyip aşık olamadığını?
Ben onun...
Annem annem, belki yarın sever.

Annem annem o beni 6 yerimden, hem de o gece, hem de tüm sorularıma yanıt bulduğumu zannederken, hem de kırmızı rujumu henüz sürmemişken... beni 12 yerimden öptü."

sonra yattım, geç olmuştu. benim için her şey için geç olmuştu. uyanışım da yukarıdaki gibi oldu zaten.

kızma bana, durmuyor içim. ben sana kızmadım duramadığın için.
sen de kızma, çok yalnızım artık çünkü.


4kısa günden bana bir sızı kaldı...


Battaniye Isıtmaz, Öldürür...


Battaniye, asla bir cinayet aleti değildir.
...
Ama seni terk etmek üzere olan bir kadın, sen bir kenarda sızmışsan eğer üşümeyesin diye üstüne mutlaka bir battaniye örter. Annelik iç güdüsünden midir nedir, yüzüstü bırakıp giderken bile örter o battaniyeyi. Değişik bir mantık; seni terk ediyorum, umurumda bile değilsin artık, istersen öl bir köşe başında; ama üşümeni de istemem. İçim el vermez buna!

Bir zamanlar benimde üstüme örtüldü o battaniye. İşte bu yüzden elinde battaniyeyle yaklaşan birini gördüm mü, tüylerim diken diken oluyor. Bir cinayete kurban gidecekmişim duygusuna kapılıyorum. Çünkü çok iyi biliyorum; ancak bir kadın terk ederken battaniye örter üstüne. Ancak bir kadın battaniyeyle cinayet işleyebilir.

ALTAY ÖKTEM
günlerdir kelimeleri bir araya getiremiyorum. dilimde birikiyor, "yok" diyorum "istediğim gibi olmadı..." susmak zorunda kalıyorum resmen. dile getiremem diye, kelimelerin değerinin, öneminin ve marifetinin hissettiklerime yetmeyeceğini düşünüyorum. "keyfim yerinde" desem ne kadar yerinde olduğunu anlayamacak kimse çünkü. Şimdi bile bakıyorum bön bön sayfaya, ama sırf aylar sonra...

ayh yazmıcam, anladım ben. sen de anladın.
yeter bence.
süleyman okursa, o da anlar.
çünkü hayat çok güzel -di, seninle,sizinle...
sana inandım koştum geldim.
...
niyetlenince, tanrı yolumu açtı.
şimdi sen diyorsun ya, elimde kendime vurduğum kilitlerimle duruyorum, bir bir oynuyorum tümüyle. heh, ben ellerimde bir sürü anahtarla geleceğim sana ve deneyerek, sabırla ve tüm kilitleri açıp atana kadar da hiçbir yere gitmeyeceğim...
sonra da... sonrasını da aynı sabırla bekleyip, yaşayıp göreceğiz.
ben daha buradayım...

fonda:şebnem ferah - istiklal caddesi kadar.mp3

Peki vol.Dolores2

Peki cilve, uyku, uyanık, uyuma denemesi, uyuyamama, sıcak, boyun, ter, uyku, alarm, koridor, telefon, yastık, parfüm, koku?
Böyle gider bu...

Kıh kıh kıh :D
güldüğüme bakmayın A DOSTLAR...
dimi BE CANIM ?

ps: "ayh sinirlerim bozuldu"
moralim bozuk olduğunda şen bir kahkaha atmak için bunu okuyacağım...
kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça kendimden emin olmadıkça...
...sen benim olmazsın ki asla.
kediler ve gökyüzü bana huzur vermeye yeter.
Valla lan :)
şimdi öyle bir şey ki hissettiğim... hem çok keyifli hem içine biraz hüzün katılmış gibi. yani nasıl anlatsam... yemek yaptığınızı düşünün. hani taze nane ile kuru nane arasında seçim yapmanız gerektiğinde taze nane koyarsınız ya, tadı daha "freş" olsun, daha nasıl desem daha daha olsun diye. heh işte öyle. yani böyle daha güzel ya da daha çirkin, daha mutsuz ya da daha mutlu değil, DAHA DAHA bir şey. Öyle yani...
ve buna bağlı olarak zamanı geri almak istiyorum ya da belki içten içe ileri. ya geri alıp daha çok sarılırım daha çok konuşur daha çok dinlerim ya da ileri alır...
ileri alır giderim, daha çok sarılır daha çok konuşur, daha çok anlatırım. ama duruyorum zamanın ortasında sevimli sevimli gülümseyerek.kafamı kaldırıp camdan dışarı bakıyorum, gülümsüyorum. "dünyada biri var" diyorum, "yanında olmamı isteyen biri var". bencilce mutlu oluyorum.

sonra bir şarkı açıyorum ve eşlik ediyorum. gelecekten haber veriyorum tam da şu an, "geleceğim" diyorum...

eşlik ettiğim şarkı: sakin-denek hayatım.mp3
yazmayışım, kendime saklamak isteyişimden.
yoksa her şey gayet iyi.

fonda ise dönüşümlü olarak;
yonca evcimik - şok
teoman - sürpriz
vega - herhangi bir an
asfalt dünya - sakın
bir de yepyeni olarak,
vega - elimde değil.
hayatta en anlamsız gördüğüm şeylerden biri, gösterilemeyen sevgidir. Gerçekten. "ben seni sevmiştim" demenin hiçbir anlamı yok gözümde.
ay yalnız o kız senin sevgilinse ağlayarak ölürüm ha!
lfkjldsfkşdflkadşflksdfşlsakş
:)
kirlendim kirlendim yıkandım kirlendim
kilitlendim
soydum kendi derimi
tırnak kontrollerini sevmedim hiç aslında
şefkatten uzattım hep ellerimi
yüzüme vuran güneş
saçlarımı öpen rüzgâr
siyahıma sarı çalan o yıldızlar
sessiz bir kıyametin karnında kayboldular
kaldır kapağı bak
kimler can çekişiyor cennette
kim çoktan ölmüş
kim diri kendi cehenneminde
sustur bütün yerli yersiz kımıldayan gölgeleri içinde
bu karanlık sokaklar
yalnız onların değil...*


mabel matiz - arafta.mp3
maalesef bu böyle...

yazının mor olması da boş yere değil hani...

Yedi Prenses ve Pamuk Cüceler

şu dünyadaki en adice şey, pamuk prenses ve yedi cücelerin mutlu bir hayat sürerken, prensin gelip prensesi götürmesidir. Öyle böyle götürme değildir bu, götürme kelimesinin tüm anlamlarını bünyesinde barındırır.
mesela iş yerindeki müzik arşivimi paylaşıma açmama sebebim de budur. Pardon da "çaba" icat edildi. "mucitlerleeee, tasarımlarlaaaaa" ama icat edildi.
Prens gelir ve dışarda kalmaktır cücelere kalan ve bunun tek sebebi cüce olmasıdır, EVET! Prens ise altın saçlı 1.90 boylarında atletik vücutlu BEYAZ atlı, muhtemelen libidosu yüksek, salya akıtan bir erkişidir. (-ki bize gelmez)
Ama asıl sorun prensesin orospuluğundadır tabi. Bunu da es geçemeyiz. Prenses olmak isteyen biraz da orospuluğu göze alıyor demektir ama bu yedi cücelere yapılmaz efendim. Yedi prenses demem bundandır karaktersizdir prenses. Yakışıklı prensi görür görmez, oh yeah ezgileriyle arkasını döner cücelere. Cidden yapılmaz. Şu an sinirlendiğimden kelli yazıyı devam ettiremeyeceğim.
He bu hikayedeki mal ben değilim, prens, prenses ve cüce olduğum dönemler olmuştur efendim.
Kalın sağlıcakla.
minik minik ellerimi açtım, dualar ettim sana kadın :)
dilediğin olsun, hayırlısıysa olsun dedim.
evet ellerim minik değil benim, sempatik olsun diye dedim.
iyi haberlerini bekliyorum.
rüyamda taş sektiriyordum. çok güzeldi. sekip sekip geri geliyordu yanıma. 2'sini pek tanımasam da, hele 1'ini hiç tanımasam da 4 kişiydik. ben yanımdaki kıza hava atıyordum. çünkü attığım taş bumerang gibi geri geliyordu ve o hiç sektiremiyordu. anlatıyordum ona nasıl yapıldığını efe efe :) diğer iki kişi sevgiliydi. takılıyorlardı aralarında. çocuğun bonus siyah saçları vardı, yanımdaki kızın da pembe tişörtü. hava kapalıydı deniz durgun. ay çok güzeldi ya. yeşilköy sahildeydik. bir de bunu hatırlıyorum.
güzeldi.
efes dak brown içen kızlar gördüğümde alınlarından öpüp "namusumsun lan, namusumsun imanıma" demek istiyorum. ay valla gerçek bu.. ay benim yolum yol değil kardeeeeş :D
mesela ben piyano çalabilmek isterdim, çok film izlemiş olmak isterdim. siyasi konuşmalarımı çok net söyleyememek sterdim. evde oturduğumda el işi falan yapabilmek isterdim. zayıf kısa saçlı, sen benuğa mezunu kızlardan olmak isterdim. nargile içememek ama slim dışında da hiçbir sigara içememek isterdim mesela ağzımdan hiç küfür çıkmasın, kedilerden de korkayım isterdim. elimden güç gerektirmeyen işler de gelsin isterdim. mesela resim yapabilmek isterdim. dün naaptın dediklerinde "ay sorma kardeş, arkadaşlarla teksimde içkiyi hırpaladık, otto da bi dans etmişiz hala ayaklarım ağrıyor" demeyeyim de, "iksv'deydim şekerim" diyeydim. sonra yaz tatili benim için bodrum karı kız, yakışıklı adamlar, pahalı içkiler, tatile gitmeden önce tatilden fazla masraf olsun isterdim. oysa benim yaz tatilim, yazlıkta öğlen denize inip suda buruşana kadar voleybol oynamak, akşam da gündüzden farklı olarak parfüm sıkıp dondurmacının önünde içmek...
bir de çok takı takan kızlardan olmak isterdim, saçlarımı küt kestirip Ara kafe'de kitap okumak isterdim. ama geçen yazımı da madrid'de geçirmiş olmalıyım. ispanyolca ezgiler mırıldanmalıyım. zaman zaman tüm bunları yapmak istiyorum gerçekten. ama sevdiğim oyuncular veya tanıdığım 3-5 yönetmenden biri yoksa film izlemem. felsefi kitaplar dışında pek kitap okumam. o da okuldan kalma bi alışkanlık işte. çok küfür ederim. resim yapamam belki flash ile web sitesi yaparım. iksv ye hiç gitmedim. nevizadede asmalıda falan bulursunuz ancak beni. içkiye para vermem, bi çok şeye fazla para vermem. levis kotlara para veririm bi tek. onları da yıllarca giydiğimden. ingilizcem bile kötüdür değil fransızca, saçlarım uzundur. takı takamam, darlanırım. tatil sevmem. kışın kaymak için uludağ olur, ama o da 2 yıldır pek yok. siyasetle işim olmaz. insanları sınıflayamam. bi boka yaramam ama şu yazdıklarıma bakınca kendimi seviyorum. hani bazen çok acıklı yazılar yazıyorum ya, sonra okuduğumda, aman be bilu, hiç mi acı görmedik lan sikicem ha diorum yine gülüyorum.
beni çok üzen (kah bilerek kah bilmeyerek) isabel'i gördüm rüyamda. 30 saat uyuduğumdan mıdır nedir, daha neler gördüm neler...
yalnız cuma gecesi alkolü abarttığımdan balkondan aşağı kusma hareketlerim de oldukça doğaldı bence. beni uutup giden ercü'ye de selamlar olsun. sabah da arabam çekilmişti, yine de güle oynaya gittik arabayı almaya. aldığımızda da hala sarhoştuk mesela. ben en azından epey sarhoştum Dolores'e nazaran.
sırtım üşüdü şu an. o yüzden ok diyorum by diyorum...

:)
ben seni hiç üzemem.
papatya çayı yapmak isterim sana.
ama ben seni hiç üzmem.
göğsüme yat uyu isterim.
ama ben seni hiç üzemem...

ben seni herkeslerden daha daha iyi tanırım,
hem ben sana herkeslerden daha daha iyi bakarım,
daha daha iyi bakarım, daha daha iyi bakarım...

putain, câtin, femme. toi donneuse et preneuse de vie.

herkes sessiz, alçak sesle konuşuyor.
neden?
Arif Dino şiir yazıyor.
"Döner kebap, dönmez olsun."
Sıkıysa alkışlama...

"Döner kebap dnmez olsun!
Taştan mantar tarlası
Çok yaşasın ölüler!"

...

Yaşamın gürültüleri suskunluklarını bulandırdı
buna gülüyorsun şimdi çünkü boş kafanda
yer alan yalnızca tutsaklık...

...
abidin ilk resmini sattığında sevinçle koşarak ağabeyine olayı anlatır. arif, bir durur. "oğlum sen ne yaptın biliyor musun? sen, orospuluk yaptın. resim satılmaz ya değiş tokuş edilir ya da hediye," der.

...

2+2=4
biri yer
biri bakar
kıyamet ondan kopar
bakan bir değil
kıyamet
kıyamet ondan kopar...
yıkıcı bir sevişme sonrası sigara içmek yerne hışımla kalkıyorum yataktan ve umay umay'a, altay ökteme sarılıyorum. "bu sevişme ruhumu acıttı, siz de acıtın ruhumu" diyerek sarılıyorum kitaplara... açtığım müzik daha yıkıcı daha yırtıcı sahte sevişmelerden.
ve bir süre sonra en alçak en yavşak şarkılar bile birer jilet atıverir ruhuna. gülmelerin kesik, kahkahaların yaralıdır. aşk acısı değildir bu; bu düpedüz ruhunun lime lime edilmesidir. bense bu limelemede hem etken hem edilgen olabilenimdir.
sevişirken ağlamak mı kaldı, pardon da... yok öyle bir şey. sevişirken ağlıyorsan ya da yırtılıyorsa ruhun her kabul edişinde ya da edilişin de, sadece bir pembe gök yüzü yeter demektir sana. mutlu insanların mutluluğuyla mutlu olma günleri çok eskide kalmıştır. içinde sevgi geçen her şey, evet her şey, senin için bir işkence aletidir aslında. ruhunu kanatabileceğin bir işkence aleti.
ve sevişmenin sonrasında orospu kırmızı okuyorsan bilmem kaç bininci kez, yırtılmaz ruhun asla. yırtılacak bir ruhun kalmadığındandır bu da. aslında kimseye kızmazsın, kızamazsın. senin canını acıtmış gibi anlattığın herkesi aslında sen, bile isteye sokmuşsundur hayatına. baksana geçmişe, senin hayatına girmesi için çaba göstermediğin kim var acı veren? yok. sen birilerine gel kalbimde koş biraz, gel canım oluver, otur şuracıkta dediğin kim varsa yakar yıkar içindeki pembe panjurlu evleri. he kurtuluşu var mı, bence yok.
dert edecek bir sürü şey varken, insanlar açlıktan ölürken, ben bile isteye sadece ruhuma bakıyorum. insanlar ne kadar da bencil diyerekten bencillik yapıyorum. en azından aynaya bakınca "ulan ne puştsun" diyebilecek bir yüz bulabiliyorum kendimde.
seviştikten sonra penguen de okumadım mı okudum elbet, kıh kıh da güldüm. ee ne var ki bunda, ben de gülmeyi haketmiş olamaz mıyım azıcık?
size de tavsiye ediyorum, başucunuzda kanlı bir kitap bırakın sevişeceğiniz gecelerde. hızlı nefes alışınız tam da bitmeden, uzanın kitabınıza, tek bir paragraf okuyup ağız dolusu bir küfür eşliğinde kafanızı yastığa koyun.
iyi gelecek, söz...
evde beni bekleyen kadın şu an pencereden cama bakıyor. 1990 model mercedes'ine bakıyor ve beni düşlüyor. düşünmüyor, düşlüyor, dışarıdan bakıldığında siyah gibi görünen ama aslında pislikten öyle görünen pencereden bakıyor.
viski kokusu üzerine sinmiş, küllüğünde sigarası kendiliğinden sönmüş ve ilk değil, küllüğün içindeki bir çok sigara kendiliğinden sönmüş. Tüm viski ve sigara kokusunun yanı sıra saçları mis gibi kokuyor ama. Sanki beni o eve çeken sadece saçlarıymış gibi geliyor ama bir dakika! Ben saç sevmem ki... Ama o kadın sevdiriyor işte.
beni üzdüğünüz kadar üzülmenizi istiyorum bayanlar baylar. beni düşürdüğünüz durumlara düşüp "abi billur haklıymış, biz ona ibnelik yapmışız, puştluk yapmışız, arkasından vurmuşuz" deyiniz. üzerine soğuk su içiniz. bana gelip "seni anladım" demenize gerek yok. bunu buraya yazıyorsam, ağzımda yaralar çıkmasın diyedir. öyle bir şeyler yaşayın ki, ister çok acılı ister kıpırtısız olsun, ama anlayın. kimseye söyleyemeyin hatta ve kendinize itiraf etmeye utanın. Sadece sen ya da sen veya sen ya da diğeri değil, hepiniz.
canınız yansın demiyorum, kötülüğünüzü istemiyorum dememi beklemiyorsunuz inşallah. içiniz parçalansın, kahrolun. düşünmekten ne düşündüğünüzü unutacak hale gelene dek düşünürken bulun kendinizi. dudaklarınızı yiyin sıkıntıdan, uçuklar çıksın dudaklarınızda. öpüşemeyin, sevişemeyin. terkedilin, öyle bir terk edilmek ki delirin acıdan. öyle bir kazık yemek ki, belinizi doğrultamayın kalbinizin ağrısından ve öyle bir muhtaç kalın ki bana/sevgilinize/dostunuza, yardım istemektense ölmeyi tercih edin...
yani;

dağılsın kalbin, öl hatta orda,
lanetler yağdır, beni hatırla...
kötü günümde benim yanımda olup sualsizce beni dinleyebilecekken, bir tekme daha vuran kişilerin mutluluğuyla mutlu mu olmalıyım, beddua mı etmeliyim, kendi haline mi bırakmalıyım?
yoksa gözlerine baka baka, onların bana yaptığı gibi şen kahkahalar atarak "ay canım, kankam, unutuldu gitti, herkes beni sikiyor zaten sen siksen nolur şekerim, yabancı mısın?" mı demeliyim?
çok şey öğrendim geçen bunca zamanda. benim yanımda olduğunu sandığım zamanları özlemiyor muyum sanki? deli gibi özlüyorum. ama bir şey koptu içimden, kopmuş dün anladım...
planlanmamış bir sevişmenin ardından ilk uyanan kişi gibiyim. kalkıp kahvaltı mı hazırlamalıyım, yoksa karşımdakinin uyanmasını mı beklemeliyim ya da sessizce çekip gitmeli miyim?
ben senin yazdıklarını üzerime alınırken ne kadar safmışım meğer...
ne istiyorum biliyor musun aslında, sana bakmak istiyorum. "Bamya sevmem" dediğini duymak istiyorum ve "ben yaparsam seversin" deyip gülmek istiyorum. En sevdiğin kitabı, seni en çok üzen sevdiceğini, en sevdiğin arkadaşının en sevmediğin huyunu bilmek istiyorum. En sevdiğin çiçeği, doğum gününü bilmek istiyorum be kadın, beni nerende sakladığını bilmek istiyorum; ne sıfatla sakladığını. canını yakan aşk şarkılarını, yazdığın gözyaşı harmanları kime neden yazdığını bilmek istiyorum...
...ve bilmek istiyorum en sevdiğin oyuncağı, en büyük korkunu ve kalbinin hassas köşelerini. En sevdiğin kokuyu bilmek istiyorum, tişörtlerini en sevdiğin markayı, son aldığın kotunu, el yazını tanımak istiyorum. Adımı söyleyişini duymak istiyorum. Cep telefonu modelini, sevdiğin yemeği, yapmayı sevdiğin yemeği, hayallerini; ne bileyim, gözlerinin tam rengini bilmek istiyorum mesela. ama geldiğine sevindiğin kişiyi bile bilmiyorum.

bana kızmışsın, anlamıyorum neden. senin de dediğin gibi, "sahipsiz tüm suçlar" benim üstüme kaldı yine.
daha açık olamam sanıyorum.
işte bu yüzden susuyorum.
ve ben;

karanlıkta kaldım, korkum ondan
söylenecek bir söz vardı çoktan
unutuldu gitti o dil zaten
kalmadı geride tek bir insan

ps: ve biliyorum çok pis göt olacağım, cumartesi gününden daha pis.

Ruhun çitilendiği an...

Winamp'a dinlenmek üzere 650 şarkı atılır. Hiçbiri albüm değil, tekli tekli akılda tutulamayacak şarkılardır. Hani içinde neler olduğu bilinir de, "shuffle" sebebiyle ne çalacağı asla bilinemez. tam neşeli bir albüm açacakken biten çalan şarkının sonları olduğu fark edilir, "hadi ulan sonraki neymiş bakayım da öyle kapatayım, belki Jehan'dan Neden çıkar; ne zamandır dinlemedim" denir. İnanmayan hislerle kendi kendine gülünür. Sonra eski plakların sesi gibi Neden'in introsu girer. Yutkunma yarım kalır, içilen kolanın son yudumu boğazda kalır ve "hasiktir" denir, "harbi hasiktir". Bi an kapamakla kapamamak arasında kalınır. Ardından içses "bilu'm, biraz hamile kalınmaz, kalmışken tümüyle kal" der. Ruhun sesidir. Dinlenir, dinlenir...
Şarkı biter, bir oh çekilir. Oh değil bir ah çekilir. "Ah ulan, neden" denir.
Sonra itinayla işe devam edilir(!).
İşte ruh da tam böyle zamanlarda çitilenir.
şimdi ayça şen kimdir? ayça şen biraz sıradışı, biraz kımıl kımıl, biraz şakacı, biraz geyik ve biraz da -bana göre- asabi bir hatun kişi. evet hatun kişi. öyle sıradan "kadın" diyerek geçebileceğimiz türden bir homo sapiens değil. Övmek için yazıyorum bu yazıyı ama kendisini aşırı sevdiğimden değil.Bu hatun kişinin bir de memo adında oğulcuğu var. köşe yazarı, radyo programcısı, anne, kadın, insan vs.

Ama gel gör ki bir albüm yapmış, nam nam tadundan yinmez.
Albümün adı astronot. Adını duyunca bu ne yeaa demiyor değil insan. Ama kanmayın lütfen, edinin, raftan indirin, rapid'den indirin, ayol edinin işte. Albümün yapımında en çok emeği geçen kişi (bildiğim kadarıyla) Mor ve Ötesi'nden tanıdığımız Burak Güven. Şarkılarda Aylin Aslım tadı var sanki. Hani onu alan bunu da aldı derler ya, o anlamda yani. Bir taklit falan söz konusu değil...
Şimdi şarkılarından kupleler vererek, sizi kendime inandıracağım. Şarkılar her yerde yok, bana mailler atın, isteyin ben yollarım size şarkıları, yaheyya :D

Son Zamanlarda
birileri dünyayı görmek ister, birileri kazanmak.
kimileri aşkı bulmak ister, kimileri yok etmek.
herkesin korkusu aynı, hayatta kaybetmek.
bir lokma, bir hırka, mesele yetinmek...

Kalpsizsin
rehber yırtık pırtık olmuş artık eskilikten sararmış;
yeni numara eklenmemiş, sen olduğun yıllarda.
aslında seni unuttum, kırk yılda bir sadece, romantik şarkı dinlerken gelirsin aklıma...

Aptal Gibi
uzaktan baktık ama katılmadan, gülmekten katılıp yorulmadan.
bize dokunan yılan en yılan, bağırdı sonra, dünya yalan
aptal gibi

Oryantal
para sıkıştırdı babam sana, onları bana versene;
geriden yürüdün kaçmasın,artık kendine gelsene...

Dönme Dolap
kaybetme kendini ne varsa şu anda
say ki meteor çarptı, buldu seni dünyada
bir iner bir çıkar, ömür dönme dolap
çıktın sevinme, düştün üzülmeeeeeeğğ...

Sabotaj
yaşamak bir hastalığı sevmek gibi
kararsızım, tutarsızım, nerem doğru ki
son kuş da uçtu gitti uzaklara
sen hala güven o hain kuşlara...

Erkek Sindrella
aşk lafından hep utanmıştım
her duyduğumda gülmem gelmişti
gel benimle ol dedim ama
bunu biraz da görev sanmıştım
sonra gördüm seni içten gülen gözlerini
çok çok diyarlar gezdim
evlenicem senle buna eminim

Büyüdük
ve simdi zemberekten kurtulan bozuk bir akreple yelkovan
zamanla hepimizi gulduren komik bir oyunmus su zor yasam
ve sonra kalabalik ruhumuz
sesler cok karismis ugultumuz
sakizdan cikan bir siir olmus yapiskan büyüklük umudumuz

Kelebek
oysa işte bir bebeksin
tozdan kanatlarin, yoktan hayallerin var
bir dilek tut uç tanrına
yanmasın kaderin bir gece lambasında
şanssiz kelebek şanssiz kelebek
bakma oyle ödlek ödlek
ben kime söylüyorum
sana rengarenk bir bahar gerek...

Astronot
karanlıkta kaldım, korkum ondan
söylenecek bir söz vardı çoktan
unutuldu gitti o dil zaten
kalmadı geride tek bir insan
yalancıktan yaşar gibi aşksız
evcilik oynarmış gibi çapkın
hayatını yazar gibi ürkek...

Budur
ne aşklar yaşadım uğruna
değer değmez bakmadım yaşıma
hiçbir duvara yaslanmadım
düştüm ama sızlanmadım
budur..


ps: büyüdük ve astronot benim favorilerim, o yüzden kırmızılar :D
ps2: teşekkür ederim ayça şen.
gözümün önünde birbirlerini seviyorlar, ben işkenceler içindeyim.

yok o kadar değilim. Ama ya olsaydım?

"kader bize mutlu olma şansı vermedi sevgili;
biz haritada iki küçük su lekesi...
hiçbir deniz kavuşturmaz artık bizi"
derken iclal aydın, ne kadar da haklıydı. şimdi çeşitli olaylardan ötürü biraz kafam karışık. Mesela dün ercü'yle çok eğlendik, dünü düşündükçe gülüyorum. "erken döncez" diyerek eve sanahın 4:30 - 5'inde geldiysek bilelim :D sonra selin'i gördüm nerdeyse 1 yıl sonra, doğum günü diye şeker de aldım ona, çok sevindi hem, hem de kocaman sarıldı bana, çok özlediği her halinden belliydi, bu kadar sevilebilen ve özlenebilen biri olmak çok hoşuma gitti.

neyse, kendimi övmeyeyim daha fazla, çünkü bok gibi bi hayatım var bu aralar. nankörlük yapmak istemem. ama özellikle son 1 yılda yaşadıklarım bana bir işi bitirmeden diğerine başlamamayı öğretti. özellikle iş, okul ve arkadaşlar konusunda. aşk demiyorum çünkü ona öyle taktik, kural falan işlemiyor maalesef.

dün akşam Balkon'a gittik Ercü'le. 3. gidişim oldu ve yine mükemmeldi. Bu kez terasa çıktık ki hiç terasında oturmamıştım. Saatin 3 olmasından kelli, sakindi de :)

Öyle işte sevgili blog...
Anlatacaklarım var da, daha sonra. Bu güzel pazar gününü büzüştüremicem :*

Yüzümü gönlüne koysam, yemin tutsa kalbim, beni bilir miydin?
Yok olmuyor, istemekle bitmiyor. Hiçbir yol yarılanmıyor, uzadıkça uzuyor...
çok mu zordur yardım etmek bir sevdiğine ya da çok mu zordur yardım istemek?
ay o değil de, ben iyi kurtarmışım ha, ya deli ya katil olmadan hemen önce kurtarmışım.
yapmaz sanmıştım, Gia Linda'yı bırakıp uyuşturucuyu tercih etmez sanmıştım. Yanıldım. Tam şu an yanıldım a dostlar. Oysa Linda'sız yapamaz gibiydi.
Yaptı...