Kendime "dur" diyecek değilim!

.
.

Bir adam bul kendine sana aynalar tutmasın
O kadar güzel yüzün içine bakmasın, seni korkutmasın.


Hep aptaldım, hep aptal kalacağım. Aşka inandığım için değil ya da sevgiye, güvene...
Aptalım çünkü kendime inanıyorum, başkalarını nasıl kandırıyorsam kendimi deöyle kandırıyorum halbuki.Kendime yalan söyleyecek değilim. Hep yanlış seçimler, yanlış tercihler. Pişmanlık değil hiçbiri. Pişman olmayalı çok oldu. Ama hırs, kızgınlık, kırgınlık sonsuz. Nefes almak kolay da veremiyorum.
Düşünüp dişlerimi sıkıyorum, boğazıma kadar tıkanıyorum. "Aman" diyorum, "geçecek. Hep geçmedi mi?" Yumuşuyorum.
Ama sormadan da edemiyorum, "ben dokunmaya kıyamazken, kızmaya kıyamazken nasıl da başkalarının oyuncağı olabiliyor?"

Aşk ya da sevgi değil bu biliyorum. Anlamıyorum, kimi kimden koruyorum? "Hayat havuzuna atlıçaam beeeğn" diye haykıran ben değilmişim gibi, atlamak isteyenlere "aman acıyacak" demek benim neyime? Elimde değil sanırım, kendime "söyleme" diyecek değilim.

Mutluluk güzel bi'şey değil aslında, zor olduğu için,az olduğu için öyle hissediyoruz o kadar. Karışmış bir ip yumağını çözmeye çalışıyorum yaşayarak. Çözdüğümü sandığım her bir an daha da içine karışıyorum. Kendime "karışma" diyecek değilim.

...ve bilmek, en kötüsü bilmek. Duymak, görmek. Biliyorum ne olursa olsa geri dönüş yok. Hayata dair hiçbir şeyde geri dönüş yok. Geri dönüşüm dedikleri şey de bile dönüş yok hiç...
Ama artık çok geç, acıdı bir kere. Yaralar kapanır hep. Ama izi kalır ve hatırlatır nerde düştüğünü her seferinde.

Kendimi durduracak değilim, seksi klipler tadında gelen adamlar kadınlar, giden adamlar kadınlar... Belki de insan sandığımız şeylere besleyebileceğimiz duyguları da güzel kutulara atıp,kaldırıp; kıyamamak değil de "kendi işine bakmak" şeklinde yaşamak gerekir. Bunu yapanlar mutlu mudur acaba? Eksik değiller midir dokunuşlarında? Sevişlerinde, sevişmelerinde?

Bilmiyorum ki. Soruyorum kendime sevdiğin,aşık olduğun ya da olabileceğini düşündüğün insanın yanında uyanmasından daha iyi bir sabah olabilir mi? Yanında tanımadığın bir insanla uyanmak daha mı rahatlatıcı olurdu? Sanmıyorum. Sanmıyorum ve öğrenmek için bunu deneyecek değilim. Eksik olacak değilim.

Uzun bir pazar kahvaltısı
. Tek hasretim bu şimdilik. Kalbimi kapadım, önüne dolaplar çektim. Kimsenin açmasını bekleyecek değilim. Daha önce açıldığı gibi yine açılır, yine açılır, yine açılır. Aşka küsecek değilim. Duyguya, dokunmaya sırt çevirecek değilim.

Ağlayacak olsam ağlardım, kendimi tutacak değilim. Sadece yazmak istedim yazdım.
Kendime "dur" diyecek değilim...

la Finestra di Fronte


Ben hep kaybedenleri seviyorum, neden şimdi beni kimse sevmiyor?
...Sonra şarkılar boğsun beni.
Nefes aldırmasın tamam mı?
Hı hı evet tamam.
"Şimdi o kanatlarını rüzgara açmış, "dur" diyemezler.
Başka sularda başka rüzgarlar arıyor.
Başka yollara yürüyor.
Başka, başka, başka..."
Yine de bir şey var içimde. "Polyanna" desinler isterlerse. Savaşıp yaralar alıyorum, acıtırken güçlendiriryor gerçekten. "Düşersen acır" diyenlere arkamı döndüğüm için kızdılar hep. Düşüp acımak istediğimi anlatamadım. Ben kötü oldum arkamı döndüğüm için.
Acıyorum şu anda çok. Huzura çok uzağım. Ama iyi bir şeyler var. Bir şekilde dolu dolu geçiyor hayat. Hata yok, yara var. Kapanır, dert değil.



fonda: 110 - gölge

Uçurtma Bayramları


Şimdi sadece yorgunum, uyuyacağım.
Bir de uçurtmalar.
Uçurtma uçurmak istiyorum o kadar. Yapamadıklarımı onun yapmasını, rüzgarda özgürce sürüklenmesini izlemek istiyorum. İmrenmek istiyorum. Sonra o özgür olduğunu düşünürken, adice ipleri gösterip aslında iplerin benim elimde olduğunu göstermek istiyorum.
Sen de özgür değilsin uçurtma, ben de değilim.
Üzgünüm uçurtma.
Çok üzgünüm.


birrüyabirümideyaslanıpyaralandımtutunduksevgileredüşekalkahepyolaldıkyenilmegelyenilmegeluçurtmabayramlarıvarhaydisevindegelölümsüzözgürçocukluğunakoşgelhaydikoşhaydigelbiravuçsevinçalannendenbanadabirazveröylesineöylesineyalnızızkişukoskocamanşehirvebizbakneolurbarisengelbelkidealdatıldıkbelkidünyahiçdönmüyorimkansızyanıldılarölümyokölünmüyorimkansızahimkansızgeluçurtmabayramlarıvarhaydisevindegelölümsüzözgürçocukluğunayenidenyolver...

Aslında hep düşeriz. En baştan düşerek başlarız hayata. Arada tutunacak dallar buluruz ve biraz orda kalırız. Mesela bazıların epeyce tutunup huzur bulurken bazılar ellerimizin arasından kayar gider. Tam da "tuttum bu sefer" derken.
Kederimden ölsem de bir şey gelmez elimden.


P.S.:Ayrıca ben gerçekten adam olmam bunu anladım bu hafta. Hayata dair söylenebilecek bir sürü afilli lafım var ama kendimesöyleyecek bir şey bulamıyorum. Daha 1 hafta olmadı "İtirafçı olmak" şarkısının sözlerini yazıp kendime kızıyorum, ama hala akıllanmıyorum.
İyi ya da kötü bir şey olduğunda içim içime sığmıyor, ne yapayım.

Hayatta ufak heyecanlar, anlamsız umutlar ve bir türlü ateşe dönüşmeyen
kıvılcımlar var sadece.
Geri kalanı heeep hüzün, heeep gözyaşı...

Büklüm büklüm büküldüm bük..

Kalbimi soğuk ve büyük bir bıçakla kesselerdi hissedeceğim şey buydu. Telefonum çalınca dedim içimden "mesaj atan sen olma. Nolur sen olma. Çünkü sensen acıtacaksın"
...ve acıttın.
çokça!

eğildim büküldüm,boğazımda düğümler.
Yine de gülümsedim.

Hayatımın bundan sonraki kısmına da fon müziği buldum;


dörtgünlükbirşeyiştegüzeldiyaşandıvebittidiyedüşündükoysabirduygusalyükvurdukyüreklerimizekırılıpdöküldük

% 0 umut,Metin RengiMetin Rengi
% 100 aşkla bekliyorum.Metin Rengi

bu bekleyiş sırasında zaman zaman kendime bakıp gülüyorum, zaman zaman acıyorum. Uçlarda yaşıyorum, uçurumlarda dolaşıyorum.

Tam anlamıyla söylemek gerekirse,tekrar ediyorum; KORKUYORUM!
Kaybedecek bir şeyim olduğu için.
Nasıl oldu da bu kadar sarıldım sana bilemiyorum, kendime kızamıyorum.
Çok mu saçma? Evet çok saçma ama özledim.

Çokça!

Ben tüm bunları yazarken bir mesaj: "Olmayacak!"
Peki.
"yanarken yaktığını bilirsin" diyor bir şarkı, o yüzden bekliyorum işte. O yüzden anlıyorum seni.

Tanrılar Öldü...

"Naber napıyorsun" diyorlar,
"onu seviyorum, sen napıyorsun?" diyorum.
"iyi noolsun, çalışıyorum" diyorlar.
Ne kadar boş yaşıyorlar.

Aşık olmanın verdiği haklı gururla, aşık olmamış (Bülent Ortaçgil'in dediği gibi "hiç sevişmemiş insancıklar gibi") insancıklara üzülüyorum. Üzülmüyorum, şakaydı. Acıyorum. Yok acımıyorum da, tüm olup biten kendimi özel hissetmem. He beklemenin kahrını çekmiyor muyum? Evet çekiyorum, her bir an kahroluyorum da ama gülümsüyorum. Yanımda uyandığın o sabahı düşünerek daha da gülümseyeceğimi biliyorum. Sadece "zaman" diyorum bir de bilmek istiyorum. Ama sormuyorum. İlgisiz görünerek seni rahat bırakmak istiyorum. Yoksa kalbim adınla atıyor,bilemezsin. Gözümü kapadığım her an nefesin geliyor kulağıma,akıyorum adeta,uçuyorum belki de.
Yağmurun sesiyle uyandığım sabah!
İşte o sabah hem yağmuru çılgınca dinlerken hem de güneşi bir o kadar çılgınca bekledim. Çıkan güneşe içimden "bak yanımda kim var" dedim. "Bak omzuma kim sarılmış". Artık güneş o tepedeki sarı şey değil bendim,haberi yok.
Gökkuşağını bekledik bi an, dışarı bakmadan. Dışarı bakmana gerek yok dedim ben, güldü o. Çok güzel güldü. Sevindim ben.

Her şey o kadar güzeldi ki, tanrılar utançtan öldü!
Bu kadar.
Ama yine de korkuyorum. Kaybetmekten korkuyorum. "Hiç kaybetmeyeceğiz ki birbirimizi" dedi. Ama korkuyorum, elimde değil.


...
gelmiştim, görmüştüm, yenilmiştim, sevmemiştim tam gidiyordum dünyadan sen yokken
öyle güzel aldın ki beni içine, öyle sardın ki benim oldun
ama korktum
kaybedecek bir şeyim oldu diye korktum
...
acıkmıştım, susamıştım, üşümüştüm
kavrulmuştum sıcaktan sana geldim
damağım kuru, gardım inik, boynum bükük, dedim `yine al beni`
...


aylar sonra gelen edit: bu günler geçti de, "sakin - laleler beyaz.mp3"
hala tam da bugünü hatırlatır bana...
düş bile kurmazken ben,
yanımda uyandın sen...

kalbim adınla atıyor.
ve evet, kuş uçtu, kanatlandı gitti kalp.
dünya durmadı ama yavaşladı, sindiriyor.
Güzel bir rüya.
Kısa ama güzel.
Sonra olmayacağını bilerek dünyaya "günaydın" demek.
Yine de güzel bir rüya.
Olmayacak olsa da.

Günaydın dünya :)
Hayır, daha ne olabilirdi ki, ne bekliyordum ki?
Sıkışıp kaldım adeta.
aninvaytıd. its komplikeytid.

:) bak hala..

tam da böyle bi'şeydi rüyam :)
Şimdi anlatamayacağım. Ne uzun olduğundan ne gizli olduğundan ne hede ne hödösünden.
"its komplikeytıd" senin anlayacağın şekerim :)

ben bu yazıyı okur okur gülerim arada.
bir iki kişi daha var, onlar da okur güler;kuzularım benim...

İçtim içtim keyiflendim canıma değsin
İçtim içtim şereflendim
İçtim içtim zehirlendim annem affetsin
İçtim içtim keyiflendim
Kadehlerde temizlendim
Ayaklar havada kanatlar yerde
Düz yürümek çok zor yine
Vay vay Bayanlar baylar
Kızlara yakışır mı hiç böyle şeyler
İçtim içtim bir kız gördüm
Güzel yandı çabuk söndü
Bildiği bir sır mı vardı?

Çünkü bu şarkı benim genel halimi yansıtmakta; "ayaklar havada kanatlar yerde" Ama günden güne güne anlıyorum ki aslında ayaklar hep yerde olmalı ve kanatlar hiç olmamalı. Okul bitip de iş aramaya başlarken sevgili büyüklerim(!); "işte gerçek hayat başlıyor Bilu" dediler bana. Nasıl da yalanmış. Aslında gerçek hayat dedikleri o mükemmel ve kısacık dönem, nasıl da bitiyormuş.

Dün işten çıkıp eve gelmek üzere yola koyulduğumda otobüste ölüyorum sandım. Aynı saatte, aynı otobüse, aynı insanlarla binmiştim;aynı insanlardan biri olarak. Otobüs yine aynı kokuyordu, yine bi kadım "şoför bey niye yavaş gidiyorsunuz" diyordu,biz Taksim meydanında kırmızı ışıkta durmuşken yine önümüzden "santralistanbul" otobüsü geçiyordu, az ilerde 3 fahişe yine ara sokakta arabanın birine yaslanmış sigara içiyordu, yine sarı Kalos model araba sağa çekmişti... Yine, yine, yeniden!

Sanki biri boğazıma sarıldı o anda ve adeta beynimin içinde kötü adam sesiyle bağırdı:" işte senin hayatın bu,gideceksin geleceksin. Gezmeye tozmaya, bir kitap dahi okumaya ne vaktin ne de halin asla olmayacak". A ah o neydi!

İçimden defalarca "hayır öyle mongol olmayacağım" dedim. Eve gelip yemek yedim ve yattım. İşte tam da öyle mongol olma noktasındayım.
Belki bugün dünden biraz daha değişik biraz daha anlamlı geçer.

Görüşürüz sevgili blog.

fon:sessiz,bir kaç kuş ve karga belki...

umarım aklımdan geçenler olmaz.
yoksa ağlarım çok!
ühü ühü ühü diyee!
Hey, sakin ol!
Kimseye söyleme.
Kime ne?
Herkesin hayatı kendine...

Biz de biliyoruz;
Aşk tanık ister.
Ama ne kadar çok seyirci,
O kadar kaybeder.

Bana güven, dinle beni.
İtirafçı olma sakın,
Yalan da söyleme,
Sus yeter!

Hey, duydun mu?
Çok fazla tehlike var
Aşk hesapsızdır, savunmasızdır;
Kolay kanar.

Şimdi sorarım hayata, "bu şarkıyı niye 1 yıl önce karşıma çıkartmadın da acıttın, acıttırdın? Neden coşkumu kursağımda bıraktırdın?"
Yazmazsam öleceğim bir güne daha merhaba :)
Sevgili blog. Acayip ya. Her şey acayip. Acayip ve güzel. Karışık da aynı zamanda. Ay ne bileyim ben :)

Bak gülüyorum, çünkü güzel. Ama bazen düşünüyorum, çirkin. Çünkü insanlar kötü. Çok kötü insanlar.
Ben "canım" dedim ya birisine, canımdan koptuğu için derim, canım olduğu için derim. Sevgilidir belki ya da bir arkadaş, farketmez. Sonra gözünün önünde kırıldığını, büküldüğünü görürsün, gördükçe sen de kırılır bükülürsün.
Hayata karşı durmak gibi bi çabam yok. Hayat beni ezdi geçti bi çok kez ya da gün geldi ben tokat attım suratına. Aramızda böyle bir ilişki var işte ve aşk nefretle kardeş bir noktada.
Bir çok noktada hatta.

Sonra canımsın dediğin adama/kadına sarılıp uyumak tüm yaralarını kapatır bir anda. Bunu istemek bile. Yaralarını kapatacak birilerinin var olması iyileşme sürecini hızlandırmaya yeterdir. Tozu bile kalmaz kokusunu duyduğun anda.

Yani diyeceğim o ki masum değiliz hiçbirimiz. Günahlar,hatalar ve suçlarla yıkanıyoruz her bir gün. Ama o pis adamlar varken, beni aşık olduğum veya olacağım için kimse cehenneme atamaz.

Sevgili Hegel, ruhun şadolsun. Seni sevemedim hiç ama haklıydın.

p.s. aklımdan geçenleri ifade edemedim,edemezdim de. Ama bunu okuduğumda ben hatırlayıp gülümseyeceğim, bunu biliyorum.

Şimdiyse;
Tam ortasındayım yağmurun,karın, soğuğun ortasındayım
Nasıl da paylaşıyor insan isterse,nasıl da birmiş meğer hasretler.
Nasıl da mecburmuşuz sabretmeye,sevmeye, öğrenmeye

Tam ortasındayım yolun,koşunun ortasındayım
Tam varıyorum ki hedefe bir yenisi başlıyor
Bu oyun hep aynı, değişmiyor;hala devam hala figân
Hem de bile bile

a sorta fairytale
Kaç kurtar kendini ben oyalarım;git

içimde ne varsa sana alışan.

hiç olmamıştı belki, hayat yalanlar bizi.

güçlü dur zamanbu acıda

yağmurdan sonra toprak kokusu yüzün

toprak kokusu yüzün

dokunsamda özlesem deaynı yüzün aynı hüzün

bir adam bul kendine sana aynalar tutmasın o kadar güzel yüzün içine bakmasın seni korkutmasın

özlesen de arasan da kendine sakla

kendine sakla

herkes her şey senin olsun bir beni yasakla bir beni yasakla

Şaka bir yana, sen bir yana...

Şaka bir yana, sabah sabah yıktın beni.
Tek kelimeyle "yık-tın".

Hediyen için de ayrıca teşekkür ederim.
O kadın.
(o kadınsın inkar etsen de...)
"Şehre bir yağmur yağdı ben ağladım.
Ben giderken en çok seni götürdüm.
Yardan düşmüştüm, yaralarım yardan armağandı.
Ben sevmeyi beceremedim, belki de sevilmeyi.
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı."
Ben , yağmur , ağladım...
"biz"le ilgili son cümlesi, "beni unutma" oldu.
Sanki unutabilirmişim gibi. Güldüm ben de içim acıyarak.
Sonra dinledim 847684 kez aynı şarkıyı. İnsanların adımı söylmesini o şarkı sanana dek dinledim. "bilir misin seni gerçekten sevdim" diyor ya, "bilmez olur muyum deli" diyemedim işte. Sustum. Susturuldum bir şekilde.
Boğazımda bir düğüm kaldı; yüzümde de bir gülümseme.O kadar.

Bu da öylesine bir gündü işte, seni düşündüğüm bir kaç an hariç.
Ne biçim de içtim,
ne biçim de ağladım,
ne biçim de güldüm,
ne biçim de öptüm,
ne biçim de dağıttım.
Oh!
Sefam olsun.
İçim yanıyor.
İçim acıyor.
İçim kanıyor.
Hoş geldin sensizlik.
Gece rüyamdan dürtülmüşçesine uyandırıldım,farkında olmadığın sesinle. Dedin ki:
"Saçlarımda kokun kalmış."
İçim ürperdi. Gülümsedim,senden uzaklarda uyumamalıydım o anda, kollarında olmalıydım.
Olamadım,hüzünlendim,uyudum...

Günaydın şimdi.
"Kadından kendisinde olmayanı isteriz
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz..."

"acıları bırak!!!"

beni mutlu et.
gerekirse yalanlar söyle, mutlu et.
gülümset beni,neşelendir.
beni mutlu et.
sevindir beni,gerekirse yalanlar söyle.
eğlendir beni,neşelendir,sevindir biraz.
yalandan da olsa güldür beni, neşelendir.


:)
Şimdi "mutluyum" diyorum. Rahatlık,önemsemek, önemsememek, suçluluk vs. Dışardan bakıp gülüyorum kendime. Afferin lan diyorum, afferin kendime. O mutluluk, sırlarını ya da kendini birilerine anlatmak değil; sırlarınla yüzleşmekten, hatta "kendinle yüzleşmekten" doğan bir rahatlığın eseri aslında.
bekleme yazmayacağım...
söylemeyeceğim hiçbir şey...
bilmeyeceksin, duymayacaksın hissettiklerimi.
tıpkı bana "bir daha beni görmeyeceksin, hadi git" dediğin gibi...
daha da bir şey söylemeye gücüm yok zaten.
bence dünya artık bitsin, herkes ölsün.
sonra da dünya en baştan başlasın...
çünkü artık bişey kalmadı yaşanası...



bkz. 3.sayfa haberleri,anasayfa haberleri, tüm haberler...
"Yaz yağmurlarıyla, güz yapraklarıyla,
Gündüz düşlerinde o benim oluyor...

Yaz yağmurlarıyla, güz yapraklarıyla,
Gündüz düşlerinde beni seviyor...
"

Dudağıma küçük bir öpücük kondurup kendine başka bir aşk seçti. Arkasına bakmayı isteyerek ama kendine yediremeyerek gitti. Gitti ve kendine başka bir aşk seçti.
Şimdi kimse inandıramaz beni ölümün en kötüsü olduğuna.
O bilmedi.
Hiç bilmedi.
Kapıların ona açıldığını,o daha şehrime gelmeden onu kapılarda beklediğimi...
Bilmedi de bilmeyecekti de.
Çünkü bilirsin, bilmeyince güzeldir her şey.
Sözler unutuldu.
Şimdi ben yamaçlardan atlıyorum, dağlara çıkıyorum, zirvelerde dans ediyorum.
O ise dudağıma küçük bir öpücük kondurup kendine başka bir aşk seçti. Sonra bir başka aşk ve sonra bir başka aşk.
O hala küçük, o hiç büyümedi...


fonda: 4 X 4 - arada bir

Gecenin İntikamı

... sonra gece gelir ve sevgilinin koynunda uyumuş olduğum tüm huzurlu gecelerin intikamını alırcasına çekip alır uykularımı."sana bu kadar huzur yeter" dercesine gözlerimi kapatmamı,uyumamı engeller.
"sabahı zor ettim" derler ya.
ben edemedim mesela.
boğazımda düğümlendi ayların huzuru adeta.
ne yapıyorum ben dedim, ne yapıyoruz biz...
sonra geceler yansın, günler kurusun...
pek önemli değil senin kalbmi kırmanın yanında...


fonda:sertab erener-yalnızlık senfonisi

Arnavutköy ve küçük kız.


Ne zaman sela okunsa camide ve beri gelse sesi kulağıma içip ürperir. Gözüme bambaşka fotoğraflar, kulağıma bambaşka sesler gelir. İlk çocukluğumdur Arnavutköy. Bildüğüm tüm yangınları izlediğim, herkese selam vermeden geçilmeyen köy kahvesi tadında bir semttir. "Yaşamayan bilmez" diyecek oluyorum ama bazıları yaşasa da bilmez bu duyguyu, bu iç gıcıklanmasını. Dedim ya sela hatırlatır Arnavutköy'ü, bir de sabah ezanı burnumun direğini sızlatır. Caminin hemen arkasında kalan evimizden hoca öksürse duyulurdu. Küçücüktüm o zaman, bakmakla görmenin farkını bilmezdim ve ezan sesini Allah'ın sesi sanırdım. Sabaha karşı o sesten çok korkardım, annemin yanına gidiverirdim. Gündüz şehrin kalabalık sesine karışan ezanlar beni etkilemez irkiltmezdi, hala da öyle. Ama sabah ezanı korkulu bir huzurla dolardı evimize Arnavutköy'de. Bir de sela okundu mu hemen üzülüverirdik çocuk kalbimizle ve çocuk aklımızla. Arnavutköy minik bi yerdi, herkes birbirini tanırdı. Tanışıklığı olmasa da kim kimdir bilinirdi. Sela okunduğunda da burkulurduk "acaba kim öldü" diye. İlla ki bilirdik birinin öldüğünü.Ya misket oynadığımız Ahmet'in dedesi ya ip atladığımız Bahar'ın ninesi ölürdü. Biz pek anlamazdık, gider evlerinin önüne, "misket oynamaya ne zaman geleceksin" derdik, "annem izin vermiyor" derlerdi de aslında gelmeyi isterlerd. Biz ölümle tanışmayı reddederdik aslında. Rumlarla doluydu etrafımız ve Ermenilerle. Kilise çanı da ürpertirdi bizi. Ölenler Ahmet'in dedesi, Bahar'ın ninesi olmasa da, Karen'in yeğeni, Silva'nın kocası ya da Kalipo'nun ta kendisi olurdu. Bizim hep içimiz burkulurdu. Ermenisi ,Rumu bizi hiç rahatsız etmezdi de isimlerini kıskanırdık, havalı gelirdi Alex, Linda, falan olunca. Severdik birbirimizi. Selaya hepimiz üzülürdük. Cuma günleri camide cuma namazı çıkışı dağıtılan şekerlerden hepimiz yerdik. Kiliseye çocuk halimizle sokulmadığımızdan gizlice girer mum dikerdik. Evimiz iki katlıydı da bahçesi küçüktü. Rutubet olurdu çiçek olmazdı hiç.Mahzen vardı eski eşyaların durduğu, bana perili gibi gelirdi orası. Giremezdim hiç. Ölümü reddederdik de orda hep ölenlerin ruhu yaşar sanırdım.

Hala bir sela sesi, bir sabah ezanı, bir kilise çanı ürpertir içim ve Arnavutköy'ü getirir aklıma. Saçı başı dağınık, cebinde misketleriyle ve pis elleriyle bir kız tasavvur ediveririm. Zaman zaman okul dönüşü önlüğünü çıkartmadan oyuna koşan,arkadaşlarının annesinden korkan ve tek hayali Hacı Amca'nın oyuncak dükkanının dar ve tozlu vitrininde duran -o zamanın parasıyla 120 bin lira- olan uzaktan kumandalı mor-sarı vosvos olan.
...ve içimde bazen bir yara, bazense küçük bir mutluluktur Arnavutköy.

Sonra biz büyüdük ve kirlendi dünya...

p.s.:birgün babam o vosvosu aldı bana,gece gündüz demeden oynadım...