Hoşgeldin sonbahar...
Bir kadın severken, bir kadın giderse
Bir kadın gülümserken,diğeri ölürse...
...
öyle kal...

innocence is what he knows, beauty is what she sees.
Aslında anlıyorum seni...
Çok mu zor,bu kadar mı zor
Başlamak bir aşka kollarında
Kavuşmak dudaklarında
Teninde biraz kor kaldıysa tutkularıma?

Ne biçim bir aşk bu?
Bakıyorum gözlerine görüyorsun
Tutuyorum ellerini, tutuyorsun sen de
Ne kaldı o zaman geriye?

Döndür! Sapmayacak sandığım yolumdan beni döndür!
Söndür! İçimde yanan bu kör inadı aşkınla söndür!
Hadi beni döndür,yolumdan döndür.
"Her aşk bir orospu yaratıyor.
Bense beyaz duvaklar, dokunduğumda irkilen sırtlar çiziyorum.
Ben de oluyorum senin o kendin için korktuğun yerde..."

o beni evcilleştirdi

Bu resim küçük prensin evine döndüğü sahne...



Bir gece annem ve abimle Ortaköy'e gitmiştik. Takıcıları falan gezip kumpir yiyorduk. Bir kitapçının önünde durduk. O zamanlar şimdi house Cafe^nin olduğu yerde sıralanmış kitapçılar vardı. 2. el kitaplar yeni kitaplar, eski ve 2. el dergiler falan satarlardı. Oraya bakıyordum. Annem "kitap alsana kızım" demişti. Ben kendim mi seçmiştim yoksa kitap satan adam mı tavsiye etmişti tam hatırlayamıyorum. Birden elimde "Küçük Prens" adlı kitap görüverdim. Açıp okumaya başladım, tabi kumpirimin dibini kazıdıktan sonra. Annem takıcılara abim oyuncakçılara ben de kitaba bakıyordum. Satıcılardan biri "aferim kızım, her yerde oku böyle" demişti. Utanmış ve şımarmıştım. Kitabı okumayı bırakıp her tezgâhın önünde kitabı okuyor gibi yapmaya başladım. Ama başka kimse "aferim" demedi.
Sonra eve gittik, hatırlamıyorum. Ara ara kitabı elime aldığımı hatırlıyorum, bir de küçük prens'in sönmüş volkanını... Arnavutköy'de oturuyorduk o zamanlar, İlkokul 3'e veya 4'e gidiyordum. Önlük giyip yaka takıyordum. Bugün bu masada, bu yaşanmışlıklarla bunları yazacağımı kim bilebilirdi?
Sonra yıllar sonra o kitap bir kez daha elime geçti, bu sefer Bakırköy'de oturuyorduk, orta ikiye gidiyordum, yakam yoktu, ekoseli eteğim ve kravatım vardı. 1 sene sonra deli gibi aşık olacağımı kimse bilemezdi, ben de. Ben o kitabı yine okudum mu okumadım mı hatırlamıyorum... Ama bu sefer aklımda Küçük Prens'in sönmüş volkanı bir de gülü vardı... Biraz daha ilerlemiştim belki de sayfalar arasında.


Sonra burda 24 yaşımdayken ofiste oturmuş Duygu'yla dedikodu gani geçinip gülmekten koparken birden aklıma geldi Küçük Prens. Netten araştırdım, yorumlarını okudum falan derken kitabın linki geçti elime. Üşenmedim okudum. İyi ki okudum. Gerçekten de önceki 2 denememde ya okumamışım ya boş boş bakmışım harflere. Çocuk kitabı diye geçiyorsa bir yerlerde bu kitap ben söyleyeyim, değil. Beni benden aldı, savurdu çöllere, yıldızlara, kuyu başlarına... Uzun uzun anlatıp kafanızı karıştıracak değilim. Tam tersine bir de iyilik yapacağım; http://www.kucukprens.org/
Bir şey değil.

Bu kitap nasıl çocuk kitabı olarak kategorize edilmiş bilemedim. Büyüklerin anlamayacağından , önemsemeyeceğinden olabilir. Ama harika bir kitapmış meğersem. İşten çıkıp sokakta "huaaaaa" diye bağıracağım. Sonra da yıldızlara bakacağım gece olduğunda. Çünkü orda kucağımda uyurken ağzını hafifçe aralayıp gülümseyen ve bir şeylerin var olduğuna inanan bir prens olduğunu bileceğim.



"Şu büyükler çok tuhaf!"



O güzel kitabı okumayan hiçbir çocuk büyüdüğünde şu resmi görüp irkilmeyecek, ben en çok buna üzüldüm şimdi;



aman unutulmasın: "En önemli şeyleri gözler göremez." dedi Küçük Prens...


Hepimiz yumurtaysak bu hayatta, sen o yumurtanın İpana'yla fırçalanmayan tarafısın. Sağlam görünüp içe göçen.
Bu kadar.
Sikerim böyle aşkın ızdırabını ulan!
sertab erener - yanarım.mp3
Bir kız,
"kendinden sıkıntı" dedi.
içimi daralttı. Yüreğim kasıldı.
ama içten içe rahatladım sanki.
ben gibiler varmış.
benim gibiler de varmış.

yazıcam daha şimdilik bırakıyorum...
işin sonunda elde avuçta kocaman bir "sıfır".
en acısı da bu sanırım.
yalnız geldik, yalnız gideceğiz.
bu kadar...


Dindarlıktan ölmüyorum da, ramazanın şehri saran büyüsünü seviyorum. Ezan bir başka, camiler bir başka. İnsanlar genelde daha kötü. Sahurda mahmur mahmur kalkıp üzerine bir hırka geçirip abinin senin için yaptığı tostu yemek Ramazan'dır. Oruç tutmasa da sahurda kalkıp annenin "zencefilli bal ye" demesidir. Önceki gün fırından ekmek almadığın için imsakiye alamamaktır. Sahur saatini TRT'den takip edip dinî sohbetler yapmaktır. Sahur ezanının okunmaya başlamasıyla içebildiğin kadar su içip suyu depolamaktır(!) aklınca. Sonra Allah'a iki kelâm edip yatıvermektir sıcak bırakıp kalktığın yatağına.
Oruç tutulan ilk gün uyanarak su içmeye gidip kendine gülmektir, diş fırçasına macun sürüp "ulan " demektir Ramazan.
Ramazan iftar demektir bence, zeytin demektir. Sımsıcak çorba demektir ve seni memnun etmeye çalışan büyüklerin demektir. "Abi ne orucu, sen deli gibi içki içen bi insansın" diyenlere gülümsemektir Ramazan. Arkadaşlarınla planlanan iftarda hep beraber "Allah kabul etsin" demektir.
Allah'ın kabul etmesidir Ramazan. Aslında cebindekinin, elindekinin anlamını yitirip yitirip tekrar kazandığı günlerdir Ramazan.
Tasavvufî tınılara yaklaşmak, ney sesini tanır hâle gelmektir. İnanmaktır bir yandan, Allah'a, dine değil; kendine inanmaktır ve arınmaktır bir noktada bedeninden biraz ve biraz da dünyadan... Huzurdur ramazan, yoklukta varlık, varlıkta yokluktur. Anlamaktır bir insanı, bir düşkünü ve zaman zaman bir zengini...
Ramazan güzeldir, 11ayın sultanıdır. Ramazan candır.
Huzurdur ve sevgidir Ramazan.
Hoş geldin şehrime Ramazan...
ps: ananem bu yazdıklarımı okusa ağlardı. Dedem okusa beni hacca gönderirdi...

Daldı, gizlendi

Bugünlerde şarkılarla doluyum, şarkılarla yaşıyorum. Sen de farkındasın blog. Tamam akıllandım derken Siya Siyabend - Bir Seher Vakti şarkısıyla unutmak istediğim bir şeyi hatırlattı bana...
daldı gizlendi
daldı gizlendi
daldı gizlendi...

dakikalar sonra gelen edit: belki de hiç unutmak istemediğim bir şey...
nem - hakettim mi.mp3

kıraç - gidiyorum.mp3

mazhar alanson - benim hala umudum var.mp3

nil - rüzgar.mp3

gripin - yenilmişiz.mp3

4x4 - arada bir.mp3

özge fışkın - çok

redd - dünya.mp3

mazhar alanson - ah bu ben.mp3

Yine böyle sıcak bir gündü. Çalışıyordum, işimdeydim gücümdeydim.

BANG BANG

bang bang my baby shot me down!...
Amsterdam Amsterdam olalı, böyle hayal kırıklığı görmemiştir...
Gözlerimin sana baktığı kadarsın, bu yüzden de çok fazlasın.
Isabel, bu sabah yağmur var İstanbul'da.
"Ben seninle, yalnızca bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında olabilme ihtimalini sevdim.
Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim."
"niye hep ben unutuyorum, niye hep ben yok oluyorum?

tükenmiş sinirlerimiz, pek sakin kalamıyorum.
başkasına katlanmana şimdilik dayanamıyorum.

bin şey geçiyor içimden, kendimi tutamıyorum.
başkasına tutunmana şimdilik dayanamıyorum."
Sevgili aslan burcu, temmuz ayı sizin için zor bir ay olacak. Çok fazla hayal kurmayın ve plan yapmayın. Çünkü yaptığınız planlar ve kurduğunuz hayaller oluyor gibi görünse de olmayacak. Olmamakla yetinmeyerek sizi büyük hayal kırıklığına uğratacak. Arkadaşlarınızla olan diyaloglarınızdan memnun kalacak, iyi vakit geçireceksiniz. Maddi açıdan normal bir dönemdesiniz, zaman zaman yaptığınız aşırı harcamalar sizi zorlayabilecek. Sağlığınıza dikkat etmeniz gereken bir dönemdesiniz, gereksiz alkol, sigara, karı kız olaylarına girmeyin, girerseniz çıkamayacak ve hayatınızdan kaybedeceksiniz.
Sağlam kayalara tutunmaktansa, yosunlu kaygan yerlerde gezinerek hayatınıza heyecan katmak isteyebilirsiniz. Bunu yaparsanız boku yediniz demektir. Yapmazsanız demiyeceğim çünkü yapacaksınız. Ananızdan emdiğiniz süt burnunuzdan gelecek. Tanımadığınız insanların evinde uyanacak, belki hiç uyumayacaksınız. Bunun geçici bir dönem olduğuna inanmak isteyebilirsiniz.Zaten öyle. Ancak bu dönemde insanların gerçek yüzünü görmeye başlayacaksınız. Dinden imandan uzaklaşacağınız bir dönem ancak yine sığındığınız yer kendi kalbiniz ve Allah olacak. Tam güzel eğlenceli bir geceydi derken kendinizi bir kilisede ellerinizi açmış ağlarken ve yakarırken bulabilirsiniz. Bundan sonra her şeyi sorgulamaya başlayabilirsiniz. Bu dönem depresif bir dönem olacak, insanlara karşı güveninizi yitirebilir, geçmişe dönmek isteyebilirsiniz. İstediğiniz değişim ve rahatlık süreci size ağır gelmiş olabilir. Zaman içerisinde sindirmeye çalışın. Yaşadıklarınızı hemen değerlendirmeyin, yavaş yavaş sindirmeye çalışın. Ufak tefek hatalarınız olabilir ancak büyük hata olarak nitelendirebileeğiniz şeyler aslında birer hata değil sizi hayat yolunda güçlendirecek engeller ve sınavlar.
Bu dönem aslında size aldıkları kadar verdiklerinin de olduğu bir dönem ancak bunun farkına varabilmeniz önemli. Vardığınızda Ağustos ayına girmiş olabilirsiniz canınızı sıkmayın. Her şey düzelme sürecine girebilir, ancak buna izin vermesi ve istemesi gereken sizsiniz.



evet bu benim kendi kendime baktığım fal. Ama bugün baktım, bugün bakmamalıydım. 1ay önce Isabel bakıp söyleseydi şimdi daha iyi olabilirdim. Napalım artık, gülgeç :D
"Her öptüğün yeni kişide, içinde hissettiğin o salağa biraz daha yabancılaşıyorsun. Kural böyle."
dedi bi' arkadaş...
Şimdi mutsuzum ama huzurluyum ya da huzursuzum ama mutluyum.
Tam da emin değilim. Emin de olamayacağım.
Gece gösterecek her şeyi.
Gece, sen ve ben...
belki O'nu da çok acıtmışlardır da,belki o da acıtmak istiyordur.
belki O'nu da çok acıtmışlardır da,belki o da acıtmak istemiyordur.
belki O'nu da çok acıtmışlardır da,o acıtmak istemeyerek acıtıyordur.
belki O çok acıyordur, acırken acıtıyordur.
belki O çok acıyordur, acırken acıtmak istiyordur.
belki O çok acıyordur, acırken acıtmak istemiyordur.
belki O lanetin tekidir, şu an ben umrunda değilimdir. Ne acısı vardır ne acıtası, Allah ne verdiyse yaşayıp gidiyordur.
Ki kuvvetle muhtemel böyle.
Böyle yani napalım. Değiştirilecek bir şey yok.


ps:ağzımda 2 yara çıktı. Demedim mi? Demedim miiii?

Ağzı Bozuk Aşk Mektubu

İçim küfürlerle dolu. Ana-bacı düz giderim kimse "dur" diyemez, "dur" diyene de düz giderim. Kimse bişey diyemez. "Dünyanın ta amına koyayım" diyerek kısa kesmek istemiyorum. Hakeden herkese tek tek bağıra bağıra hakettiği küfürü etmek istiyorum.
Kesin ağzımın içinde yaralar çıkıacak stresten. Çünkü, bi kitapta okumuştum; ağız içi yaraları içimizde tuttuğumuz kötü sözcükler dolayı olurmuş. Ağzımıza kadar gelip ağızımızdan çıkamadığı için orda oturur bizi sinir edermiş. Sinirler de yara olarak dışavurum gösterirmiş.
Çok süper günlerim de geçmiyor değil. Nankörlük etmek istemem. Ama "Temmuz ayını sikeyim ulan. Ağustoslar kovalasın seni" demek istiyorum mesela. Ama temmuzda ben doğdum, o yönden seviyorum da biraz biraz. Ağustos gelince ona da küfür edecekmişim gibi geliyor. O da sinirimi bozacak bir takım günlere sahip çünkü. Sonra Facebook'a da küfürlerim var. "Orospunun evladı" demek istiyorum mesela. "Senin aracı olduğun arkadaşlıkların amına koyim lan" demek istiyorum. Sen kimsin ki aracılığın ne olsun şerefsiz pezevenk" diye yüzüne tüküresim geliyor.

Buraya yazıyorum gibi görünüyor ama hala kimseye bişey söyleyemiyorum.

"Ulan hayat senin ta amına koyayım lan" demek istiyorum. "benim dokunmaya kıyamadığım, elimi süremediğim, gözüne bakamadığım insanları amına koydumunun hobbitleri, elin puştları sikiyor, sen de onların ağzını kır be hayat. Kır da bi boka yara" demek istiyorum. Bak bunu diyorum da her sabah.Evet. Şimdi rahatladım biraz sanırım.
Ama hayat beni götüne takmıyor biliyorum. "Yaşa, sürün, gör" diyor. "peki " diyorum.

Sevgili hayat sana ayrıca teşekkür de ediyorum. İyi ki varsın amına koyim. Yine de güzel şeyler de var, güzel yaşanmışlıklar da var. Hatta yaşanacak güzel şeyler...
İbnesin mibnesin ama hakkını veriyorsun. Ulan hakkaten hayvansın aslında, puştsun. Seni de skeyim, kahrolasıca kahpe.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaayh. Beynimi siktim kendi kendime sabah sabah. Boşaldı biraz içim.
hıh!



Aslında bir konu var.
"HETER YA!!" diyorum. Olabilecek tüm çift kombinasyonları önüme geliyor. Olmasını istediğim hariç.
Hepsine yol verdim. Terkettim, terkedildim,reddettim, reddedildim ve hepsi bitti gitti. Bazıları benim bile değilken terkedildim mesela, o kısmı trajikomik. Son 2 haftanın geneline baktığımda yaptığım en aptalca şey geçen cumartesi akşamı yanıma diş fırçamı almak oldu sanırım. Sanmıyorum hatta öyle. Çimen'e de anlattım. Halime güldü, "ben de yaşadım hep bunları" dedi. "Geçecek" dedi. İnanmadım. "Geçmeyecek" dedim. Geçmeyeceğinden emindim. Sonra sabah birden geçti. Sinirlendim bi an. Konuşulan her şeyden cımbızla bir kelime seçip üzerinden aşk acısı çekiyordum. Minik'in de dediği gibi "acı çekmek için düşünüyordum". Daha yazacaklarım var, ama işim de var. Şimdilik bir nokta koyuyorum bu yazıya. (26 temmuz - 13:11)

p.s.: Yasemin Minik'in kuzeniymiş. Çimen'le başımızdan aşağı sular döküldü, hahaha
Çimen çocuğunu tükürecekmiş.
Minik Çimen'in kedilerine morfin verip mandallayacakmış.
Duk beni 3 kez kendi kendime konuşurken yakaladı.
Şu fotoğraftaki kollara bayıldım.
bütün Tünel kepenkleri ve duvarları bu kollarla dolu, hihi :)
Unknown kızlar ve erkeklerle gayet dans edilebilir.
Bana format atılıyormuş, bak yaa. Lafa bak.
Müge'ye yazmayacakmışım, emir büyük yerden, ümitlerim kırılırmış. Mal!
Zaten kulaç atmamıştım, serinlemek için bi dalıp çıkmıştım. Bir kez daha terlersem bir başka yerde yeniden dalıp çıkabilirim.
Duk, Çimen ve Minik iyi ki varmış.
Doğum günüm için buluştuk ama kutlamayı unuttuk sanırım.
Kutlamayı unutmamızın sebebi Çimen'le Minik'in adiğğğce cilveleşmesi olabilir :)
Bilinmez bir şekilde morluklar var kollarımda ve bacaklarımda. Bodozlama bi gece yaşadım sanırım.
İstanbul beni hapsetmiş.
Eğilip bükülmeyeceğim ve özür dilemeyeceğim artık.
Normale döndüm ama hala davulcuları sevmiyorum, sevmeyeceğim.
Orospusun Isabel.
Dirty Diana :P
AŞK BU GECE ŞEHRİ TERKETTİ.
artık olmayan biri, rüyalarında bile görmüyormuş yüzümü...
baktığı her yerde görmüyormuşçasına, hissetmiyormuşçasına...

Sevgili Latika...

...tüm sakinliğimle senden bir ses bekleyeceğim. Bunu da bil.

Bugün benim doğum günüm. Evet!!!!
Yine de umudum var, bekliyorum... En olmayacak kişiden bir çıt.
Sabah zaten güzel başladı. Yok hiç kimseyle uyanmadım. Kimsenin uyumasını izlemedim bu sefer. Uyandım, gidip annemi öptüm. Bir şeylerimi rüyamda bırakmıştım sanırım. Sonra işe geldim ve şununla karşılaştım;
"belki de kaybetmemişsindir. bir yere saklayıp, sakladığını unutmadıkça hiçbir şey kaybolmuyor."
E evet doğruydu ve Amerika'yı tekrar keşfettim. Nedendi bu kadar çile? Dönecek yerim zaten yok, köprüler yanmış yıkılmış. Gidecek yerim çoktan almış başını gitmiş. Kendimi unutmadan bir adım atmam lazım. Zaten herkesi anladım, temize çektim. Kızgınlık yok içimde.
Sanırım sıra kendimde.
Bu minik hanımlar da otobüs beklerken çıktılar karşıma. Zıpır zıpır koşuşturup gülümsettiler beni. Bir alkış da onlara :))


P.S.: Teşekkürler Kevaşe ;)


Acı çekmeyi seviyor olabilirim. Şu an farkına vardım bu yönümün. Evet.
Anne ben manyak oldum!

Kendime "dur" diyecek değilim!

.
.

Bir adam bul kendine sana aynalar tutmasın
O kadar güzel yüzün içine bakmasın, seni korkutmasın.


Hep aptaldım, hep aptal kalacağım. Aşka inandığım için değil ya da sevgiye, güvene...
Aptalım çünkü kendime inanıyorum, başkalarını nasıl kandırıyorsam kendimi deöyle kandırıyorum halbuki.Kendime yalan söyleyecek değilim. Hep yanlış seçimler, yanlış tercihler. Pişmanlık değil hiçbiri. Pişman olmayalı çok oldu. Ama hırs, kızgınlık, kırgınlık sonsuz. Nefes almak kolay da veremiyorum.
Düşünüp dişlerimi sıkıyorum, boğazıma kadar tıkanıyorum. "Aman" diyorum, "geçecek. Hep geçmedi mi?" Yumuşuyorum.
Ama sormadan da edemiyorum, "ben dokunmaya kıyamazken, kızmaya kıyamazken nasıl da başkalarının oyuncağı olabiliyor?"

Aşk ya da sevgi değil bu biliyorum. Anlamıyorum, kimi kimden koruyorum? "Hayat havuzuna atlıçaam beeeğn" diye haykıran ben değilmişim gibi, atlamak isteyenlere "aman acıyacak" demek benim neyime? Elimde değil sanırım, kendime "söyleme" diyecek değilim.

Mutluluk güzel bi'şey değil aslında, zor olduğu için,az olduğu için öyle hissediyoruz o kadar. Karışmış bir ip yumağını çözmeye çalışıyorum yaşayarak. Çözdüğümü sandığım her bir an daha da içine karışıyorum. Kendime "karışma" diyecek değilim.

...ve bilmek, en kötüsü bilmek. Duymak, görmek. Biliyorum ne olursa olsa geri dönüş yok. Hayata dair hiçbir şeyde geri dönüş yok. Geri dönüşüm dedikleri şey de bile dönüş yok hiç...
Ama artık çok geç, acıdı bir kere. Yaralar kapanır hep. Ama izi kalır ve hatırlatır nerde düştüğünü her seferinde.

Kendimi durduracak değilim, seksi klipler tadında gelen adamlar kadınlar, giden adamlar kadınlar... Belki de insan sandığımız şeylere besleyebileceğimiz duyguları da güzel kutulara atıp,kaldırıp; kıyamamak değil de "kendi işine bakmak" şeklinde yaşamak gerekir. Bunu yapanlar mutlu mudur acaba? Eksik değiller midir dokunuşlarında? Sevişlerinde, sevişmelerinde?

Bilmiyorum ki. Soruyorum kendime sevdiğin,aşık olduğun ya da olabileceğini düşündüğün insanın yanında uyanmasından daha iyi bir sabah olabilir mi? Yanında tanımadığın bir insanla uyanmak daha mı rahatlatıcı olurdu? Sanmıyorum. Sanmıyorum ve öğrenmek için bunu deneyecek değilim. Eksik olacak değilim.

Uzun bir pazar kahvaltısı
. Tek hasretim bu şimdilik. Kalbimi kapadım, önüne dolaplar çektim. Kimsenin açmasını bekleyecek değilim. Daha önce açıldığı gibi yine açılır, yine açılır, yine açılır. Aşka küsecek değilim. Duyguya, dokunmaya sırt çevirecek değilim.

Ağlayacak olsam ağlardım, kendimi tutacak değilim. Sadece yazmak istedim yazdım.
Kendime "dur" diyecek değilim...

la Finestra di Fronte


Ben hep kaybedenleri seviyorum, neden şimdi beni kimse sevmiyor?
...Sonra şarkılar boğsun beni.
Nefes aldırmasın tamam mı?
Hı hı evet tamam.
"Şimdi o kanatlarını rüzgara açmış, "dur" diyemezler.
Başka sularda başka rüzgarlar arıyor.
Başka yollara yürüyor.
Başka, başka, başka..."
Yine de bir şey var içimde. "Polyanna" desinler isterlerse. Savaşıp yaralar alıyorum, acıtırken güçlendiriryor gerçekten. "Düşersen acır" diyenlere arkamı döndüğüm için kızdılar hep. Düşüp acımak istediğimi anlatamadım. Ben kötü oldum arkamı döndüğüm için.
Acıyorum şu anda çok. Huzura çok uzağım. Ama iyi bir şeyler var. Bir şekilde dolu dolu geçiyor hayat. Hata yok, yara var. Kapanır, dert değil.



fonda: 110 - gölge

Uçurtma Bayramları


Şimdi sadece yorgunum, uyuyacağım.
Bir de uçurtmalar.
Uçurtma uçurmak istiyorum o kadar. Yapamadıklarımı onun yapmasını, rüzgarda özgürce sürüklenmesini izlemek istiyorum. İmrenmek istiyorum. Sonra o özgür olduğunu düşünürken, adice ipleri gösterip aslında iplerin benim elimde olduğunu göstermek istiyorum.
Sen de özgür değilsin uçurtma, ben de değilim.
Üzgünüm uçurtma.
Çok üzgünüm.


birrüyabirümideyaslanıpyaralandımtutunduksevgileredüşekalkahepyolaldıkyenilmegelyenilmegeluçurtmabayramlarıvarhaydisevindegelölümsüzözgürçocukluğunakoşgelhaydikoşhaydigelbiravuçsevinçalannendenbanadabirazveröylesineöylesineyalnızızkişukoskocamanşehirvebizbakneolurbarisengelbelkidealdatıldıkbelkidünyahiçdönmüyorimkansızyanıldılarölümyokölünmüyorimkansızahimkansızgeluçurtmabayramlarıvarhaydisevindegelölümsüzözgürçocukluğunayenidenyolver...

Aslında hep düşeriz. En baştan düşerek başlarız hayata. Arada tutunacak dallar buluruz ve biraz orda kalırız. Mesela bazıların epeyce tutunup huzur bulurken bazılar ellerimizin arasından kayar gider. Tam da "tuttum bu sefer" derken.
Kederimden ölsem de bir şey gelmez elimden.


P.S.:Ayrıca ben gerçekten adam olmam bunu anladım bu hafta. Hayata dair söylenebilecek bir sürü afilli lafım var ama kendimesöyleyecek bir şey bulamıyorum. Daha 1 hafta olmadı "İtirafçı olmak" şarkısının sözlerini yazıp kendime kızıyorum, ama hala akıllanmıyorum.
İyi ya da kötü bir şey olduğunda içim içime sığmıyor, ne yapayım.