insanlar çok mutsuz ya...
bu sabah çok güzel bir rüyayla uyandım. atletle yattığımdan olacak omuzlarım üşümüştü. yorganı çektim saf saf gülümserken telefonuma baktım. çok hoşuma gidecek bir mesaj okudum. kalktım duş aldım. sabah işe gidiyordum, sıcak yatağımı bırakmış gayet aç işe gidiyordum. giyindim, hazırlandım çıktım evden. yağmur yağıyordu delice ve ben yine sevdiğim bez ayakkabularımı giymiştim. postanede işim vardı. oraya gittim ayaklarım ıslandı, üşüdü falan gıcık oldum. sonra dolmuşa sonuncu kişi olarak iki kadının arasına oturdum. sanki onların paltolarının uçlarının benim oturduğum yere gelmesi benim suçummuşçasına uf puf yaparak paltolarını çekiştirdiler. solumdaki kadın para uzattı öndeki adama, o da öf pöf yaparak aldı parayı. gerizekalı puşt eline mi yapışacak acaba? neyse müzik dinliyordum kulaklıkla, bir şarkı çok yüksek sesle başladı, sağımdaki kadın ters ters baktı. ay sanki ana bacı düz gittik kadına, ne bu agresiflik ya? tamam siz erken kalktınız biz kalkmadık mı, biz de o sıcacık yatağı bırakmadık mı? hele öndeki pezevenk, göte benzemiş saçlarını1 saat yapmayaydın da 1 saat fazladan uyuyaydın, it!
neyse "inçeem ışıktan sonra" dedim. bu sırada da mesaj yazıyordum mutlu mutlu. sağımdaki kadın yine höf pöf yaptı. bense ona bile kızmadım. metro merdivenlerinde ayağım kaydı, adrenalin sayesinde terledim yine kızmadım. çünkü kızcak çok şey var bunların dışında.. "piuuv" dedim,"piuv". metro desen asabi, çatık kaşlı insan dolu...
insan mutlu olmak istese de zor ya istanbulda, istanbul sabahlarında... ben iyiyim lan, harbi mutlu falanım yani bu somurtkan şirinlerin arasında.
bu sabah yağmur var istanbul'da...
- ...artık onlara kimse engel olamaz, birbirlerini seviyorlar görmüyor musun?
- asıl bunun için boz diyorum sana, bunun için. ölüyorum anlasana. gözlerimin önünde birbirlerini seviyorlar. ben işkenceler içinde kıvranırken onların mutluluğundan ölüyorum. Anne, ben ölüyorum, yardım et.
yaptım, dün akşam aşk-ı memnu'yu izledim, son yarım saatini mi ne? beğenmediğimden değil, o saatte uyuduğumdan izlemiyordum. Bir keresinde çok çok, her şeyden çok istediğim bir şeye red cevabı almıştım. öncesinde daha çok üzüldüğüm daha çok yıprandığım şeyler olmuştu da o reddediliş içimde bir şeyleri oynatmıştı, depremler yaratmıştı. ağzımın yanaklarımın ve burnumun uyuştuğunu, nefes alamadığımı ve olduğum yerden dışarı çıktığımı hatırlıyorum. halbuki şimdi gülüp geçtiğim bir anı sadece. o zamandan beri duygsal olarak üzülerek etkilendiğim şeylerde hep ağzım burnum uyuşur. Bihter yukarıdaki cümleleri ağlayarak söylerken de uyuşur gibi oldum. şimdi replikleri tam yazmak için dizinin o kısmını açtığımda daha da uyuştum. Dizi de değil de bir kitapta da okusam bu cümleleri gözlerim dolardı, etkilenirdim kesinlikle. "gözlerimin önünde birbirlerini seviyorlar, anne, ben ölüyorum, yardım et!" içim uzuyor. içim soğuyor sanki.
bir kadın ağlayarak bana banka bile soydurabilir. en nefret ettiğim kadın bile ağlarken içimden bir parçadır. erkekler de öyle. ben kimse üzülmesin isterim hep. ama bazen üzerim, üzerler beni de. ama ben pek ağlayamam. kanımda alkol yoksa hele, hiç ağlayamam.
ama yine acıttı canımı, "anne, ben ölüyorum, yardım et."
kulağımda çınlar durur hala...
- asıl bunun için boz diyorum sana, bunun için. ölüyorum anlasana. gözlerimin önünde birbirlerini seviyorlar. ben işkenceler içinde kıvranırken onların mutluluğundan ölüyorum. Anne, ben ölüyorum, yardım et.
yaptım, dün akşam aşk-ı memnu'yu izledim, son yarım saatini mi ne? beğenmediğimden değil, o saatte uyuduğumdan izlemiyordum. Bir keresinde çok çok, her şeyden çok istediğim bir şeye red cevabı almıştım. öncesinde daha çok üzüldüğüm daha çok yıprandığım şeyler olmuştu da o reddediliş içimde bir şeyleri oynatmıştı, depremler yaratmıştı. ağzımın yanaklarımın ve burnumun uyuştuğunu, nefes alamadığımı ve olduğum yerden dışarı çıktığımı hatırlıyorum. halbuki şimdi gülüp geçtiğim bir anı sadece. o zamandan beri duygsal olarak üzülerek etkilendiğim şeylerde hep ağzım burnum uyuşur. Bihter yukarıdaki cümleleri ağlayarak söylerken de uyuşur gibi oldum. şimdi replikleri tam yazmak için dizinin o kısmını açtığımda daha da uyuştum. Dizi de değil de bir kitapta da okusam bu cümleleri gözlerim dolardı, etkilenirdim kesinlikle. "gözlerimin önünde birbirlerini seviyorlar, anne, ben ölüyorum, yardım et!" içim uzuyor. içim soğuyor sanki.
bir kadın ağlayarak bana banka bile soydurabilir. en nefret ettiğim kadın bile ağlarken içimden bir parçadır. erkekler de öyle. ben kimse üzülmesin isterim hep. ama bazen üzerim, üzerler beni de. ama ben pek ağlayamam. kanımda alkol yoksa hele, hiç ağlayamam.
ama yine acıttı canımı, "anne, ben ölüyorum, yardım et."
kulağımda çınlar durur hala...
Peki Vol. Ari
Peki bizim Dolares'le beraber eğlenceye mp3lerle erkenden başlamamız?
Peki mp3'lerdeki tarz uyumu?
Peki PAPİ ÇİLOOOĞĞ?
Peki 25. şarkı?
Peki mp3'lerdeki tarz uyumu?
Peki PAPİ ÇİLOOOĞĞ?
Peki 25. şarkı?
Peki Emek Sineması girişindeki Callie Torres?
Peki içkiyi bırakan ben?
Peki karamel vodka? (nam nam nam)
Peki aslmalımescid radarları?
Peki asmalımescit'te yer bulamamamız?
Peki Ece'nin shopping and fucking'de bile tek takılması?
Peki benim taş yığınının üstünden koşarak hatta uçarak atlamam?
Peki Dolares'in bana "rampadan atlayan sensin, lafı yiyen ben oluyorum" demesi?
Peki Çiğdem'in bana "aiy takıldım ben birine, sana değil kardeşine" diye mesaj atması?
Peki Jehan Barbur?????
Peki ben Jehan'dan "kimse bilmez" istediğimde jehan kabul edince "yaheyya" diye çığırmam?
Peki violasıyla Kaktüs'ten içeri giren BİHTER?
Peki Arii????????????????????????????????
Peki Ari'nin asla burçlarımızı tutturamaması?
Peki Ari'nin Ece'yi Petek Dinçöz'e benzetmesi?
Peki Ece'nin Serpil Çakmaklı - Ahu Tuba havası?
Peki Ari'nin bize ısrarla Pelin'i sevdirmeye çalışması?
Peki Kaktüs'te kucağıma oturan hantal kedi yüzünden çıkıp sigara içememem?
Peki Ari'nin "nasılsa bende kalacaklar" demesinin ardından bizim gülen gözlerle sessiz kalışımız?
Peki Onur?
Peki Onur'un aklımda 1 kelimesi bile kalmayan dövmesi?
Peki Ece'nin aynada küpelerine bakarken annesinin arkasından gelmesi ve akla gelen Aşk-ı Memnu diyalogları?
Peki Ari'nin ne iş yaptığını asla anlayamamamız?
Peki 1saat mevzu anlattıktan sonra "kızı kırmamaya uğraşıorum" cümlemle kendimi Betül'e açmam? (bilmeden)
Peki Ece'nin bir facebook gönderisiyle her boku anlaması?
Peki ARİ NE ABİİİİİİİİİİİ?
Peki ben her sıkıldığımda Dolares'in "ama xxxx vaaar" diyerek beni ortama adapte etmesi?
Peki benim bir isimle adapte olmam?
Peki Ari'nin bana kaplan fotoğrafı yollaması?
Peki Ari'nin benim numaramı alması?
Peki Meryra ne abi? orası gayet hoş bir mekandı.
Peki Ari'nin birden liderimiz olması?
Peki Ari'nin Bükem hakkındaki yorumları?
Peki Meyra'da Ari'nin Ece'ye aforizmaları?
Peki Ece'nin sinirden kudurması?
Peki vestiyerde Ece'le beklerken bacak hizamızdan geçen adam!!! Sen ne yani?
Peki Meyra'da herkesin beni içirmeye çalışması?
Peki Ece'nin violasını sahiden unutmamız?
Peki Yunus'un babası ne abiiiiiiiiiiiiiiii?
Peki "sen çok fırlama duruyorsun" ne?
Peki her gördüğü adamın yakasına yapışıp, elinin tutan Ari, sen ne yani?
Peki Ari'nin hepimizin kulağına bişeyler söylemesi ve hiçbirimizin bir bok anlamayarak kahkahalara boğulmamız?
Peki kiki'e gitme kararı aldığımızda Ari'nin kızması?
Peki Ari'nin eşofmanları?
Peki Onur'un Meyra'a gelip "bu hala sizle mi?" demesi?
Peki eve gidiyoruz diye Ari'nin YİNE kızması ve Dolares'i ısrarla eve çağırması?
Peki Dolares'in az daha ikna oluyor olması?
Peki eve diye kiki'ye gitmemiz ve kendimizi -Mera'dan sonra- evde hissetmemiz?
Peki kiki'de gömleğini açan çocuk? Sen ne yani?
Peki aynı apaçi çocuğun Ece'ye hav a met oğ madır izliyor musun die sorması?
Peki Küçük Beyoğlu'nda Dolares'e göstererek "şöyle heriflere bayılırım" dediğim genç yakışıklı delikanlıyı ( :D ) kiki'de görmem?
Peki Dolares'in kiki boyunca beni taciz etmesi?
Peki Dolares'le yediğimiz sucuk döner? (nam nam nam)
Peki Kızılkayalar'ın önündeyken yanımıza gelen minik mendilci çocuktan bizi "gider misin" çığlıklarıyla koruyan(?) aynı çocuk sen nesin lan pezevenk? sanki çeteden koruyor bizi!
Peki bizim Dolares'le, Dolares'in asabiyetile Eski Cambaz'da soluğu almamız?
Peki benim sütlü kahve içmem?
Peki benim çakmak bulamayınca ağlamam?
Peki Gönülçelen?
Peki Devrim? Minik kız :)
Peki Medo'nun beni 1 saat kitleyip ardından "ben kapalı bi insanım, konuşmayı sevmem"demesi?
Peki 10 kişi kalmış Cambaz'da Dolares'in yine tanışma kafası olması?
Peki Dolares'in bana küllük getirene kadar sigaramın bitmesi?
Peki... Ay Dolares sen ne yani beee!!??
Peki Dolares'in Ayşe'ye şikayet edişleri, haykırışları?
Peki arabaya son derece yorgun gidip, benny bennassi ile kopmamız?
Peki arabanın evrakları eksik diye çevirmeden korkmamız?
Peki çevirmeden korktuğumuz için TRT'de arabanın içinde uyuma çabalarımız?
Peki çocuğun tekinin cama vurması ve benim sakince "git" demem üzerine özür dileyerek gitmesi?
Peki "artık çevirme olmaz lan" diyen ben? Bu ne cesaret lan?
Peki çevirme olmadan yeşilköy'e varmamız ve sokağın tekinde uyumamız?
Peki "keşke evimiz olsa"? ldkjflskfjdslkfjfd
Peki benim "hadi birbirimize peki söyleyip gülmemeye çalışalım" adlı bir oyun uydurmam ve 2.sette saçmalamam?
Peki "peki neslihan, peki neslihan, peki neslihan", "aaaaabi, neslihan değil, nagihan"... "haa puahahhuahauahdskjşafkjdşflakfaşsldfksldfkasdşflaskfasşlfkalşf"
Peki benim "neymiş, huzurluymuş" diye başlayan serzenişlerim?
Peki benim montumun açılan kol kemerlerine bakıp "Bükem olsa düzeltirdi" dememin ardından 3saniye sessiz kalan Dolares'le kopmamız?
Peki benim Dolares'i zorla eve yollamam :)
Yine peki pekilerle dolu bir hafta sonu, p.tesi vizem yokmuşçasına :)
E napalım? Mutluysak suç bizde mi?
edit büdüt: Sınavım fena değildi ha...
edit büdüt2: Bunca peki'de emeği geçtiğinden ötürü Ari'yi seviyorum.
Peki içkiyi bırakan ben?
Peki karamel vodka? (nam nam nam)
Peki aslmalımescid radarları?
Peki asmalımescit'te yer bulamamamız?
Peki Ece'nin shopping and fucking'de bile tek takılması?
Peki benim taş yığınının üstünden koşarak hatta uçarak atlamam?
Peki Dolares'in bana "rampadan atlayan sensin, lafı yiyen ben oluyorum" demesi?
Peki Çiğdem'in bana "aiy takıldım ben birine, sana değil kardeşine" diye mesaj atması?
Peki Jehan Barbur?????
Peki ben Jehan'dan "kimse bilmez" istediğimde jehan kabul edince "yaheyya" diye çığırmam?
Peki violasıyla Kaktüs'ten içeri giren BİHTER?
Peki Arii????????????????????????????????
Peki Ari'nin asla burçlarımızı tutturamaması?
Peki Ari'nin Ece'yi Petek Dinçöz'e benzetmesi?
Peki Ece'nin Serpil Çakmaklı - Ahu Tuba havası?
Peki Ari'nin bize ısrarla Pelin'i sevdirmeye çalışması?
Peki Kaktüs'te kucağıma oturan hantal kedi yüzünden çıkıp sigara içememem?
Peki Ari'nin "nasılsa bende kalacaklar" demesinin ardından bizim gülen gözlerle sessiz kalışımız?
Peki Onur?
Peki Onur'un aklımda 1 kelimesi bile kalmayan dövmesi?
Peki Ece'nin aynada küpelerine bakarken annesinin arkasından gelmesi ve akla gelen Aşk-ı Memnu diyalogları?
Peki Ari'nin ne iş yaptığını asla anlayamamamız?
Peki 1saat mevzu anlattıktan sonra "kızı kırmamaya uğraşıorum" cümlemle kendimi Betül'e açmam? (bilmeden)
Peki Ece'nin bir facebook gönderisiyle her boku anlaması?
Peki ARİ NE ABİİİİİİİİİİİ?
Peki ben her sıkıldığımda Dolares'in "ama xxxx vaaar" diyerek beni ortama adapte etmesi?
Peki benim bir isimle adapte olmam?
Peki Ari'nin bana kaplan fotoğrafı yollaması?
Peki Ari'nin benim numaramı alması?
Peki Meryra ne abi? orası gayet hoş bir mekandı.
Peki Ari'nin birden liderimiz olması?
Peki Ari'nin Bükem hakkındaki yorumları?
Peki Meyra'da Ari'nin Ece'ye aforizmaları?
Peki Ece'nin sinirden kudurması?
Peki vestiyerde Ece'le beklerken bacak hizamızdan geçen adam!!! Sen ne yani?
Peki Meyra'da herkesin beni içirmeye çalışması?
Peki Ece'nin violasını sahiden unutmamız?
Peki Yunus'un babası ne abiiiiiiiiiiiiiiii?
Peki "sen çok fırlama duruyorsun" ne?
Peki her gördüğü adamın yakasına yapışıp, elinin tutan Ari, sen ne yani?
Peki Ari'nin hepimizin kulağına bişeyler söylemesi ve hiçbirimizin bir bok anlamayarak kahkahalara boğulmamız?
Peki kiki'e gitme kararı aldığımızda Ari'nin kızması?
Peki Ari'nin eşofmanları?
Peki Onur'un Meyra'a gelip "bu hala sizle mi?" demesi?
Peki eve gidiyoruz diye Ari'nin YİNE kızması ve Dolares'i ısrarla eve çağırması?
Peki Dolares'in az daha ikna oluyor olması?
Peki eve diye kiki'ye gitmemiz ve kendimizi -Mera'dan sonra- evde hissetmemiz?
Peki kiki'de gömleğini açan çocuk? Sen ne yani?
Peki aynı apaçi çocuğun Ece'ye hav a met oğ madır izliyor musun die sorması?
Peki Küçük Beyoğlu'nda Dolares'e göstererek "şöyle heriflere bayılırım" dediğim genç yakışıklı delikanlıyı ( :D ) kiki'de görmem?
Peki Dolares'in kiki boyunca beni taciz etmesi?
Peki Dolares'le yediğimiz sucuk döner? (nam nam nam)
Peki Kızılkayalar'ın önündeyken yanımıza gelen minik mendilci çocuktan bizi "gider misin" çığlıklarıyla koruyan(?) aynı çocuk sen nesin lan pezevenk? sanki çeteden koruyor bizi!
Peki bizim Dolares'le, Dolares'in asabiyetile Eski Cambaz'da soluğu almamız?
Peki benim sütlü kahve içmem?
Peki benim çakmak bulamayınca ağlamam?
Peki Gönülçelen?
Peki Devrim? Minik kız :)
Peki Medo'nun beni 1 saat kitleyip ardından "ben kapalı bi insanım, konuşmayı sevmem"demesi?
Peki 10 kişi kalmış Cambaz'da Dolares'in yine tanışma kafası olması?
Peki Dolares'in bana küllük getirene kadar sigaramın bitmesi?
Peki... Ay Dolares sen ne yani beee!!??
Peki Dolares'in Ayşe'ye şikayet edişleri, haykırışları?
Peki arabaya son derece yorgun gidip, benny bennassi ile kopmamız?
Peki arabanın evrakları eksik diye çevirmeden korkmamız?
Peki çevirmeden korktuğumuz için TRT'de arabanın içinde uyuma çabalarımız?
Peki çocuğun tekinin cama vurması ve benim sakince "git" demem üzerine özür dileyerek gitmesi?
Peki "artık çevirme olmaz lan" diyen ben? Bu ne cesaret lan?
Peki çevirme olmadan yeşilköy'e varmamız ve sokağın tekinde uyumamız?
Peki "keşke evimiz olsa"? ldkjflskfjdslkfjfd
Peki benim "hadi birbirimize peki söyleyip gülmemeye çalışalım" adlı bir oyun uydurmam ve 2.sette saçmalamam?
Peki "peki neslihan, peki neslihan, peki neslihan", "aaaaabi, neslihan değil, nagihan"... "haa puahahhuahauahdskjşafkjdşflakfaşsldfksldfkasdşflaskfasşlfkalşf"
Peki benim "neymiş, huzurluymuş" diye başlayan serzenişlerim?
Peki benim montumun açılan kol kemerlerine bakıp "Bükem olsa düzeltirdi" dememin ardından 3saniye sessiz kalan Dolares'le kopmamız?
Peki benim Dolares'i zorla eve yollamam :)
Yine peki pekilerle dolu bir hafta sonu, p.tesi vizem yokmuşçasına :)
E napalım? Mutluysak suç bizde mi?
edit büdüt: Sınavım fena değildi ha...
edit büdüt2: Bunca peki'de emeği geçtiğinden ötürü Ari'yi seviyorum.
fonda:umacomes arşiv radyosu
Sevgili Blog! Sana Laflar Hazırladım...
Sevgili blog, günaydın diyeyim önce. Sana hazırladığım laflardan biri bu çünkü. Öyle sinirli gibi bir başlık attım diye korkmayasın. Sevinçliyim ben :) Sevgi doluyum.
Sikko gibi, çamur gibi, lağım gibi bir haftanın son günü olan dün sabah üstüste gelen aksiliklerin ardından telefonuma bir mesaj geldi. İçimden dedim ki: "Allahım nolur şaşırt, güldür ve içimi ısıt artık, bıktım artık" dedim.
Yine her şey gayet itici ve soğuk bir şekilde devam etti, yine mesajlar geldi, yine aynı duayı ettim, yine bir sikim olmadı. Çünkü olmayacaktı SANMIŞTIM BEN.
Ama bir mesajla içim ısındı, bir kaç mesajda içim, kalbim, ruhum ısındı. "Yaheyya" dedim.
ve blog sana laflar hazırladım. Teşekkür edecektim sana. Dolaylı olarak neşeme neşe kattığın için.
ve sen, saçımdan burnu kaşınan insan, sen iyi ki varmışsın :*
Sikko gibi, çamur gibi, lağım gibi bir haftanın son günü olan dün sabah üstüste gelen aksiliklerin ardından telefonuma bir mesaj geldi. İçimden dedim ki: "Allahım nolur şaşırt, güldür ve içimi ısıt artık, bıktım artık" dedim.
Yine her şey gayet itici ve soğuk bir şekilde devam etti, yine mesajlar geldi, yine aynı duayı ettim, yine bir sikim olmadı. Çünkü olmayacaktı SANMIŞTIM BEN.
Ama bir mesajla içim ısındı, bir kaç mesajda içim, kalbim, ruhum ısındı. "Yaheyya" dedim.
ve blog sana laflar hazırladım. Teşekkür edecektim sana. Dolaylı olarak neşeme neşe kattığın için.
ve sen, saçımdan burnu kaşınan insan, sen iyi ki varmışsın :*
yaşamında, genel çizgilerinde,
üç tür şeyle karşılaşacaksın:-
1) gelip geçmiş şeyler.
2) gelip geçmemiş şeyler.
3) gelmeyip geçmiş şeyler.
bütün 'şey'lerin, geçmiş ya da geçmemiş,
ya da hiç geçmemiş olacak.
(dördüncü durumla-'mantık' sırası içinde
sonuncu olması gereken 'şey'lerle-ise,
hiç karşılaşamayacaksın:-
4) gelmeyip geçmemiş şeyler...)"
yaşamında, şunları da yaşayabileceksin:-
1) birisini, ona söyleyecek bir şey bulamadığın için,
aramak...
2) birisini, onu artık görmeyeceğini söylemek için,
beklemek...
3) birisini, onu artık görmemeye dayanamadığın için,
terketmek...
neler yaşamayacaksın ki!...
üç tür şeyle karşılaşacaksın:-
1) gelip geçmiş şeyler.
2) gelip geçmemiş şeyler.
3) gelmeyip geçmiş şeyler.
bütün 'şey'lerin, geçmiş ya da geçmemiş,
ya da hiç geçmemiş olacak.
(dördüncü durumla-'mantık' sırası içinde
sonuncu olması gereken 'şey'lerle-ise,
hiç karşılaşamayacaksın:-
4) gelmeyip geçmemiş şeyler...)"
yaşamında, şunları da yaşayabileceksin:-
1) birisini, ona söyleyecek bir şey bulamadığın için,
aramak...
2) birisini, onu artık görmeyeceğini söylemek için,
beklemek...
3) birisini, onu artık görmemeye dayanamadığın için,
terketmek...
neler yaşamayacaksın ki!...
o kazik gote girseydi daha iyi olurdu, ama maalesef kalbime saplandi.
akla giren kazıktır, ne alakaysa yüreği sızlatır.
girerken hissedilmeyen ancak çikarken hissedilen kaziktir.
her sezar'in bir brutus'u oldugunu asla unutmazsiniz.
en normal kazik turu.
cunku dostlariniz disindaki kimselerden kazik yemek kolay degildir. insan dikkatli olur, bertaraf eder.
o yuzden birinden adam gibi kazik yiyecekseniz, bu kesinlikle dostunuz olacaktir.
yurekte kangrendir.
zira o dakika itibariyle dost; varligiyla acitan, kesip attiginizda da eksikligini hissettiginizdir icinizde , en derinde.
akla giren kazıktır, ne alakaysa yüreği sızlatır.
girerken hissedilmeyen ancak çikarken hissedilen kaziktir.
her sezar'in bir brutus'u oldugunu asla unutmazsiniz.
en normal kazik turu.
cunku dostlariniz disindaki kimselerden kazik yemek kolay degildir. insan dikkatli olur, bertaraf eder.
o yuzden birinden adam gibi kazik yiyecekseniz, bu kesinlikle dostunuz olacaktir.
yurekte kangrendir.
zira o dakika itibariyle dost; varligiyla acitan, kesip attiginizda da eksikligini hissettiginizdir icinizde , en derinde.
grey's anatomy dizisinde bir sahne izledim az önce va bana yine tanrı dokundu :D
evli ve yaşlı bir adam. onun sevgilisi güzel ve genç kadın. kadın adama böbreğini veriyor. diyor ki "ona 3 yılımı verdim, bir de böbreğimi verdim, o hala bir karar vermedi. hala odamı arayıp "nasılsın" diye sormadı"
gerzek, patavatsız ve cin yang cevap veriyor: "bence o kararını vermiş."
(...ve lanet yang yine haklı :p )
yani siz ne kadar fazla verirseniz verin, içinizi kalbinizi hayatınızı yüreğinizi ortaya koyun, bu karşınızdakinin aldığı ve anladığı kadardır. Çabalamamak çare değil, ama çabanız sonuçsuz kalıyorsa da "uç" deyin ona. "uç git". Böylece dışarıda bir yerde, siz 3 yıl vermeden, böbreğinizi vermeden de verdiğinizi alan, belki fazlasını da veren birileriyle karşılaşma şansınızı kazanırsınız.*
o anlamayan, verdiklerinizi görmeyen ya da görecek olgunlukta olmayan kişi de değer verecek birilerini bulur belki.**
evli ve yaşlı bir adam. onun sevgilisi güzel ve genç kadın. kadın adama böbreğini veriyor. diyor ki "ona 3 yılımı verdim, bir de böbreğimi verdim, o hala bir karar vermedi. hala odamı arayıp "nasılsın" diye sormadı"
gerzek, patavatsız ve cin yang cevap veriyor: "bence o kararını vermiş."
(...ve lanet yang yine haklı :p )
yani siz ne kadar fazla verirseniz verin, içinizi kalbinizi hayatınızı yüreğinizi ortaya koyun, bu karşınızdakinin aldığı ve anladığı kadardır. Çabalamamak çare değil, ama çabanız sonuçsuz kalıyorsa da "uç" deyin ona. "uç git". Böylece dışarıda bir yerde, siz 3 yıl vermeden, böbreğinizi vermeden de verdiğinizi alan, belki fazlasını da veren birileriyle karşılaşma şansınızı kazanırsınız.*
o anlamayan, verdiklerinizi görmeyen ya da görecek olgunlukta olmayan kişi de değer verecek birilerini bulur belki.**
*varsa tabi. yoksa sikile sikile kimseye bisikim vermemeye alışırsınız.
**bulabilirse tabi. vermeden almak kime mahsus biliyoruz değil mi? tartışmayalım burda. muhtemelen o değer vere vere kendine verir. sonra kendine değer vermenin aslında başkasına değer vererek olduğunu anlar belki. belki. belki...
**bulabilirse tabi. vermeden almak kime mahsus biliyoruz değil mi? tartışmayalım burda. muhtemelen o değer vere vere kendine verir. sonra kendine değer vermenin aslında başkasına değer vererek olduğunu anlar belki. belki. belki...
Tanrı var mı?
Allah mı Tanrı mı?
Peki ya Rab?
yo yo bunları tartışacak kadar boş değilim, işim gücüm var, çoluğum çocuğum evde bekleyen karım var. şaka be şaka.
neyse.
isme takılmadan size bi sır vereyim. Tanrı'nın elleri var. Bana dokundu. geçtiğimiz günlerde, tatil gününde omzuma dokundu O. "yürü ya kulum" dedi. kalbimin gelmiş geçmiş tüm yaralarına dokundu. öyle mucizevi bir iyileştirme yaptı dememi beklemiyorsunuz değil mi? hissettim ben, küçük kız çocuğunu düştükten sonra kucağına alan baba gibi, o babanın "uf" olmuş dizleri öpmesi gibi dokundu. Valla.
Pazar sabahı uyandığımda her şey farklıydı dememi bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Alkol komasının ucundan yırtmıştım. Ama bir şey vardı, bak yazarken bile piç gülümsememi takındım, böyle yandan yandan.
Tanrı var yok tartışması yapmayacağım, of kors. yoksa bilemem de varsa cem adrian da onun yarattığı, yaratırken de pek güzel donattığı bir insan benim gözümde. onun bir şarkısı var "Tanrı'nın elleri". o dedi bugün, winampta rihanna'nın rus ruletiyle kapışırken farkettim. Terliydim, önemsemedim. sonra yakaladı beni;
"dur" dedi,
"bilu" dedi,
"ben" dedi,
"seni" dedi,
"bir şarkıyla" dedi,
"çok" dedi,
"fena" dedi,
"yakalıcim" dedi.
"al" dedi "git" dedi, "çocuğunu" dedi "kaynananı" dedi. şaka lan bu satırı demedi :D
dedi ki: " güneş batarken, çocuklar uyurken,
başucunda bekleyen yorgun bir melektir...
ve her gece sabret diye saçlarımda dolasan tanrı'nın elleridir."
ama böyle bi huzur, böyle bir uyanış yok.
Tanrı bana dokundu. Eğer siz de uslu durursanız ancak şirinleri görebilirsiniz. Ama eğer hiçbir zaman çaresiz kalmadığınızı düşünürseniz, iki yüzlü olmazsanız, bencil olmazsanız...
İşte o zaman Tanrı'nın size dokunduğunu hissedersiniz.
"Tanrı yok" diyorsanız. Üzgünüm, huzura uzaksınız.
"tanyı yok, bi güç vay" diyorsanız, onu bilemem :)
ama neticede, inanmak için görmek değil, görmek için inanmak gerek.
oldu o zaman. bu da yorgun ve asabi bir günün yazısıydı. halı ilmiği saymaktan vazgeçtim. kurabiye patates bile yiyebilirim.
ok kib by
lşdsfkjalfjasdlfksjaflksafjalskfjaslkfasjf
Allah mı Tanrı mı?
Peki ya Rab?
yo yo bunları tartışacak kadar boş değilim, işim gücüm var, çoluğum çocuğum evde bekleyen karım var. şaka be şaka.
neyse.
isme takılmadan size bi sır vereyim. Tanrı'nın elleri var. Bana dokundu. geçtiğimiz günlerde, tatil gününde omzuma dokundu O. "yürü ya kulum" dedi. kalbimin gelmiş geçmiş tüm yaralarına dokundu. öyle mucizevi bir iyileştirme yaptı dememi beklemiyorsunuz değil mi? hissettim ben, küçük kız çocuğunu düştükten sonra kucağına alan baba gibi, o babanın "uf" olmuş dizleri öpmesi gibi dokundu. Valla.
Pazar sabahı uyandığımda her şey farklıydı dememi bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Alkol komasının ucundan yırtmıştım. Ama bir şey vardı, bak yazarken bile piç gülümsememi takındım, böyle yandan yandan.
Tanrı var yok tartışması yapmayacağım, of kors. yoksa bilemem de varsa cem adrian da onun yarattığı, yaratırken de pek güzel donattığı bir insan benim gözümde. onun bir şarkısı var "Tanrı'nın elleri". o dedi bugün, winampta rihanna'nın rus ruletiyle kapışırken farkettim. Terliydim, önemsemedim. sonra yakaladı beni;
"dur" dedi,
"bilu" dedi,
"ben" dedi,
"seni" dedi,
"bir şarkıyla" dedi,
"çok" dedi,
"fena" dedi,
"yakalıcim" dedi.
"al" dedi "git" dedi, "çocuğunu" dedi "kaynananı" dedi. şaka lan bu satırı demedi :D
dedi ki: " güneş batarken, çocuklar uyurken,
başucunda bekleyen yorgun bir melektir...
ve her gece sabret diye saçlarımda dolasan tanrı'nın elleridir."
ama böyle bi huzur, böyle bir uyanış yok.
Tanrı bana dokundu. Eğer siz de uslu durursanız ancak şirinleri görebilirsiniz. Ama eğer hiçbir zaman çaresiz kalmadığınızı düşünürseniz, iki yüzlü olmazsanız, bencil olmazsanız...
İşte o zaman Tanrı'nın size dokunduğunu hissedersiniz.
"Tanrı yok" diyorsanız. Üzgünüm, huzura uzaksınız.
"tanyı yok, bi güç vay" diyorsanız, onu bilemem :)
ama neticede, inanmak için görmek değil, görmek için inanmak gerek.
oldu o zaman. bu da yorgun ve asabi bir günün yazısıydı. halı ilmiği saymaktan vazgeçtim. kurabiye patates bile yiyebilirim.
ok kib by
lşdsfkjalfjasdlfksjaflksafjalskfjaslkfasjf
PEKİ vol.X
Peki Zia'lardan kaçarcasına çıkmamız?
Peki 1 şişe şarap içmeme rağmen, bir şişe daha almam?
Peki 2. şarabın sıcak şarap baharatı vermesine çok sevinmem?
Peki o baharatın sürekli çantama dökülmesi?
Peki TRT'de içelim diye soğuktan ölmemiz?
Peki Balkon'a giderken tek portakal almam?
Peki o portakalı, odasından çalıdnı diye Dacar'a hediye etmem?
(i pod alamazdım, hıh)
Peki kendimi o portakalı herkese birer parça vermek üzere soymam?
Peki Dacar'ın (artık ne dediysem) "sus lan sus Selçuk'un arkadaşları var burda" diye ağzımı kapatması?
Peki Ece'nin o gece çok güzel olması?
Peki Ece'nin bunun farkında olması?
Peki Dolores'in ben başkasıyla konuşurken her şeyi dinlemesi?
Peki Balkon'da balkona kusmam?
Peki Dolores'in biz tuvalete giderken "sadece işeyin ama" demesi?
Peki Dolores, ben ve Bükem, Balkon'dan asansörle inerken nasıl oluyor da 30 poz fotoğraf çekebildik abii?
Peki yemek yemek için Patso'yu tercih etmemiz?
Peki şu an hatırlayamadığım ama orda çok konuştuğumuz bi mevzu vardı, neydi o?
Peki asla içemediğim ayranımın Ece'nin rujuyla imzalanması?
Peki o ayranı içememe sebebimin Doloresin tepişirken onu dökmesi olabilir mi? Hıhım!
Peki benim arkadan Ece'ye bakıp bakıp yanına gidip "Ece, iyisin ha, iyisin daha zayıflama" demem?
Peki çıkışta benim herkesten 5 adım ötede cool bi şekilde sigara içmem?
Peki birden Nuri Alço kriziyle Joker'e gitmemiz?
Peki Joker'e girmemizle önümüze nuri alço'nun gelmesi ve bitmesi?
Peki benim Nagihan'a ısrarla 500 kez Neslihan demem?
Peki ben sigara içeyim diye balkona çıkmam ve başıma gelenler?
Peki 4lemem ne abiiiiiiiiiiiii???
Peki çok büyük bi bok yemişçesine Dolores'e "dörtledim abiiii" demem?
Peki Joker'den çaldığım 3 şat bardağı.
Peki o 3 bardaktan 1'inin kayıp olması?
Peki 3 şişe nuri alçoyu 5 kız mı içtik biz?
Peki erkeklerimiz nerdeydi o sırada? (edit:arkada bira içiyormuş körpeler)
Peki Line'daki baba-kız olayımız neydi?
Peki biz Line'dayken Ece'nin attığı "... antibiyotik orospu" mesajı?
Peki line'dan çıkıp jazzstop'a gittiğimizde o kafayla yapılan 3lü ve 4lü kombinasyonlar neydi Dolores, sorarım sana?!!!!!!
Peki Eski Cambaz'a gidelim derken Mask'ın sokağına girmiş bulunmamız?
Peki Bükem'in "aaa Mask! Mask'a girçeez" demesi?
Peki kedi sevmek için Mask'a girmemem?
Peki Mask'a girip "senden daha güzel" ve "bir derdim var" ile kopmam?
Peki Mask'tan çıktığımızda sabah olmuş olması?
Peki Bükem'in göbeklerde uyuması?
Peki Dacar'ın durmaksızın "billur'un birasını içiyorum amaaa" demesi?
Peki benim hala Nagihan'a Neslihan diyor oluşum?
Peki Dacar'ın baygın tatlı halleri? (yirım)
Peki Mask'ın Emrah adlı garsonunun bize "acı gerçek, burayı kapatıyoruz" demesi?
Peki benim "Emrah'a ancak adı Emrah olan biri bu şekilde cümleye girebilir" demem?
Peki Mesut'un bıyıkları?
Peki benim Mesut'un adını hatırlamam????
Peki "grubun ciddisi sen misin" sorusuna, ciddi bir tavırla "yoo yavşağın tekiyimdir" demem?
Peki "nerden tanışıyorsunuz" sorusuna, "kapıdaaaan" cevabı alıp dumur oluşumuz ve dumur olmamıza sebep olan şahsın uyuyor olması? dlskfaşlfkasdlşfskaflş
Peki Bükem'in ağzıma esnemesi?
PEKİ ÇAĞDAŞ BÖREK NE ABİİİİİİİİİİİİİ???
PEki Çağdaş Börek'e gitmeme çabalarına rağmen herkesin dünden razı olarak löp löp börekleri mideye indirmesi?
Peki benim Ç.B.'de hala Nagihan'a Neslihan diyor oluşum?
Peki Bükem'in her şeyi "terbiyesiz" diye terslemesi?
Peki Dolores'in sesi?
Peki Dacar'ın babası?
Peki Nagihan'ın...
Peki Nagihan'ın...
Peki Nagihan'ın...
Peki Nagihan'ın...
Peki Nagihan'ın hiç pekisinin olmaması?
Peki Bükem'e "sadece kıymalı patatesli ve suböreği varmış ne yiceksin" dediğimizde, kendinden emin bir şekilde: "ıspanaklıııııı" demesi? Ardından Dacar'ın Bükem'e cevaben umursamaz bir şekilde "ay ıspanaklı olsa hepimiz yicez beee" demesi??
Peki garsonun Bükem'in seçim yapamamasına "siz biraz fazla içmişsiniz galiba kafanız güzel" demesi ve bizim "aaa nerden anladın" dememiz?
Peki aynı garsonun "ikinci çaylar bizden" demesi ne abi, kendini mi affettiriyor?
Peki hesap ödenirken Dacar'ın "3.75 mi çok az o, yanlış hesapladınız" demesi, "yok kızım bi börek bi çay işte" dediğimizde "neden ödediniz" diyerek Dolores'le beni börekçinin kapısına, börekçiyi de fırına yapıştırması neydi abiii?
Peki dolmuşta hemen uyuyakalan Bükem'in tümseklere paralel yaylanan lüleleri?
Peki kreşi geçen şoföre "İNÇAZ BİİİİZ" diye bağıran billur! Sen ne yani? Ben ne yani lan?
sonradan görme peki'ler:
Peki Özhan dansı?
Peki Sevin Patik Atasoy?
Peki "ben ömeri göstermiş olamam"?
Peki annemle babamın beni billurcu sokaktan almış olması?
Peki Dacar'ın bi zamanlar nereye baksa ertürk'ü görmesi?
Peki haremlik, selamlık ve billurluk?
Peki 1 şişe şarap içmeme rağmen, bir şişe daha almam?
Peki 2. şarabın sıcak şarap baharatı vermesine çok sevinmem?
Peki o baharatın sürekli çantama dökülmesi?
Peki TRT'de içelim diye soğuktan ölmemiz?
Peki Balkon'a giderken tek portakal almam?
Peki o portakalı, odasından çalıdnı diye Dacar'a hediye etmem?
(i pod alamazdım, hıh)
Peki kendimi o portakalı herkese birer parça vermek üzere soymam?
Peki Dacar'ın (artık ne dediysem) "sus lan sus Selçuk'un arkadaşları var burda" diye ağzımı kapatması?
Peki Ece'nin o gece çok güzel olması?
Peki Ece'nin bunun farkında olması?
Peki Dolores'in ben başkasıyla konuşurken her şeyi dinlemesi?
Peki Balkon'da balkona kusmam?
Peki Dolores'in biz tuvalete giderken "sadece işeyin ama" demesi?
Peki Dolores, ben ve Bükem, Balkon'dan asansörle inerken nasıl oluyor da 30 poz fotoğraf çekebildik abii?
Peki yemek yemek için Patso'yu tercih etmemiz?
Peki şu an hatırlayamadığım ama orda çok konuştuğumuz bi mevzu vardı, neydi o?
Peki asla içemediğim ayranımın Ece'nin rujuyla imzalanması?
Peki o ayranı içememe sebebimin Doloresin tepişirken onu dökmesi olabilir mi? Hıhım!
Peki benim arkadan Ece'ye bakıp bakıp yanına gidip "Ece, iyisin ha, iyisin daha zayıflama" demem?
Peki çıkışta benim herkesten 5 adım ötede cool bi şekilde sigara içmem?
Peki birden Nuri Alço kriziyle Joker'e gitmemiz?
Peki Joker'e girmemizle önümüze nuri alço'nun gelmesi ve bitmesi?
Peki benim Nagihan'a ısrarla 500 kez Neslihan demem?
Peki ben sigara içeyim diye balkona çıkmam ve başıma gelenler?
Peki 4lemem ne abiiiiiiiiiiiii???
Peki çok büyük bi bok yemişçesine Dolores'e "dörtledim abiiii" demem?
Peki Joker'den çaldığım 3 şat bardağı.
Peki o 3 bardaktan 1'inin kayıp olması?
Peki 3 şişe nuri alçoyu 5 kız mı içtik biz?
Peki erkeklerimiz nerdeydi o sırada? (edit:arkada bira içiyormuş körpeler)
Peki Line'daki baba-kız olayımız neydi?
Peki biz Line'dayken Ece'nin attığı "... antibiyotik orospu" mesajı?
Peki line'dan çıkıp jazzstop'a gittiğimizde o kafayla yapılan 3lü ve 4lü kombinasyonlar neydi Dolores, sorarım sana?!!!!!!
Peki Eski Cambaz'a gidelim derken Mask'ın sokağına girmiş bulunmamız?
Peki Bükem'in "aaa Mask! Mask'a girçeez" demesi?
Peki kedi sevmek için Mask'a girmemem?
Peki Mask'a girip "senden daha güzel" ve "bir derdim var" ile kopmam?
Peki Mask'tan çıktığımızda sabah olmuş olması?
Peki Bükem'in göbeklerde uyuması?
Peki Dacar'ın durmaksızın "billur'un birasını içiyorum amaaa" demesi?
Peki benim hala Nagihan'a Neslihan diyor oluşum?
Peki Dacar'ın baygın tatlı halleri? (yirım)
Peki Mask'ın Emrah adlı garsonunun bize "acı gerçek, burayı kapatıyoruz" demesi?
Peki benim "Emrah'a ancak adı Emrah olan biri bu şekilde cümleye girebilir" demem?
Peki Mesut'un bıyıkları?
Peki benim Mesut'un adını hatırlamam????
Peki "grubun ciddisi sen misin" sorusuna, ciddi bir tavırla "yoo yavşağın tekiyimdir" demem?
Peki "nerden tanışıyorsunuz" sorusuna, "kapıdaaaan" cevabı alıp dumur oluşumuz ve dumur olmamıza sebep olan şahsın uyuyor olması? dlskfaşlfkasdlşfskaflş
Peki Bükem'in ağzıma esnemesi?
PEKİ ÇAĞDAŞ BÖREK NE ABİİİİİİİİİİİİİ???
PEki Çağdaş Börek'e gitmeme çabalarına rağmen herkesin dünden razı olarak löp löp börekleri mideye indirmesi?
Peki benim Ç.B.'de hala Nagihan'a Neslihan diyor oluşum?
Peki Bükem'in her şeyi "terbiyesiz" diye terslemesi?
Peki Dolores'in sesi?
Peki Dacar'ın babası?
Peki Nagihan'ın...
Peki Nagihan'ın...
Peki Nagihan'ın...
Peki Nagihan'ın...
Peki Nagihan'ın hiç pekisinin olmaması?
Peki Bükem'e "sadece kıymalı patatesli ve suböreği varmış ne yiceksin" dediğimizde, kendinden emin bir şekilde: "ıspanaklıııııı" demesi? Ardından Dacar'ın Bükem'e cevaben umursamaz bir şekilde "ay ıspanaklı olsa hepimiz yicez beee" demesi??
Peki garsonun Bükem'in seçim yapamamasına "siz biraz fazla içmişsiniz galiba kafanız güzel" demesi ve bizim "aaa nerden anladın" dememiz?
Peki aynı garsonun "ikinci çaylar bizden" demesi ne abi, kendini mi affettiriyor?
Peki hesap ödenirken Dacar'ın "3.75 mi çok az o, yanlış hesapladınız" demesi, "yok kızım bi börek bi çay işte" dediğimizde "neden ödediniz" diyerek Dolores'le beni börekçinin kapısına, börekçiyi de fırına yapıştırması neydi abiii?
Peki dolmuşta hemen uyuyakalan Bükem'in tümseklere paralel yaylanan lüleleri?
Peki kreşi geçen şoföre "İNÇAZ BİİİİZ" diye bağıran billur! Sen ne yani? Ben ne yani lan?
sonradan görme peki'ler:
Peki Özhan dansı?
Peki Sevin Patik Atasoy?
Peki "ben ömeri göstermiş olamam"?
Peki annemle babamın beni billurcu sokaktan almış olması?
Peki Dacar'ın bi zamanlar nereye baksa ertürk'ü görmesi?
Peki haremlik, selamlık ve billurluk?
"her aşk kendine bir orospu yaratıyor." diyor umay umay bir kitabında. Ben düzeltiyorum onu, her aşk kendine bir kutsal toprak yaratıyor ve şehrin kalabalığı o toprakları hunharca harcıyor. Elde kalansa ayrılıktır ve her ayrılık kendine bir la finestre di fronte yaratıyor. kulaklarda çınlıyor Simone'nin mektubu, zihnine kazınıyor pencereden bakışanların sevişememezlikleri, bir afiş gibi odasına asası geliyor insanın, kadının unlu ellerile merdiven korkuluklarına bıraktığı un lekesi. Bense ilk duyduğum andan beri "anasını satayım bu şarkı ne diyor bilmiyorum ama acayip hüzünlü, kalbimi sikiyor adeta" diyorum. Bahsettiğim şarkı "ma che freddo fa". Filmi izlediğimden beri derin nefes çekip gözlerimden görünmeyen yaşlar akıtırdı bu şarkı. Ama anlamına bakmaya cesaret edemedim hiç, çünkü kalkıp da "babacığım hadi beni yine parka götür" diyorsa olmazdı bu şarkı, bozulurdu büyüsü. Sonra baktım anlamına dün akşam, öylesine, amaçsızca ekşi sözlük'ü açtım ve baktım. akabinde dün akşamımın ve önümüzdeki bir kaç günümün de fon müziği oluverdi kanımca.
Şimdi Karşı Pencere zamanı. Çivi çiviyi söker çünkü. ma che freddo fa kafası :)
Şimdi Karşı Pencere zamanı. Çivi çiviyi söker çünkü. ma che freddo fa kafası :)
“Bir rivayete göre her şey bir sabah değişmiş. Siyah ve beyaz kalmış sadece, griler yok olmuş, kadına pembe demişler erkeğe mavi. Mavi ve pembe, yeşil sarı mor turuncu gibi değilmiş artık. Maviye sen güçsün demişler, pembeyi sadece sen sevebilirsin, bundan sonra pembe sana emanet, onu koru, ona sahip çık. Sakın ağlama diye de eklemişler. Pembeyeyse bir açıklama yapılmamış bile, sana mavi anlatır denmiş. Mavi de anlatmış pembeye, sen benimsin demiş. O sabah pembelerin canı çok yanmış ve ertesi sabah ve ertesi sabah... Günler günleri kovalamış, bazı pembeler o sabahın öncesini unutmuşlar, bazılarıysa her sabaha eski zamanları hatırlayarak uyanmışlar, kimilerinin hiç görmediği o zamanları hatırlayarak... Her şey öyle başladı; o günleri hatırlayan pembelerin hatırlamayanlara hatırlatma çabasıyla… Hatırlayan pembeler, mavilere emanet edilmediklerini söylediler her yerde; pembelerin de pembeleri sevebileceklerini, mavinin de pembenin de sadece birer renk olduğunu anlattılar. İnanmadı kimi pembeler buna; ‘pembeyi sevmek için mavi gibi olmak’ ve “pembeye sahip çıkmak” gerek dediler, kendilerine ‘pembesin sen’ dendiği o sabahı unutarak.
Peki ya sevdiğimiz kadınlar, kaçı o sabahı unuttu?”*
Peki ya sevdiğimiz kadınlar, kaçı o sabahı unuttu?”*
*alıntıdır.
Ezginin Günlüğü - Eski Arkadaş
Birsen Tezer - Cihan
Bülent Ortaçgil - Light
bu albümleri bana verin, beni sessiz, sakin, yalnız olup açık havada oturabileceğim bir yere götürün. O zaman şarj olurum sanırım. 1 tam gün ya da 2 tam gün. Evet iki tam gün. O zaman saf bir mutluluğa erişip derin nefes alırım. Bir de ekmek, peynir ve şarap. Evet, bu kadarcık.
Birsen Tezer - Cihan
Bülent Ortaçgil - Light
bu albümleri bana verin, beni sessiz, sakin, yalnız olup açık havada oturabileceğim bir yere götürün. O zaman şarj olurum sanırım. 1 tam gün ya da 2 tam gün. Evet iki tam gün. O zaman saf bir mutluluğa erişip derin nefes alırım. Bir de ekmek, peynir ve şarap. Evet, bu kadarcık.
Visa Vol.10
bakkalda bir adet kibrit 0.25 tl.
kaktüs kafe'de caramel macchiato 9 tl.
sevgilin ve en sevdiğin arkadaşlarınla bir gecede hem jehan barbur'dan sensiz olmaz, hem birsen tezer'den çığılık çığlığa'yı dinlemenin değerine, paha biçilemez.*
kaktüs kafe'de caramel macchiato 9 tl.
sevgilin ve en sevdiğin arkadaşlarınla bir gecede hem jehan barbur'dan sensiz olmaz, hem birsen tezer'den çığılık çığlığa'yı dinlemenin değerine, paha biçilemez.*
*biçilememeli de zaten.
duruyorum.
duruyorum böyle.
öylecene.
bi cümle takıldı aklıma bir filmden.
kimsenin beğenmediği bir filmden.
kız diyordu ki arkadaşına(!): "bazen öyle güzel, küçük şeyler veriyor ki..."
işte o nokta noktanın devamı yok zihnimde. halbuki 6 yıl önceydi, çok beğenmiştim o filmi.
yine de yok aklımda işte.
şu an olmak istediğim yerden epey uzaktayım.
yanımda olmasını istediğim kişi/kişilerden de uzaktayım.
hep uzaktayım.
yüzüm hep gülüyor, neşeliyimdir ben.
ama bazen de ağlamak ister insan; nedenli nedensiz...
çok da sorumluluk yüklemek istemiyorum...
burnumda vanilya kokusu var.
düşünmelerimi durdurup buna seviniyorum...
duruyorum böyle.
öylecene.
bi cümle takıldı aklıma bir filmden.
kimsenin beğenmediği bir filmden.
kız diyordu ki arkadaşına(!): "bazen öyle güzel, küçük şeyler veriyor ki..."
işte o nokta noktanın devamı yok zihnimde. halbuki 6 yıl önceydi, çok beğenmiştim o filmi.
yine de yok aklımda işte.
şu an olmak istediğim yerden epey uzaktayım.
yanımda olmasını istediğim kişi/kişilerden de uzaktayım.
hep uzaktayım.
yüzüm hep gülüyor, neşeliyimdir ben.
ama bazen de ağlamak ister insan; nedenli nedensiz...
çok da sorumluluk yüklemek istemiyorum...
burnumda vanilya kokusu var.
düşünmelerimi durdurup buna seviniyorum...
böyle bi güzellik, böyle bir keyif olamaz. Eğer izlemediyseniz, mutlaka indirin, çalın, çırpın, çorlayın bulun ve Mary and Max'i izleyin...

Mary and Max Adam Elliot tarafından senaryolaştırılmış gerçek bir hikaye.Melbourne’de, alkolik bir anne ve dengesiz bir babanın kızı olan 8 yaşındaki Mary, sıkkın, anlamsız ve boş hayatına renk katmak için, aslında ansızın ve hatta fazlasıyla cesur bir karar alır: Telefon rehberinden gelişigüzel bir isim seç ve o kişiye bir mektup yaz!
Kader oy hakkını, o tesadüfi ismin Max olmasından yana kullanır. New York’da yaşayan, panik atak, yalnızlar yalnızı, dünyaya yabancı, obezlerden bir obez olan Max, aldığı bu mektup karşısında önce kriz geçirir, sonrasında ise tam 20 yıl sürecek bir mektup arkadaşlığını başlatır.
Hayata, insanlara, arkadaşlığa ve yalnızlığa dair bir öyküyü, naif ama can yakan tespitlerle, büyük ama ukalaca gelmeyen sözlerle ve birbirinden leziz 2 muhteşem karakterle anlatan bu filmi, derhal izlenecek filmler listenize alın. *
*alıntıyla karışıktır.
burda da bişeyler var...
şu an bu blog kilitli, 3-4 kişi dışında kimse okuyamıyor ya hani... olsun yine de belki bi okuyan olur. o okuyan da terkedilmiştir, acı çekiyordur diye, bir iyilik (ya da kötülük) yapayım dedim. böyle buyrun, acınıza acı katın :)
aslında şu noktada öğrenmemiz gereken şey 1 haftanın 7 günden oluştuğudur. bu 7 günün 5 günü 7de kalkıp 23:00-23:50 arasında yattığımız unutulmamalıdır. cumartesi ve pazarın dinlence günü olduğu da unutulmamalıdır. özellikle meslek gereği o 5 günün 9 saatinin bir çift monitör karşısında geçtiğini aklımızdan çıkartmamak gerekir. cumartesi ve pazarın eğlence içerikli dinlence günü olduğu en önemli noktadır. mesela kahvaltıya gidilir, çarşı pazar gezilir, uyunur, arkadaşlarla takılınır nebileyim eş dost görülüri öpülür sevilir, spor yapılabilir, efendime söyleyeyim maksimum oturur iki kadeş içki içersin sevdiceğinle, 1 sinemaya gidersin. olmadı evde bir film izlersin. sarılır uyursun. evde misin, oh ne rahat... duş alırsın ne bileyim, ördekle oynarsın, kitap okursun.
DİNLENİRSİN ULAN.
ama yoook okur mu? serde gençlik var ya içip dağıtacaksın gece körlerinde çılgın atacaksın, hayatın zevki böyle çıkar değil mi :)
ay pazartesi pazartesi nasıl hastayım belli değil. burnum yok mesela, düşecek. Böyle bir şeye ihtiyacım var. tek ihtiyacım olan şey terliklerimi giyip, sıcak çayım ve pijamalarımla tv/pc karşısına geçip yorgana sarınmak ve huzur* bulmak. lütfen işten 5 te çıkalım artık.
Böyle bi hayat benimki de işte.
*bi ara anlatacağım.
DİNLENİRSİN ULAN.
ama yoook okur mu? serde gençlik var ya içip dağıtacaksın gece körlerinde çılgın atacaksın, hayatın zevki böyle çıkar değil mi :)
ay pazartesi pazartesi nasıl hastayım belli değil. burnum yok mesela, düşecek. Böyle bir şeye ihtiyacım var. tek ihtiyacım olan şey terliklerimi giyip, sıcak çayım ve pijamalarımla tv/pc karşısına geçip yorgana sarınmak ve huzur* bulmak. lütfen işten 5 te çıkalım artık.
Böyle bi hayat benimki de işte.
*bi ara anlatacağım.
visa vol.9
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








