Onun söylediklerini yazmayacağım, ama sık sık hatırlayacağıma eminim. Özellikle şu günlerde, özlemle boğuşurken. Hatırlanmak ve çılgınca anılmak isterken. Belki de anılıyorken, onu bilemiyorum...
Uzun uzun anlatabilirim ama bu coşkulu duygu selinin içerisindeyken kelimeler yalnizca yetersiz semboller olabilir.
Sonra anladım ; hatırlamak en ağır intihar, en ağır ölüm aslında...

Sonra bakkaldan geldim, takıldım evde. Annem "git kabak, patlıcan vs. al" dedi. 4 saat sonra gittim almaya.
Aradaki ince çizgiyi farkettiniz mi?
Anılara sadığım, Pelin'e ya da başkasına değil...
Evet sonuç bu...
"orda yanan, anılardı..."

Bugün öğlen saatlarinde Digiturk 88. kanalda bir belgesel izledim. Belgesel Kemancı Rock Bar'ı konu alıyordu.
Kemancı insanları orayı öyle güzel anlattılar ki, ağlayarak izledim adeta. Şebnem Ferah'tan Özlem Tekin'e, Erkin Koray'dan Athena'ya,bir çok müdavimine ve sahibine varınca bir çok kişi ile röportajlar yapılmış ve herkes oradan eski bir dostmuşçasına bahsetti. Harikulade bir belgeseldi, keşke tekrar dinlesem, izlesem.
Özellikle eski Galata Köprüsü'nün yanmasıyla köprü altı Kemancının yok oluşunu anlatmaları harikaydı. Savaş Ay "orda yanan bir köprü değildi, orda yanan Kemancı da değildi. Orda yanan, anılardı" dedi. Ağlamamak elde değildi.
Hatta yandığında neredeyse tüm müdavimler kasalarca bira yığıp yanışını izlemişler. Bir yandan içip bir yandan ağlıyorlarmış. Gerçekten etkileyiciydi. Sonrasında Taksime nasıl taşındığı, neler yaşandığı anlatıldı. Ama denk gelirseniz mutlaka izleyin derim ben...
Aylin Aslım ve çelişkiler...

dinleyemem."Kalendermeşrep" var. Onu da dinyemem bütün gün.
Dolmuş ve Başbaşalık...
Saygı değer okuyucu ve bizzat ben kendim...
Dolmuş yolculukları benim hayatımın en verimli anlarıdır. Ortalama bir günün, ortalama bir saatinde Taksim - Yeşilköy dolmşu 30 dakika civarında son durağa ulaşır. Ben o 30 dakikada dünyayı kurtarırım. Eski aşklarımı temize çeker, yenileri lekelerim. An an bir iş adamı, doktor, saatçi, muslukçu, filozof,hasta, sağlıklı, dinci,solcu, komunist veya deli olabilirim. Çünkü o an kendimle başbaşayımdır. Özel bir randevuya gitmiyor ya da gelmiyorsam; apayrı bir dünyada kendimle başbaşayımdır. Bazen Sakarya'ya giderken de olur ama dolmuş yolculuğu kadar sık değil.
Genelde dolmuşlarda bozuk para bulurum, bulmasam da düşüren olmuş mu diye yerlere ve koltuklara bir göz gezdiririm. Bazen bir cep telefonu bazense selpak bulurum. "Eve gidince haber ver" diyerek dolmuşa bırakanlarla doldur dünyam, sağ olsunlar.
Onları da temize çekerim,bazen de sıra dayağına çekerim ,o ayrı...
Björk ya da Garbage dinlerim, kesin Şebnem de dinlerim. Ama dolmuşlarımın fon müziği Ezginin Günlüğü'dür aslında. Huzur bana dolar,ben huzura, uşak hepimize... Hüzünlü de olabilirim neşeli de ama kesinlikle kendimleyimdir o anda. Bir dolmuş için bu kadar yazılır mı demeyiniz, farkındalığınızı geliştiriniz. Para uzatma, inmeyi talep etme geyiklerine girmeyeceğim, ona Ata Demirer girdi ve bizi güldürdü, geçti gitti. Taklidi sevmem. Her zaman daha iyisi olduğuna inanırım. "İyi nedir?" diye sorarsanız "insanın üzerine yakışanı giymesidir" der, taklit ederim. Çelişki insanın olmazsa olmazıdır. Ama "olmazsa olmaz nedir?" diye de sorabilirsiniz. Cevabım değişmez, "insanın üzerine yakışanı giymesidir" derim.
Bu yazının sonuc yok, bunu zaten anladık. Dolmuşlar iyidir, şoförleri genelde kürttür bu nedenle ne sevgi ne saygı duymam. Hatta aralarında kürtçe(!) konuştukları olur, o an ölseler üzülmem. Ama beddua da etmem, bilirim;beddua döner gelir beni bulur.
Mektup

beklemek beklemektir.
uyuz çocuk...
bugün dinliyordum da aklıma sen geldin bi şarkı sözünde... hangisi mi ??
"... ya öl, ya sev
ya sus, ya doğruyu söyle!!!"
şimdi düşün ve doğruyu söyle, duyuyor musun?
Bir Çocuk Sevdim
bu şarkıyı dinliyorum son zamanlarda ve sıkça. Bana hatırlattığı bir çocuk var ve uzaklarda. Yanımda olsa bile yine de uzak ne yazık ki. Eskiden yakındık, kuru fasülye pilav gibiydik. Ama değer bilmedik işte, kırdık hoyratça. Bitti gitti...
Ama ne zaman dinlesem bu şarkıyı, özlerim onu...
Şimdi ki gibi...
Özledim seni çocuk...
Üzülme Çocuk...
Öl Çocuk...
Henüz hayat bitmemişken, tüm enerjini çok sevgili totemlerinle tekrar depolamışken ne bu hüzün. Gülümse haydi, gülümse çocuk...
Kızgınım sana ama, hayat önümüzde.
Her zaman yapacak bişeyler vardır, sen yeter ki ağlama...
Git sığın birilerine...
Sonra kanlı , acılı aşk şarkıları söyle. Seni mutlu eden hayata isyan et. "ben bunu haketmiyorum" de;ve öl...
Geçen geçti, çok eskidendi...
Gel bak,bir elimde gökyüzü var hala,
Ötekinde kayıp giden yıldızlar la la la laaaa....
Ölsen üzülmem...
Ortaya Karışık Pizza
Böyle olmadığımı düşünüyorum ve şükrediyorum. Benim 3kez aradığım insan beni hiç aramıyorsa artık ben de aramam ki zaten...
Neyse...
Yalansız, dertsiz, ikiyüzlülükten uzak bir hayat yaşamayı isterdim. Bir de az insan olsun.Ama bunu henüz yaşamış değilim. Yaşayabilen de iki tip insan var...
1)hiç doğmamış olan;
2)erken ölmüş olan.
Bir söz vardı ya zaten; "Erken ölmektense hiç doğmamak yeğdir"
Pesimist bir kişilik değilimdir asla, ama benim iyimserliğimin ve rahatlığımın da sınırını zorluyor bazen insanlar. Böyle zamanlarda da "Ya Allah, ya sabır" diyorum , daha ne diyeyim ki?...
Bir tanesi daha var, bir dine, bir Allaha ya da tanrıya değil de simgelere tapınan. O da aptal. Çok aptal.
Hayat İstasyonu
Başlık
(yüzümde muzur bir gülümseme, fonda ise björk - isobel var)
Arkadaş
İyi ki geldin beni bu yaban ellerde 2 günlüğüne de olsa mutlu ettin. Seni ne kadar çok sevdiğimi yazmayacağım, onu zaten biliyorsun. Çok çok teşekkür edeceğim onun yerine, hem sözünde durup geldin, hem nargileni paylaştın hem içkini tokuşturdun.
Uzun uzun yazamıyorum, belki küçük bir şey ama çok teşekkür ederim yine de...
sevgili mert'e ...
dengeSİZ
Çekip gitmek fikrine gelince hiç gülmeli değil. Canım acıyor durup dururken. Hastalık hastası olacakmışım gibi sanki. Bulunduğum hiç bir yerden tam doyum elde edemiyorum. Kuyruğum mesela... Uzasın uzasın dedim, uzadı. Şimdi yokluğu varlığı bir.
Sevgililer geçer gider, dostlar da öyle. Geçip gitmeyen bir ben varım hayatta, hayatımda. Geçip gitmiyor ve kurtulamıyorum kendimden. Pişmanlıklar o kadar çok ki. Böyle gelen şeylere zamanında bişey demeyişimin cezasını böyle giderlerken çekiyorum adeta.
O şarkıyı dinliyorum şimdi: "sapozkelekh". Seviyorum elimde değil. Ama bazen elimizdedir sevip sevmemek,gidip gitmemek. Ama ben yine de gidemiyorsam elimde olmadığından mıdır? Yoksa gerçekten gitmek istemiyor muyum?
Ağrıyorum. Karnım başım falan değil. Ben ağrıyorum alenen. Şimdi bunları yazıyorum kötümser kötümser. Bir güneş açsa bak nereye dönüyor yazılar. Yok sevdiğimi uyurken izledim de yok efendim güneş,börtü, böcek ...
Ama şimdi içim ağlıyor, içim kararıyor elimde değil.
Zaten mutluyken yazılmıyor hiç bir şey. Ya birine lanet, ya bir şeye isyan ya da bir mutsuzluk ibaresi yazdıklarım. Hatta belki tüm yazılanlar...
Kendimi herkesle bir tutmaktan hiç hoşlanmam. İnsanları küçümserim de. Küçümsemek derken; "o ne anlar" dediğim olur. Bana öyle diyenle de hiç iişim olmaz.Hemen uzaklaştırırım kendi hayatımdan, kocaman dünyamdan. Bencilim ben biraz ve adiyim. Ama bunu daha önce söylemiştim zaten...
Bak yazdım rahatladım. Son cümleleri yazıyorum bu yazı ile ilgili ve yüzümde adi bir gülümseme var. Adiyim ve bana yakıştığı gibi gülümsüyorum.
Düş Sezar bugün!!!!!!!
Bugün...
Bugün sıradan bir gün.
Bu yıl için öyle.
Geçmiş zaman olur ki,, günlerden bir gün bir 26 mart günü keyifli uyandım. Keyifli insanlar tanıdım. Hiç birini fazla takmadım ve biri tarafından hafızaya alındım. Ben de onu aldım. Damarlarımdan kalbime, beynimden gözlerime kadar...
Sonra verdim gitti sokaklara. Sokaklardan geri alamadım ya da almadım bilemem. Çok uzun sürdü tam 2 saniye.
Kimdi giden ya da kimdi kalan hesaba vurmadım.
Bir baktım "tık tık" gelmiş.
Bir baktım "..." gitmiş.
Belki de ben gelmişim ve gitmişim, orasını bilemem.
Orasına sadece inanabilirim.
Hiç bir şey sonsuz değil onu bilebilirim.
Biliyorum.
Son olarak seni sevgiyle anıyorum...
Ne?
Nasıl olacak...
Bugün farkettim. Deli gibi çalışıyorum,deli gibi kitap okuyorum, öğrenmeye anlamaya çalışıyorum.
Ya sonra?
Toprak olup gideceğiz, o bilgiler de benimle toprak olacak. Hatta toprak bile olmayacak. Diğer tarafta kim bilir ne işime yarayacak o bilgiler. Bir şeyler bırakmalı, bir şekilde hatırlanmalı bu dünyada. Her şey bomboş olamaz. 50-60 yıllık bir sahne olamaz hayat. Daha fazla bir şey olmalı. Ama ne?
Hakikat nerede?
Bu hayatın neresinde?
Bir cevap olmalı. Herkesin aradığı soruya tek bir cevap olmalı ve onu bulmalı...
..KADIN..
Çünkü özgür kadın onun sonudur.
Özgür kadın kültür demektir.
Özgür kadın; sanat, resim, edebiyat, kitap, dergi,
Gazete, heykel, sinema, tiyatro, muzik demektir.
Özgür kadın akıl demektir…
Öyle şeyh-meyh uçmaz…
Özgür kadın dürüsttür.
Şeyh uçmadığı zaman zaten 'hani uçmadı,
Niye uçtu diyecekmişim?…' der özgür kadın.
Özgür kadın ; modern yaşamdır.
Çatal-bıçak demektir.
Çağdaş kadın için; insanin karnında zikir edecek diye
Her gun bulgur yenilmez.
Ne de sadece erkegin caninin istedigi bir cuma gecesi sevismenin kerameti vardir.
Özgür kadın temizdir.
Öyle kirli çoraplari, kokan ayaklari, tıraşsiz yüzü,
Gülyağından parfümü olan erkeği sokmaz yatağına.
Özgür kadın demokrasidir.Köle olmaz.
Mirasını ister, birey olarak tanınmak ister,
Söz hakkı ister, eşitlik ister.
Dayak yiyip, aşağılanıp, itilip-kakılmak istemez.
Özgür kadın çağdaşlıktır.
Çünkü özgür kadının doğurup büyüttüğü çocuklar,
Gericiye asla ümmet olmazlar.
Ne dergahlara muşteri çıkar özgür kadının yetiştirdiği çocuklardan,
Ne tarikatlara mürit, Ne de gericiye oy verecek saflar…
Bu yüzden; gerici özgür kadını sevmez.
Kadın özgür olsun istemez.
Ve onu örtmek, kapatmak, susturmak, bastırmak icin,
çarşafa-türbana sarmak ister.
'Türban' diye tutturmaları bu yüzdendir.
Gericinin sonudur özgür kadın…
Bekir COŞKUN"
Killing me softly....
Singing my life with his words
Killing me softly with his song
Telling my whole life with his words
Killing me softly with his song
I heard he sang a good song
I heard he had a smile
And so I came to see him
And listen for a while
And there he was this young boy
A stranger to my eyes
I felt all flushed with fever
Embarrassed by the crowd
I felt he found my letters
And read each one out loud
I prayed that he would finish
But he just kept right on....
//
tam olarak bu noktadayım, ölüyorum...
Dön bak dünyaya...
Aklıma geldikçe yalnızlıktan, yalnızlığımda boğuluyorum. Hani bir haber alır da ağlayamazsın, o nefesin,hıçkırıkların boğazında düğümlenir,yutkunamazsın.Zaten yutkunsan da ağlayacaksın.
Umutsuzca yattığım yatağımdan güneşe uyanmak isteyerek açtım gözümü. Yağmur almış yürümüş, penceremden baktığımda gördüğüm arka bahçe cıvık çamur olmuş.
Tek tesellim Mart'ın ortasında olmamıza rağmen bir sonbahar havasıyla karşı karşıya olmuş olmak.Sonbahar sevilesidir çünkü.
Ama yalnızlık sardı her yanımı,kulaklarım çınlıyor. Sen de beni anıyor, düşünüyor ya da özlüyor olabilir misin acaba? Yoksa kalbimde, ta içimde kopan fırtınalar sonunda tüm bedenimi sardı da ben mi uğultular duyuyorum.
Onca zaman geçti, hiç mi özlemedin?
Söylediklerin yalan mıydı, hiç mi sevmedin ?
Bugün arayacaksın, hissediyorum.Lütfen yanıltma beni...
Need
Dört bir yanım, bir de tepe var, beş bir yanım sarılmış durumda.
Yine de yapmadan duramıyorum, seni düşünüyorum...
Dirseklerimi masama,avuçlarımı şakaklarıma götürüyor ve düşünüyorum...
Ne yapıyorsun?
Gerçekten...
Şu an ne yapıyorsun, ne düşünüyorsun.
Varlığımın farkında mısın? Sildin mi beni parmak ucunla...
"git dersen giderim, kal dersen kalırım"...
Seni kullanıyorum senin haberin olmadan.
İçmek için seni kullanıyorum, dertlenecek düşünecek biri olsun diye...
Düşünmek için seni kullanıyorum,başka düşünmeye değer birini bulamadığım için..
Yazdığın mektupları da okuyacağım,bir şişe daha açacağım.
Yazdığım ama gönderemediğim mektupları da okuyacağım,
Seni hatırlamak için,
Seni özlemek için.
Seni düşünüyorum şu an; "ne yer, ne içer, ne izler, neye güler" diyorum kendi kendime.
Eski masumiyetin,eski güzelliğin,esi tavrın duruyor mu hala?
Sesini duymaya o kadar ihtiyacım var ki...
Mutsuz Dair
Çelişki
Rüyamdaki Aptal Çocuk...
Hala aklımda adın!!!
Yakışmaz mı İstanbul bize.
Korktun, kaçıp gittin işte...
Rüyamdaki aptal çocuk!!!
şarkı sözü çalınıtıdır,çocuk eklentidir.
KKK
Don't Cry
Ağladığını düşünmeme izin verme...
"Ağlamak güzeldir" derler inanma!
Ağladığını düşünürken ben, çok neşeyle eğlenme sen.
Ağlamaktan gözlerin kızarmış,ağlama artık.
Çok gülme de ama. Çok gülersen çok ağlarsın derler çünkü.
Ağlama, korkarım.
Ben ağlattım sanarım.
Sandırma,ağlama.
Ağlarsan kıyamam,kıyamam ki küçüğüm.
Sen küçüksün.
Ağlama...
Sakın ağlama..
Gül biraz,kırık bakma öyle.
Kırılmış bilek gibi bakma öyle.
Kırılmış bilek gibi bakar gözlerin.
Ağlama.
Güçlü ol.
//
N'aber?
"biliyorum"dedi;"seni az çok tanıyorum!...".
Evet ben en huzurlu olduğum anlarda bile kırık,buruk şarkılar dinledim. Çünkü hep bir kırıklığım vardı bir şeylere karşı. Herkesin vardır... Biri sevgiye kırgındır biri sevgiliye... Belki de hayata,aileye... Bir direniş olsun isterim hep içimde, bir isyan. Sıkıntı veren aşkları seçer hastalıklı insanlar. Huzurlu ilişkiler liman gibidir onlar için,derin nefes alırlar,güç toplarlar,cesaret alırlar ve artık hazırdırlar fırtınalı denizlere yelken açmaya. Islanmaya,korkmaya,yorulmaya... Bu ilişkilerin dili bir başkadır. Ne bildiğimiz dildir ne de tam tersidir. Bu dilin ne olduğunu deği,l ne olmadığını söyleyebiliriz ancak. Bu dili kullananlar bile ne anlatmak istediklerini bilmez ama birbirlerini anlarlar. Bu da karşılıklı kırık hayatların bir uygunluğu olsa gerek. "git" dersin,ama gitmesini istemezsin. Gözlerini görmek istesin;ama gözgöze gelmezsin. Çağırırsın ama gelmesini istemezsin. Çağırsın istersin ama gitmek istemezsin. Ararsın ama arayanın sen olduğunu bilmesini istemezsin,ama inansın istersin. İsmiyle hitab edersin ama kalbinde taşırsın... Başkasına anlatırken o yoktur hayatında; ama bazı geceler onsuz,onunla uyursun.. Ya da ona uyur ,ona uyanırsın. Rüyanda onu gördüğün için Allaha şükredersin ama arasan geleceğini bile bile aramazsın. Onun en sevdiği kazağı giyersin ve bu seni, onu görmekten daha mutlu kılıverir. Hem onu yormaktan hem yorulmaktan "pis" bir zevk alırsın. O zevke yenik düşer kendini de onu da mutsuz edersin ama bundan mutluluk duyarsın. Onu kırmaktan çok korkarsın ama kırmaktan da hiç mi hiç çekinmezsin. Onun seni nasılda kırdığını düşünürsün... Ama o seni hiç kırmamıştır senin gözünde... Ona ait olduğunu düşündüğün her hücren paramparçadır aslında ama sen bir bütünmüşsün gibi her an onu düşünürsün. Düşünmekten çalışamazsın "çık aklımdan da hayatıma devam edeyim" dersin kendi kendine ona. Onunla kahkaha attığınız yerleri kazırsın beynine aslında; ama hiç bahsetmezsin kimselere. Ona ağladığın,ağlamamak için dişlerini sıktığın saatlerce uyumadığın zamanlar vardır kesinlikle. Onlar senin hayatının ona ayrılmış kısımlarıdır ki en mutlu anlarına tekabül eder. Bu tip ikililer belki bir arada olsalar, elele tutuşup uzuuun uzun yollar yürüseler, bu "ilişkisiz ilişkiden" bunca şeyi kazanmazlar. Tabi kazanmaksa bunun adı... Bu kişiler birbirlerinin fallarında "ayakları bir kafaları ayrı iki kişi" ya da "kafalar aynı ama ayrılar" diye geçerler. Bu ilişkiler biterler ama bitmezler. Kişiler konuşmamaya başlayabilirler,görüşmemeye başlayabilirler,bir gördüklerinde konuşup diğerinde tanımamazlıktan gelirler. Çünkü hala ne istediklerini bilmemektedirler. Konuşsa her kelime çıkmadan geri dönecekmiş gibi gelir, konuşmasa diğerinin söyleyeceklerini meraktan delirir... Kelimeler düğümlenir de düğümlenir... Bu tip ilişkiler insanı yorar,yalandırır,yaşanmışlandırır. Çünkü çelişkiler,duygu yüklemeleri organizmayı bozar.Beraber tükenirler... Bu tip ilişkiler asla tek başına yaşanmazlar. Biri diğerini düşünüyorsa diğeri bunu hisseder;en azından bi an aklından geçer. Sonra buna benzer yorgun,incinmiş ilişkiler yine yaşanır ama hiç biri diğerinin yerini almaz.Kimse diğerinin yerini tutmaz ve hepsi güzel hatırlanırlar... Ardarda bu tip ilişkileri yaşamak zordur,bir kırık hayat bitmeden diğeri başlamaz.Belki huzur bulmaya gidilir,dinlenilir sonunda ya geri dönülür ya geri dönen kucaklanır ya da yaralarını sarsın diye yaralılardan yardım istenir... İçinde "hala, eskisi gibi, o günler..." gibi kelimelerin geçtiği tüm şarkılar,onlar bilmese de onların şarkısıdır sonsuza kadar. Birbirlerini hatırladıkları şarkılar bile kırıktır... Onlar da birbirine kırgındır. Onlar kırılmamak için eğilirler,bükülürler. Seni seviyorum demezler ama her cümlenin yankısı "seni seviyorum" dur. Bu işler böyledir...
JOKER
Herkesin JOKER’i kendine…
Kimi bir yaz tatilini unutamaz,kimi bir kahkahayı, kimi bir teni, kimi bir dokunuşu… Diyorum ya herkesin jokeri kendine. O dönemin şarkıları, o dönemin dizileri, esprileri,araba modelleri bile akılda kalır. Aslında akılda kalmaz,akla kazınır. Bazen şansa o dönemin şarkısını dinlersin,esprisini duyarsın, bazense o sayfaları kendin açarsın. Bir sana bir o’na kadeh çıkarırsın.Ama yine de bütün şarabı tek başına içersin… Hele kendin açmışsan o sayfayı bir anlık,o kapıdan kendi isteğinle girersen daha heyecanlı. Pis bir sevinç içinde, dudaklarda ilginç, manasız bir tebessüm ve gözlerde bir hüzün.
Herkesin JOKER’i kendine…
Diyorum ya ne olduğu fark etmez,bir arkadaş,bir sevgili, bir olay, bir yaz, bir tatil… Baban, oğlun,sevgilin, dostun… ya da hepsi, ya da hiçbiri. Genelde bir sevgilidir ya o,hadi neyse. Herkesin Joker’i vardır. Adı üstünde, joker o. Onun kredisi bitmez. Adımı çağırdığı an olsa,o an yine bakarım, “efendim” derim kibarca.”Gel” dese gidemem ama, o da “gel” demez bilirm. O da bilir,ben çağırsam da gelmez elbet. Tabi ben de onun jokeriysem.Zaten Jokeri joker yapan,onun da beni joker yapmasıdır bir yerde… Joker’e şarkılar söylersin, “ama sen varsın” dersin. O her nerdeyse, her kimleyse… Belki de sen her nerdeysen.
Herkesin JOKER’i kendine…
Hayat garip.Jokerim, Jokersin, Joker… Benim de jokerim var elbet, biliyorum da konuşuyorum. Ben ful papazı da severim,kare ası daha da severim. Vale parlaktır,yakışıklıdır.Papaz da karizmatiktir,güven sağlar,oturur konuşursun derdini anlatırsın,o da dinler. Joker dinlemez. Ama o el,eline Joker gelmiş olması bile seni mutlu eder. Jokeri yaşamak seni mutlu eder…
Benim Jokerim,her neyse ya da her kimse, başkasının da jokeri olmaz umarım asla. Çünkü korkarım başkası da onun jokeri olacak diye. Benim jokerim bana kalsın, ben de onda kalayım Joker olarak,bu bana yeter…
-joker J
-j harfini hiçbir yazımda kullanmadığım kadar kullandım.
-j güzeldir.
-b en güzelidir.
-aBcçdefgğhıİjkLmnoöprsştUüvyz.
-havalar bi garip.
-bu yazıda “asa” kelimesini kullanmayı çok istedim ama kısmet olmadı.
-ama sen varsın.
-schopenhauer okumadan ölmeyin.
-okumayacaksanız hiç varolmamak yeğdir.
-dalları bastı kiraz.
-günaydın Jokerler, her nerde Jokerseniz…